18 Nisan 2020 Cumartesi

Yayındayız Türkiye'm - Didem'in Gözünden


Corona Günlerinde geçen 33. gün ve en son dışarı çıkıp bir daha çıkmayalı ise 29. gün bugün... Bir Didem'in Gözünden yazısını daha Korona Günlerinde yazar iken merhaba diyorum sizlere... :)

Yayındayız Türkiye'm diye giriş yaptım, çünkü internet herkesi capcanlı gördüğümüz bir platform bu günlerde şimdi; ünlüsü ünsüzü, yakını uzağı, eski yeni kimler var ise hepsi canlı yayında işte... :) Bu süreç başladı başlayalı canlı yayınlar ve canlı konserler ile geçiyordu ilk başta çoğunlukla akşamlarım benim de. Gündüzleri daha çoğunlukla rahatlatıcı konuşma içerikli (uzmanlığı psikoloji dalına yakın olan kişilerin) yayınlar, akşamları da ev konserleri ve sevilen komedyenlerin-oyuncuların canlı yayınlarda buluşmaları & Soru-cevap yayınları...

İki hafta önce idi, ben bunları düşünür "vay be!" derken; "Ne güzel oldun sen be Dünya" diye bir şiiri dinledim sosyal medyada. Her mısrası can alıcı olan şiirin, şurası çok manidar geldi öncelikle;

"Konserlerine katılabilmek için cep telefonlarımızı sattığımız sanatçılar sırf unutulmamak için evlerinden canlı konser veriyor!"

Benim bu yazımda yola çıkıp da değinmek istediğim taraflar belli olduğu için; diğer can alıcı mısralarına, yani şiirin geri kalan tümüne değinmiyorum bile...! Siz dinlemek isterseniz, benim gibi "işte bu ya, düşündüklerim tam da bu!" demek isterseniz diye de linkini buraya bırakıyorum. :)

Giriş yapmadan önce, ciddi ciddi bir zamanlar konserine gitmek isteyip bilet fiyatlarına aklımın hayalimin uçtuğu birçok şarkıcıyı corona sayesinde canlı yayınlarda şarkılarını söylerken gördüm ya! Daha ne diyeyim ki, ölsek de gam yemeyiz herhalde. Bu gibilerin yanı sıra, evde canlı konser vermeye gerek duymayan nice sanatçılarımız da bu süreçte sessiz sakin paylaşımlarıyla ve bizleri sevdiğini söyleyen canlı yayınlarıyla varlıklarını sürdürüyor tabi... :)


Yayınları takip ederek geçti işte benim ilk iki haftam da, her birimiz gibi gecem gündüzüme de karıştı ya! Benim bu süreçte en sevdiğim yayınlar, gece 12'den ve 1'den sonra başlayan Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 oyuncularının canlı yayınlarda buluşmaları idi zira. Bu canlı yayınlardan birinde, eski sevgililer bile barıştılar üstelik (ciddi ciddi!) :) Komedi muhabbetleri izleyip uyumak da güzeldi ama bir süre sonra bu uyku düzenimi bozmak bana yaramadı, şimdi birkaç gecedir eski uyku düzenime yeniden dönmeye uğraşıyorum... :)


Yayındayız Türkiye'm dedim işte, bu yazımda size Corona günlerinde sevdiğim birkaç yayından ve youtube videolarını paylaşmak istediğim için...


Öncelikle çok film izler oldum şu sıra yine, şükür ki yani diyelim! Misal, daha iki gün önce Harry Potter'ın son filmini izledim; son 5-6 senedir bir türlü son üç filmini izleyemediğim seriyi bu süreçte böylece bitirmiş bulundum! :) Sonra izlemek istediğim listelerime el attım, dizi izlemeye odaklanamıyorum ama izleyip bayıldığım birçok film oldu bile şu arada... 

İki film önerecek olursam biri Türk, biri yabancı; Öteki Taraf (2017) ve Long Shot (2019) derim.

(Önerdiklerimin haricinde 15 Mart'tan bu yana tam 16 film izledim bu arada.)


Çok Youtuber Keşfettim bu arada;

Biri Murat Soner; kendisi eski radyoculardan imiş ama ben sesini hatırlasam bile ilk defa izliyor gibiyim aynı zamanda. İki hafta önce biri youtuber önerileri yaparken iki eski radyocu önermişti, canlı yayınlarıyla da varlar diye. İşte o iki isimden biri idi Murat Soner... Videolarını, analizlerini pek sevdim ve dizi analizi serisinin videolarını hemen hemen yarıladım bile! Dehşetle öneriyorum bu yüzden. ;)

Diğeri ise Hikmet Anıl Öztekin; İnstagram'dan takip ettiğim ama Youtube videolarını şu karantina günlerinde keşfettiğim youtuber şu an benim için kendisi... İnstagram'dan paylaşımlarını ve kitaplarını takip ediyordum aslında, hiç kitaplarını okumak nasip olmadı ama paylaşımlarını beğenerek takip etmekte de haksız değilimişim bence! Youtube'da şu garip günlerde "Karantina Günleri İçin 10 Videoluk Eğitim Serisi" hazırlıyor Hikmet Anıl Öztekin... Barış Özcan kategorisinde benim için, her ne kadar hayata bakış açıları ve yöneldikleri konular ikisini de izlerken farklı değerlendirilebilecekse de...

Youtube'da bu sıra en çok bu iki içerik üreticisini izliyorum özellikle işte... :)

Uruguaylı Damat var sonra izlediklerim arasında; ben İnstagram ve Youtube sayfalarında damat olurken Erik Dalı performansı ile tanımıştım onu, bakın burada misal! :) Bu sıra farkettim, Youtube hesapları varmış eşiyle. Benden kaçar mı, izliyorum onları da canım sıkıldıkça. Geçen gün İspanyolca ve Türkçe öğrenmeye giriş videosu yapmışlardı misal, güzeldi... :) Yeni kültürler tanımak ve bir o kadar da öğrenmek isteyebileceğiniz dillere dair kulak aşinalığınızın olabilmesi için bu tarz vloglar izlemek de güzel işte...

Zeynep'in Harikalar Diyarı var sonra; bir diğer İnstagram'dan tanıyıp, Youtube hesabını bu sıra keşfettiğim biri o da. Yeni Evli parodileriyle başladı önce, ben onu öyle tanıdım en azından. Şimdi evlilikler üzerine, akraba didişmeleri ve kadın erkek ilişkileri üzerine parodiler yapıyor hala. En son da Cambly'deki öğretmenlerden biriyle konuşma yaptı "Kıymet" tiplemesiyle. Çok eğlenceli ve tekrar tekrar izlenesi idi; tavsiyemdir... :)


Gelelim Ev Konserlerine, benim dinleyip çok sevdiklerime;

İrem - Hayalet Sevgilim; Sadece bir arama motoruna bunu yazın, karşınıza "15 sene sonra ilk defa" diye çıkar evde canlı yayında söylediği videosu zaten... İrem, yıllar sonra yeniden Youtube hesabıyla döndü aramıza zira, Türkiye'de bu malum sürecin başladığı ilk haftada. İlk izlediğim evde canlı yayınım benim de İrem'in canlı yayını oldu. Gözüme 2000'ler geldi onu dinlediğimde, birçoğumuz gibi yani! Bizim ergenliğimizde ilk hüzünlü hikayemiz ve ilk internet fenomeniz olmuştu İrem, nasıl özlemle izlediğimi siz düşünün yani! :) Ben yine de tam yayını da buraya koyuyorum sizler için, siz izlemek isterseniz diye ve ben de yeniden yeniden izleyebileyim diye... ;)

Aydilge Evde Canlı Yayın; Aydilge tam bir örnek olmadı esasında, daha öncesinde de ev ortamında sanatçı eşinin Kemanı eşliğinde şarkılarını seslendiriyordu ama bu sefer de yapmış yapacağını yani. Onun şarkılarını ve sesini dinlemeyi seven herkes, daha önce de yapıyordu demeden izler bence... Buradaki evdekal konserinden bahsediyorum tabii ki. (:

Candan Erçetin Bi' Tatlı Ev Konseri; Bana kalırsa bu "evde kal" konserlerini en ciddiye alanlardan biri idi kendisi, eski şarkılarını izlemek ve onu ekibiyle görmek çok güzeldi benim için. Tabii herkes evde kalması gerektiği için, tüm ekibi teker teker kaydetmiş şarkıları ve sonra birleştirmişler. Bence bu çok profesyonelce yapılan bir iştir ve işini ciddiye almak demektir... Ben Candan Erçetin'i eskisi gibi Kral Tv platformlarında görüyormuş gibi sevindim işte.

Evde yeniden klip yapanlar bile var bu arada, 4 Yüz gibi mesela; Kız Kıza şarkılarıyla ünlenen eski grup üyeleri, bu şarkıya her biri evlerinde çektikleri videolarını birleştirerek yeni bir klip yapmışlar. Mis gibi "Evde Kal temalı video kliplerimiz de var" yani şu sıra... :)


Şimdilik benim "Evde Kal" temalı oluşturulmuş içeriklere dair beğendiklerimde ön planda olanlar bu kadar. Bu yazımın altında, sizler için ön planda olan içerikleri de paylaşabilirseniz memnun olurum. Hem etkileşimde kalmış oluruz hem de birbirimizden haberimiz olur...

Bu yazımın sonuna önce bu süreçte takip edilmeye devam edilebilecek "olumlu içerikleriyle moral kaynağı olan iki isim bırakmak istiyorum; biri "Aşkım Kapışmak" (ki kendisi davranış bilimleri uzmanıdır ve bu süreçte en olay odaklı bizi kendimizce düşündürebilen kişilerdendir bence), diğeri de "Onur Yar" (ki kendisi eski radyoculardan ve günümüzün bana göre en güzel podcast içeriği üreticilerinden olma yolunda ilerleyen kişilerdendir). Podcast dinlediğiniz uygulamalarınızdan aratın ve dinleyin yayınlarını derim... ;)


Şiir ile başladım bir başka şiir ile bitireyim madem öyle bu yazımı, birçoğumuzla beraber bu süreçte ilk kez okuduğum bir şiir benim için de; ama bir güzel uyuyor ki bu zamana, bu günlerin de sonu hayır olsun diyerek paylaşıyorum sizinle de... 

...

Ve insanlar evde kaldılar,
kitap okudular ve dinlediler.
Dinlendiler, egzersiz yaptılar,
sanat yaptılar, oyun oynadılar
ve yeni varoluş yollarını öğrendiler,
durdular.

Daha derinden dinlediler.
Biri meditasyon yaptı, biri dua etti,
biri dans etti, diğeri kendi gölgesini keşfetti,
İnsanların düşünceleri değişti,
iyileştiler.

Cahilce, tehlikeli, anlamsız ve vicdansızca yaşayan insanların yokluğunda,
dünya iyileşmeye başladı.
Ve tehlike sona erdiğinde, insanlar ölüleri için ağladılar ve yeni kararlar aldılar.
Yeni bir dünya hayal ettiler, yeni bir yaşam biçimleri yarattılar,
Dünyayı tamamen iyileştirdiler,

Tıpkı kendilerini iyileştirdikleri gibi.




Geçecek bu günler de. Dilerim geçip bittiğinde bugündeki hayırları da görmüş ve kendi payımıza düşen derslerimizi almış olmak nasip olsun bizlere... 
Sevgilerimle. :)

26 Mart 2020 Perşembe

Endişe Çağı - 2020 - (Bu Da Geçecek)


2020'nin ilk "Didem'in Gozunden" adlı yazısını yazıyor olmak, hem de Mart ayının 26'sında bana hiç yakışır bir durum değilse de, bu vakitte buradayım işte... Öncelikle herkese buradan da Merhaba, yazmayı çok ama çok özledim ama benim için çok zordu buraya yazmak. İşte tam da bunu anlatmaya geldim. Endişe Çağı'na sabretmeye uğraşır haldeyim, her birinizin yaptığı gibi. Son süreçte dünyayı etkisi altına alan bir virüs sebebiyle evlerimizde ve de sosyallikten oldukça uzak haldeyiz. Biliyorum, birçoğumuz için çok zor ama hep beraber sağlık olsun diyelim. Birimizin sağlığı tehlikede ise, hepimizin sağlığı tehlikede şimdi. Bu süreç inanıyorum ki şunu çok güzel öğretecek hepimize;


Doğa benim için var, "biz" varsa "ben" de öyle varım! 

Bu sene bu bloğuma ilk defa uğruyor görüneceğim ben bu konularla ama bu konulardan kendimi uzak tutmaya çalışarak diğer bloğum "Yıllar Geçerken"de olabildiğince vardım aslında ... 


2020 bir başladı ama pir başladı ciddi anlamda. "Gelen gideni aratırmış" cümlesini, dünya olarak yaşamaktayız şimdilerde... Kendimi bu konularda konuşmamak için epey bir süre tuttum ama önce Avusturya'daki yangınlar ile dünya üzerinde ardı kesilmeyen depremlerle başladı her şey, sonra da ülkemizde başlayıp bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntılar, depremler, yangınlar, şehitler ve uçak kazaları ile devamı da geldi... Bir yerden sonra insan tutamıyor düşüncelerini de ve benim gibi yazıya dökmek istediklerini de işte.

2020'de gördüğüm üzere, her türlü kavga daha da büyüdü dünya üzerinde. Bu belki de çoğu kişiye göre çok hassasmışım gibi gelebilir ama benim de kalbime fazla geldi tüm olanlar... Oysa öncesinde 2019'da her birimiz umutla 2020 daha da güzel olacak diye umuyorduk. 2019 çok zorlu geçmişti ya, 2020 sanki onun gibi olmayacakmış gibi garantili geliyordu bizlere... Bu seneye kadar bana sonu çift biten yıllar da güzel geçer ve mutlu bir seneyi garantiler gibiydi. Ama şimdi; 2020 az öteye canım lütfen, diyesim var...


Yaşadığımız her sıkıntı her acı ve bir şey yapamaz hallerimizi, bunların bende yarattığı kırgınlığı ve dünya üzerindeki insanların hırslarının anlamsızlığını buraya kendimce yazmayı ve kendi endişe denizimde kendimi de batırmayı istemediğim için yazmadım işte.

Kimileri basitçe "neler yaşıyoruz, ne zaman bitecek bu süreç" gibisinden soru cümleleri kurabiliyor, görüyor ve duyuyorum. Bense Endişe Çağı diyorum içinde bulunduğumuz zaman dilimine, henüz sonu belli değilse de; bir yeni çağ başlangıcı sanki yaşadıklarımız, her şeyin sonu geldiği gibi bunun da gelecek elbet. Bu zamana dek yazmak dahi istemiyordum kendimce ya, biriktirdiklerimi yazma vaktidir şimdiyse...




Haberleri izliyorum, konuşulanları diliyorum herkes gibi. Sonra dönüp kendimce düşünüyorum! İki ihtimal var, ya yaşayıp bunları da korkularla atlatacağız ya da bizler de bu dönemi atlatamayanlara katılacağız. Her birimiz için gerçek bu kadar basitken, yaşam denen o güzel şeyin içinde sevdiklerimiz için ve kendi yaşamımız için korkuyoruz. Endişe duyduğumuz noktada da, bir süre sonra "bunun arkasında büyük güçler var, bizden güçlüler" diye düşünüp kendimizce bir mantıklı çıkarımlar yapmaya çalışıyoruz. Ama şu an için tek elden gelen tedbirlerimizi alıp evde oturmak... Ve tabii ki tüm bunların hepsi çok normal ama normal bulmayanlarımız ve bu süreci daha yoğun yaşayanlarımız da, umursamadan fazlasıyla dalgaya alanlarımız da var...

Corona Virüs, Kasım ayında Çin'in Wuhan kentinde başladığını duyduğumuz bulaşıcı bir hastalık olarak girdi hayatımıza. 2020 geldiğinde, önce Çin'deki ölümler artmaya başladı, sonra da İtalya ve tüm dünyaya yayılan bir veba halini aldı... Şimdi her birimiz korkar haldeyiz, çünkü aslında çok da basit bir virüs yok ortalıkta. Çok çabuk bulaşabilir ve direkt akciğer yetmezliğine sebebiyet veren ciddi bir hastalık ile karşı karşıyayız hepimiz... (Allah yardımcımız olsun inşallah.)


17 Mart'tan itibaren bizim ülkemizde de vakalar görülmeye başladı, ilk vakamızı resmi olarak bildirdi Sağlık Bakanımız ve o günden itibaren de tedbirleri sıkı şekilde almaktayız şükür ki... Şanslıydık ki, bu sefer bir bakanımız bize şeffaf olma sözü veriyordu. Ama akşam ama gece, bize verdiği bilgiler ve almamız gereken tedbirlerle güvenimizi kazandı ki; her ne kadar her birimiz tam anlamıyla bir çok şeye güvenemiyorsak da ülkemizde, bu dönemde biraz olsun bizi sakinleştirebilen bir bilim adamı var o koltukta şimdi diyerek de rahatlamış durumdayız... Buna da şükür ki!


Evde Kal kampanyaları başladı, sevdiğini koru sosyal mesafeyi koru ve bilimum cümlelerle bu hastalıktan olabildiğince korunabilirmişiz... İçinde bulununca, hiçbir şeye benzemiyor gibi geliyor değil mi? Önceki acılar da hiçbir şeye benzemiyordu ya hani. Ama şimdi dıştan "zengin, fakir, aç, tok, beyaz, siyah" ayırt etmeden bizi tehdit eden görünmez bir virüs var... Böyle düşününce de başka düşünceler başlıyor mu sizde de? Misal sanki tüm yaşananlar bir ders niteliğinde. Tüm dünya bu dersi almak zorunda; birimiz kendine dikkat etmediğinde biz olgusu çöküp gidiyor işte! Yaşadığımız tam da budur şimdi...

İşler durdu, eğitim ertelendi, virüsten korunacağız derken evin ihtiyaçları için bile çıkabilecek az sayıda kişilerimiz var ya şimdi; sosyallik falan kalmadı hiçbirimizde, yakın zamanda ekonomiler de çökerse korkusu sardı hepimizi... Yorucu bir düşünce ama kafayı yormamak gerek derken, sonucunda olacak tek bir şey var; "yaşayacak isek yaşayacak, dayanamaz isek öleceğiz işte" diyorum neticede. Bir nebze olsun beni kendime getiriyor. Ama öte yandan bu dünyaya yaşayabildiğimizce yaşamak için geldik, hani bu bedeni korumak da gerek ya! Her birimiz bu ikileme düştük de mi şimdi? Allahım sabrını versin cümlemize inşallah...

Öte yandan aklımdaki diğer düşünce de şu, bu yaşadığımız süreç hiç ama hiç boşuna değil... Yıllardır doğayı da, insanlık üzerine düzenli yaşamı da katlettik. İnsanların doğaya da birbirlerine de düşmanlığı arttıkça arttı. Doğanın ve dünya üzerindeki insanların bize karşı saldırı atakları, hep bir uyarı niteliğinde geldi. Alan var mı peki bu uyarıları? Bence kesinlikle bu uyarıları yeterince dinleyen de umursayan da yok. Duyup da duyurmaya çalışanları duymazdan gelenlerse deli dehşet derecede zaten...

Daha bir buçuk sene öncesine kalmadan, "ileride susuz kalabiliriz" diye konuşuyorduk ve bunun belgeseli yapılmıştı; hatırlarsınız, Gökhan Özoğuz'un anlatımındaki bu belgeselin adı "25 Litre" idi. O kadar çok beğenerek, öyle çok izledim ki o belgeseli... Şimdiki yaşadıklarımız da bunun bir benzeri. O belgeselin sonrasında daha çok dikkat ettim ki; insanlar doğanın izlerini sildikçe, doğa bir o kadar kendine katmaya devam ediyor. Seller, depremler, hayvan istilaları ve daha nicesi gibi... Bu virüs ve bize getirdikleriyle de, daha sonra bir nevi doğanın kendi dengesini geri sağlama çabasıyla olacak değişimlere sahne olacak. Bence öyle...


Bu noktada anlatamadığımı gördüğüm ve zorlandığım üzere, bir de içten içe baskıladığım korkularım dolayısıyla burayı kısaca keseceğim... Dünya'daki güçlerin etkisi değilse bu yaşananlar, birileri sebep olmadıysa bile; Allahım bize bir şekilde uyarı veriyor. "Doğayı koru, insanı sev ve insanca yaşa!" diye. Çok zor değil ama devlet adamları kendilerini doyurmak üzerine yaşamaya devam ederse ve biz insanlar da kendi iyiliğimizden başka hiçbir şeyi düşünmeden yaşamaya devam edersek, daha neler neler yaşayacağımızı aklımız hayalimiz alamaz. Bir kez daha söylüyor ve hep buna inanıyorum ki; Biz varsak, ben var olabilirim. Bizi düşünmeden hareket etmemizin, bana -sana hiçbir faydası yok; buna emin olalım!


Bir evin içinde nasıl günler yaşıyoruz dersek, işte bu düşünceler içerisinde günler yaşıyoruz... İkinci numara yeğenim doğdu, ablamın bir de kızı oldu bu süreçte; Allahım onu annesine babasına ve bizlere bağışlasın inşallah. Daha bir haftası dolmadı ama günlerimiz onun için de endişe duymakla beraber, lohusalık döneminde ablamın bizden de yoğun olan endişelerine sakinleştirici görevi görebilmek adına ablamı da yalnız bırakmamak ve yalnız hissettirmemek üzerine kurulu bir düzen içerisinde geçiriliyor bizim çerçevemizde...

Bu günlerimizi sevdiklerimizden oluşan kalabalıklarımızla, onların da hayırlı olsun dualarıyla beraber kucaklaşarak geçirmek isterdik ya; bizden başka kimse yaklaşamıyor şimdi bize ve de kuzumuza. Öyle ki ailecek bir araya toplandık da, dışarıyla başka bağlantımız olmasın derken birbirimizden uzak da kalmayalım dedik işte... Normal hayata dönemeyecek olmaktan yana endişeliyim bunun haricinde tabi ama ben bunu dile getirmemeye uğraşıyorum. Kendimi endişelerimle boğmamalıyım çünkü, bu sefer üzüntüm ve endişem aktif halde olur da normal halde yaşayamam diye korkuyorum kendimce...

O kadar çok komplo teorisi var ki, onları duymak bile istemiyorum! Dönüp, dünyada dengeleri değiştiren güçler var ise eninde sonunda adaletini göstereceğine inandığımız ahiret inancımla Allahım var diyorum ve dualarıma sığınıyorum... Bunlar oyun, teori hepsi! deyip geçemiyorum, "Allahım kötülere fırsat vermesin inşallah!" diyorum en azından...


Aklımı korumak için kendimi meşguliyetlerime veriyorum, sevdiklerimi düşünerek psikolojimi korumaya gayret ediyorum. Kafayı daha fazla buna yorsam, ki çok az da yormuyorum aslında ya (haberleri dikkatle izlemeye devam ederek, twitter'dan sürekli takipte olmaya devam ederek); birçoğu gibi bunalıma girebilirim, biliyorum. Ama olmayacağım Allahın izniyle diyorum... Yeğenim Kağanın derslerine odaklanıyorum, evde eğitim bir anlamda ona daha faydalı olabilmek adına an'ı unutmamak demek oldu benim için. Onunla vakit geçirmek için yeni oyunlar ve uğraşlar bulayım derken, onu oyalamak demek kendimi de oyalamak demek oldu aynı zamanda... Kitap okumaya, filmler izlemeye, oturup ders çalışmaya ve isim şehir gibi oyunlar oynamaya ve nice yeni oyunlar öğrenmeye yani oyalanmaya devam eder haldeyiz... Örgülerime ve kitaplarıma daha çok bağlandım ama yazmaya hala içim eskisi gibi akmıyor esasında. Buraya bugün tam anlamıyla acemice yazmaya geldim. Bildiğim en net ama beni aynı zamanda kuşkuya düşüren bir durum var ki "Bu Endişe Çağı da bir gün bitecek!" Bize düşen sadece sabretmek...

En son geçen hafta dışarı çıktık (üstteki kolaj fotoğraftada görüldüğü üzere) saçımı kestirmeye çıktık... Annem babam banka işlerini gördüler, benim istediğim örgü iplerimi aldılar ve ben bu sayede örmem gereken bir şal siparişime daha başladım; derken günler bu ölçüde geçmeye devam etti işte. Geçen hafta 17.03.2020 günü saçımı kestirmek için çıktığımız gün bir süreliğine son olacak ama sağlık olsun değil mi? Kendi riskim açısından ve sevdiklerim için evimde kalmayı doğru buluyorum ben de ve siz de evinizde kalın, ihtiyacınız ve mecburiyetiniz olmadığı koşullarda kalabalıklardan uzak durun lütfen...

Evden çıkamadığıma üzülmüyorum, zerre üzülmüyorum gerçekten. Üzüldüğüm nokta "evden çıkmanın tehlike göründüğü bir dünyada yaşıyor olmanın, çocuklarımızı evden çıkartamanın insansal tehlike boyutunu da geçmiş olduğunun gerçek olduğunu kabullenebilmek..." (Hah, buyrun birçok anlam içeren uzun cümlelerimle döndüm yine ben!) :))

Bu yazımda büyük vaatlerle bulunmuyorum. Bir geri dönüş yazım olsun istedim sadece. Bloğumda incelemeye devam etmek istediğim çok kitap, dizi, film ve bir o kadar da insan davranışları ile gündem haberleri var... Yazmadıkça -gördüğüm üzere- çok körelmişim. Bu yazı benim için bir utanç yazısı olarak dursun burada da, anlatmak istediklerim bundan daha fazlası bilin ki!

Korkuyorum, endişe duyuyorum, daha kötüsü bizi bekliyor diye ödüm kopuyor... Ama ben bunlara dalıp gitmek istemiyorum. Tedbirimi alıp yaşamaya odaklanmak istiyorum. Zira hala bu dünyada isem bir sebebi olduğuna inanıyorum. Bunları ben ailem ve tüm sevdiklerim yaşıyorsak, hepimizin kendince dersler alması gerektiğine dair çıkarım yapıyorum ve buna dair düşünüyorum. Ben bu yazıyı yazmışsam, geri dönüş yazım olsun diye içimden bir his beni böyle uyardı ise; bunun sonrasını da yazmak var, yani inşallah... :)

Eğer siz bu yazımı okuduysanız da, belki kötü düşüncelerinizden arınmaya ihtiyacınız belki de iyi düşüncelerinize ortak olabilecek birinin olduğunu hissetmeye ihtiyacınız var. Ben varım! Biz bunları da atlatacağız. Annemin de dediği gibi, bu kışın da baharına ulaşacağız... :)

Bir sonraki yazımda görüşene dek sağlıcakla kalın, sevgilerimle... (: