7 Kasım 2019 Perşembe

Herkes Bir Şey Söyler - Didem'in Gözünden


Epey zaman oldu yine, gözümle görüp söz söylemeden duramadığımı hissettiğim bir durum olmayalı... Esasında oldu da bu dediğim, biraz kendime saklamak ve susmak da istedim. Ama bu durum için susmak istemiyorum.

"Herkes Bir Şey Söyler" diyorum bu sıra, gözlemlediğim üzere de birçoğumuz bu "herkes"e daha fazla takılır olmuşuz şu sıra! Atasözlerimizde güzel örnekleri var bu konunun, önce onlardan başlayalım isterim;


Milletin ağzı torba değil ki büzesin. 

Herkes aklını pazara çıkarmış (mezada vermiş), yine kendi aklını almış (beğenmiş).

Kimse kendi ayıbını bilmez görmez.

Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz; Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

İki dinle bir söyle.

...

Dahası da var elbette, sizin en bildiklerinizi de yorumlara yazmanızı beklerim...



Düşünsenize, teknolojinin getirdiği bir gereklilikmiş gibi "herkes herkesin hayatında kendini söz sahibi" hisseder hale geldi. En basitinden, bir yerde fotoğraf paylaşacak olsan; "hımm, geçen gün şurada imişsin Gülşeeen" diyor, haber vermedin veyahut nasıl gittin diye hesap sormaya başlıyorlar! Gülşen nereden çıktı ise içimde bir Gülşen'leri savunasım varmış demek ki! Gülşen'leri desteğe davet ediyorum! =) (Not; konunun Gülşen diye biriyle zerre alakası yok tabi!) =)

Demek istediğim şu; teknoloji bizi en yakınlarımız sandıklarımızın karşısında bile bir yerde savunmasız bıraktı, kısıtlar oldu! Bir yerlere giderken ve de herhangi bir şey yaparken, "aman şuradaki fotoğrafımı paylaşmayayım, şu görür de bir şey der!" neticesinde kısıtlamaya başladık kendimizi. Unuttuk herkesin mutlaka bir söz edebileceğini ve bir de esasında söz söylemeye hiç hakları olmadığını...

Şahsen bende böyle bir durum şu yaşımda yoksa da, geçen aylarda çok sık kulağıma çalınan söz öbekleri oldu; "Aman onu yapma şu görmesin, aman onu paylaşma bu bir şey demesin!" cümleleri. => Hayır efendim, ne münasebet! dememiz gerek oysa. Bahsedilen kişiler her yere gidebiliyor gezebiliyor ve fotoğraf paylaşımı yapabiliyor iken, ben de onlara karışamam ki. Ama onlar da bize karışamaz, biz de bu durumlardan rahatsız olmamalıyız artık...

İnterneti kendi amaçları doğrultusunda kullanmak ben kadar başkalarına da iyi geliyor, biliyorum. Benim paylaşımlarımın altında beni rahatlatan duygularımı ifade edebilmemi sağlayabilen yazılarım var. Bana geri dönüşleriyle sohbet edebildiğim ve birbirimizi bilgilendirip destekleyebildiğimiz tanıdıklarım var... Ben interneti yaşama, yaşadıklarıma ve duygularıma dair rahatlama aracı olarak kullanır oldum zamanla. Beni ve benim gibileri görmeyenlere bir görüş sunduğumu düşünüyorum. Yeterince susmuşlara cesaret verebilmeye de pek tabii her birimiz güç verir olduk artık... Ben sosyal medya hesaplarımı, "Görün bakın, ben de geziyorum; hem de nereleri nereleri!" mantığıyla kullanmıyorum ama öyle de kullanabilirim pek tabi; her birimiz başka amaçlarda kullanabilir ve birilerini ciddi anlamda rahatsız etmedikçe de sıkıntı olmamalıdır.



Çok atarlı bir giriş oldu bence, sakinleşiyorum ve anlatıp içimi döküyorum... :)

Ben ortaokul okuduğum yaşlarımdan beri farkettim ki bunu, "Herkes Bir Şey Söylüyor". Ama çok ama az, ağzı olan konuşuyor! Verdiğiniz kararlara, aldığınız tavırlara veyahut kendinizce ertelediğiniz işlere bal gibi karışıyorlar ve buna da haklarıymış gibi davranıyorlar. Ortaokulda iken buna tahammül etmem, birileri bir şey demesin diye her tavrıma dikkat etmem, kendimi hissettiğim gibi yaşamamam gerektiğine inandırmıştım. Hatırladığım, en çok en büyüklerimden çekindiğimdi Onlar izin vermeden konuşamadığımız bir dönem vardı, eksik notumuzu ve hatalı bir davranışımızı dillendirmesinler diye nasıl tedirgin olurduk. Ben çok tedirgin olurdum yani! O yaşlardan beri, söylemek istedikleri dilinde biri olduğum için; bazı yerlere giderken annem, "sana söz verilmedikçe konuşma" diye uyarırdı beni. Niyeti beni konuşturmamak değil, ben konuştuğum için birileri laf edemesin engellemekti; bunu da birkaç seferden sonra anlamıştım! Ama çocuksun, kaç ortama giriyorsun ki; hatayla sesini çıkarıver iyi bir muhabbet sırasında, hemen yerdin azarı. Ardından da konuşulurdun, onunla bununla kıyaslanır dururdun...

O yaşlardan beri en gıcık olduğum konulardan oldu, kıyaslanma mevzusu. Aynı kategoride olamayacağın kişilerle kıyaslanıyor olmak değildi mevzu, en sevdiğim kişilerin bile benden üstünlüğünü konu edip beni aşağı konumda tutmak ve baskılamaya çalışılmaktı. Ben bir sebze iken, neden bir meyve ile kıyaslanayım ki? Veya bir başkası sebze iken niye ben gibi bir meyve ile kıyaslansın... Okullarda da akrabalar arasında da, iyi olduğumuz yetenekler göz ardı edilip sadece genele yayılmaya uğraşılanlardık. Hala bu yapılıyor görüyorum ki, büyüyünce anlıyoruz konunun sadece bizlere ve bizim dönemimize özgü olmadığını. Fakat her yaşta ayrı bir şekilde kıyaslanmanın gereksiz olduğu konusunda kararım değişmedi ne yazık ki...


Sonra Liseye geldim geleli de şunun farkına vardım, bu hayatı ben yaşıyorum... Apayrı bir dönemdi lise, ikilemde kaldığımız anlarda arkadaşlardan yardım destek aldığımız o senelerden bahsediyorum. Nasıl cesaret bilmem, aynı şekilde de onlar bizden tavsiye alırdı... Çoğu kez bir konuda kendi alacağımızdan apayrı bir karar alır ve sonucunda da mutlaka pişman olurduk. Birkaç sene geçene dek farkedemedim, birileri hep fikir verecekmiş ve sen onun neticesinde kendi kararını verecekmişsin meğer! Bu hayatı ben yaşıyorum düşüncesine varabildiğimde, hayatımın kararlarının sadece beni ilgilendirdiğini sonradan farketmiştim... Gece başımı yastığıma koyduğumda, ben ve vicdanımın sesinden başka kimse konuşmuyor. Başkalarının fikirleriyle hareket edip içimde kalan birçok şeyin acısını çekmeye başlar gibi olduğum anlarda, "Orada neden öyle yaptım ki?" diye sorguluyor; "Çünkü bu böyle yapmanı önerdi." cevabını alıyordum çoğu zaman. Bu da tabi canımı sıkıyordu... Kendi kararlarını uygulayamamak öyle büyük bir tutsaklık ki, içindeki keşkeler resmen boğazından yukarıya çıkamıyor. Çıktığı an küçük dilini yaralıyor da çıkıyor sanki!


"Unutma, herkes bir şey söyler; kendi kararlarını almayı ihmal etme, pişmanlıkların senin yaptıklarından ötürü olsun." demişti bir arkadaşım. Allah rahmet eylesin, ömrüm boyunca en çok onun bu öğüdünü unutamayacağım!


O zaman bu zamandan beri, başkalarının sözleriyle ve bir şeyler diyebilecekleriyle ilgili kararlar alıyor muyum peki? - Olabildiğince hayır! Olabildiğince diyorum, çünkü bu yaşıma geldim hala bazı büyüklerimizin çevresine karşı çekincelerinin var olduğunu gördüğümde şaşırıyorum. "Aman Didem!" diyorlar bana, paylaşılmasın istedikleri bazı fotoğraflar olduğunda; "Bizi burada görmesinler, şimdi derler ki bak oralara gezmeye gitti de bize haber vermedi!"

Bir dakika! Hani siz bize, "kendine güven ve doğru bildiğine emin isen başkaları ne der umursama!"yı öğretmiştiniz bu zamana kadar? Hani kendiniz niye uygulayamıyorsunuz? İnsan soruyor ve sorguluyor vallahi...


2010-2012 seneleri geliyor aklıma sonra, annemin benimle üniversite okumam için Balıkesir/Sındırgı'ya yanımda gelmesini konuştular, babamın bizi bir başımıza oraya bırakıp nasıl gelebildiğini... "Ne gerek vardı da oralara gidiyordu annem benimle? , Bir sonraki seneye sınava girseydim de, ilimizdeki ilçemizdeki üniversitelerden birine gitseydim?" Bakınız bunu söyleyen kişilerin evlatları, uzak yerler tutmuş dahi olsa "bir sene büyük kayıp, tekrar girmesin sınava, yerleşmişken uzakta da olsa okusun işte!" dedikleri evlatları olan kişiler. Onların evlatları için göğüs gerdikleri, benim annemin evladı olan ben için gereksiz görünmüştü! Nasıl ağır bir düşünce ve nasıl üzücü bir durum, düşünsenize... Biliyorum ki, her birinin bilinçaltında engel durumum sebebiyle benim için gerekli olmadığı fikri yerleşik halde idi!

İşte bu durumlarda da, "Herkes Bir Şey Söyler, aman Didem takma!" demem lazımdı ama ben tutamadım kendimi, doğrusu bu duruma çok fazla üzüldüm... Neden bizim için ince düşünemiyor insanlar, "O onun evladı, evladı için bir şeyler yapmak onun zoruna gitmiyor da biz mi laf edeceğiz! diyemiyor?" diye düşündüm... O zamanda laf edildi, bu zamanda da başka konularda laf ediliyor aslında. Ama benim kalbimde sızısı kalan, o zamandan olmuş demek ki. Yani herkes söyleyeceğini söylemeye devam ediyor yine de...

Şimdi düşünüyor ve görebiliyorum gerçeğimi; kafaya takmamın sebebi, en büyük hayalimi gerçekleştirirken bile anlaşılamıyor oluşum idi. Çünkü üniversite okumak benim en büyük hayallerimden biri idi, en önemlilerinden... Bunu bilen insanların laf söz etmesi beni çok kırdı ve çok incitti, o yaştaki Didem'i de anlıyorum yine işte. Bu yaşıma geldim ve hala anlaşılamıyor olmak incitiyor beni... Ama "Herkes Bir Şey Söyler"i kabullendim zamanla, bu yönden bir savunma mekanizmam da var artık yani! :)

Enerji emen insanların söylediklerine hala tahammül edemiyor olsak da kabullenmek gerekiyor kısaca. Varlığa da yokluğa da edecekleri sözler olacak, internet üzerinden de gerçek hayatta da karışmadıkları noktalar değişmeyi tercih etmedikleri sürece var olmaya devam edecek...



Bana sana bize söyleyebileceğim tek şey, 
"herkes bir şey söyler, yoluna devam et." olacak... 

Bir blog sayfası açtım, sene 2012. Üstüne desteklemesi için de bir instagram sayfası açtım, kendimi anlatmak ve bu konuda rahatlamak istiyorum diye bilerek; sene 2013... O gün bugündür içinde bulunduğum durumları ve hissiyatlarımı anlatmak, kendimi kendime anlatmak da olmaya başladı. Sonra bir de gerçek hayatın içinde gerçekleştiremediğim sosyalliğimi tamamlar oldu. Yani şu zamanlarda yapabildiğim en gerçek olgulardan biri bu, kendimi ve gözlemlediklerimi anlatmaya devam edebilmek...

Ama hala "birileri bir şey söyler" diye, paylaşmamamı ve yazmamamı istemedikleri konular oluyor çevremin benden. "Neden paylaştın, neden yazdın" diyorlar bana, ben de onlara artık yeniden ve daha fazla "Neden paylaşmayacağım?" diyebiliyorum neyse ki. Cevaplarının ardından savunmalarım daha fazla yine şu an. Söylemeye çekiniyordum belki daha önce, üzmemek ve gözardı edebilmek adına "Ama sizin çekindikleriniz böyle, onlar ben ne yaparsam ya da yapmazsam da konuşmaya devam edecekler" diyorum neyse ki. Bunu kabullenince bir güzel rahatlıyor ki insan... :)

Son bir konu daha var aklımda, sosyal medyadaki akbabalar... Benim çok akbabam yok ama nadir de olsa bazen bana da yıldırıcı yorumlar yapanlar oluyor. Hani şu ne yazar ne paylaşırsanız mutlaka bir kötü yanını görenlerden bahsediyorum. Açığınızı arayanlardan yani... Onlar da kendilerini böyle gerçekleştirebildiklerine inanan, sizin açığınızı bulduğunda rahat eden kesim bana kalırsa. Yoksa bir insanı fotoğrafından gördüğünüz kadarıyla, fiziksel eksikliği veya fazlalığını görüp söylemek kime fayda sağlar? İnternet ortamında gördüğü bildiği kadarıyla, onu yargılamak ve "sen de böylesin zaten, nefret ediyorum senden!" diye bildirmenin o kişiye faydası ne olabilir ki?

Bu konuyu konuşmuş muyduk hatırlamıyorum, ama bu da apayrı bir konu bence. Kısacası "kişi kendinden bilir işi, kişi ne ekerse onu biçer ve herkes kendi kalbinin ekmeğini yer" sözlerini ekleyerek noktalayalım bu yazımı... Kalbimiz sakin ve kendine odaklı, dillerimizin de kemiği olsun dileyerek; bir dahaki yazımda görüşene dek sevgimle kalın. Herkesin söylediği kendine olsun, bu hepimize en yerinde duamdır. Herkes kendinden yola çıkıp odaklansa hayata, herkesten önce kendimizi eleştirebilsek bu hayatta, dünya daha hoş ve mutluluk kokan bir yer olabilir kanımca... :)

Sevgilerimle... (: 
D.K.