2 Temmuz 2017 Pazar

2016-2017 Türk Dizilerinin Finalleri... - #didemingozunden


Türkiye'nin yarısından çoğu son birkaç senedir "Ben dizi izlemiyorum, hep belgesel izliyorum." diyorsa, "Türk dizi değil, hep yabancı dizi izliyorum." diyenlerimiz çoğunluktaysa  da, her Türk'ün takılı kaldığı birçok dizi var. Biz "Asmalı Konak" "İkinci Bahar" "Baskül Ailesi" "Çılgın Bediş" "Zerda" "Sıla" "Çocuklar Duymasın" "Ayrılsak da Beraberiz" "Sihirli Annem" isimli dizilerle büyümüş bir nesiliz. Gelgelelim bu dizileri sayınca da insan şunu düşünmüyor değil; "Harbiden o dizilerden şimdiki dizilere ne ara geldik?" 

2016-2017 dizi sezonu; Türk dizilerinin epey şekil değiştirmiş halleri ile, entrikanın dibine vurarak bizi dumura uğrattığı bir sezondu yine resmen.
Öyle ki, akla hayale gelmeyecek entrikaları dizilerimizde görmeye devam ettik ve bu entrikaları oluşturarak zaten toplumumuzu toparlanamayan noktalarına kötü örnek oluşturulabildiğine ve de yaraladığına inanıyorum. Biten dizilerimiz içerisinde doğruyu göstererek entrika yapar gibi bir dizimiz de vardı ama geleceğim oraya da...


Uzun zaman sonra yeni bir yazı ile ve gözlemlerimle karşınızdayım. Birkaç hafta gecikmiş olduğunu düşündüğüm ama nihayet yayınlayabildiğime de sevindiğim bir yazı. İyi okumalar... :)

Not; Bu yazımdaki resimler, Google Görsellerden alıntıdır...



Entrikaya karşı mıyım? Bazı yerlerde evet, bazı yerlerde hayır. Hemen anlatayım şöyle ki, Entrikayı cinliğe vuran dizilerimiz var mesela; ne polis var ne kötülerle savaşanlar var, bitmeyen bir entrika ve asla sevdiklerine göz açtırmayan "sözde sevdalılar". Ben bunlara karşıyım. Her dizide muhakkak bir sevdiğini iddia edip, esasında takıntılı karakterleri izlemekten BIKTIM!

İlla psikolojiden dem vuracaksanız, takıntılı insanlara doğru tavırlarla onları yollarından vazgeçmesi gerektiğine inandırın dizilerimizle. Zira kadın cinayetlerimiz de çoğu cinayetlerimiz de bu takıntılı sevdalılar sebebiyle gerçekleşiyor bence!

Bu sezon sonunda yayın hayatına veda eden 4 dizinin finalini ve bir dizinin de sezon finalini izledik ailecek. Yorumlamak istedim, gözlemlediğim kadarıyla... Geç kalmış ama zevkle yazacağım bir dizi. Hepsini değilse de, sinir etmeden seyrinde giden dizileri takip etmeyi seviyorum; heyecanlı oluyor; :)

Hayat Şarkısı



Eğer senaryosu ayarlansa idi seneye bile devam edebilecek ama tadında bitirilebildiğine sevindiğim 2 dizi sezonu boyunca oynayan; romantik komedi tadında, entrikası ile güldüren ve güldürürken de aileye bağlılığı tatlı kıvamıyla aşılayan bir dizi idi Hayat Şarkısı. Salı ve Çarşamba günlerimin eğlencesi, 9 Haziran 2017-Salı günü bitti. Bakın entrikası bol ama doğruyu gösteren yanlarının çok olduğunu düşündüğüm dizi buydu. Hem eğlendiren hem romantizme boğan hem de doğruya yönlendiren öğretileriyle dolu bir dizi idi. Hülya'yı doğru yola yönlendirdik, bol entrikası ile epey eğlendikten sonra sonunda...

Kısaca bahsetmek gerekirse; küçüklüğünden beri Kerim'e aşık olan Hülya, büyüdükler sırada ablası ile evlendirilmeye karar verilen Kerim ile evlenmeyi başarır. Kerim evlenene dek sabretse de, düğün sonrası Hülya'yı terk eder. Hülya kendine güvenen bir kızımızdır, Kerim'i kendine aşık etmeye ve bu yoldan vazgeçmemeye söz verir kendisine...

Savaştığı sıralarda; Almanya'ya kocasının yanına gitmesiyle beraber, entrikalarına bir ortak olarak Mahir'i bulur. Finale dek savaştı da zaten. Çok an yaşandı, Hülya'ya hem üzülüp hem de çok güldük. İzleyenlere birçok açıdan hitap ettiğini düşündüğüm bir dizi idi. Oyuncu kadrosu tatlı mı tatlı idi, özellikle anne (Seray Gözler) ve baba (Ahmet Mümtaz Taylan) rollerinde oynayan oyuncular dizinin tadına tat katıyorlardı...

Gelgelelim 2. sezon sonunda final veren Hayat Şarkısının Final bölümü, nihayete kavuşturulan noktalarıyla klasik dizilerimizin finallerinden değildi. Birincisi Mahir'in giderken ağlaması, Hülya'ya aşık olduğuna emin olmamızı sağladı. İkincisi, Hülya'nın seviyorsa da kendini ezdirmemesi kadınlara güzel bir örnek oldu. Üçüncüsü de finalde de belirtildiği üzere, ailesine ve evine bağlı olması gerekenin sadece kadının değil erkeğin de olması gerektiği fikrini en anlamlı şekilde işleyen bir dizi idi Hayat Şarkısı...

Finalinde de kendinden ödün vermeyip hem güldürdü hem ağlattı hem de şaşırttı... Hülya düğün tazelemelerinin sonunda Kerim'e mektup bırakıp kaçtı finalde. Amaç Kerim'e en başta kendisinin ne hissettiğini anlamasını sağlamaktı. Ve başarılı da oldu yine Hülya; Mahir'i Almanya'ya uğurlayıp gecenin ileri saatlerinde eve döndü. Kerim ile Hülya'nın son sahnede konuşmaları da enfesti ki, dizi tarihimize adını altın harflerle yazarak geçti bence... Dediğim gibi, Salı ve Çarşambalarım eksildi ya! Ben özellikle 2.sezonda takip ediyordum ve galiba en güzeli de ikinci sezondu. :) Entrikalarına daha alışmıştım, Hülya'nın kılıktan kılığa girmesini ve Kerim'in aşık ama ne yapacağını bilemez hallerini çok sevdim. Dilerim başlayacak yeni dizilerimize örnek olabilir ve böyle güzel diziler izlemeye devam edebiliriz...


İstanbullu Gelin


Bu sezon başlayıp, ilk sezon finalini yapan İstanbullu Gelin; kadrosu ve hikayesinin gerçek hikayeden alındığının belirtilmesiyle, Bursa'da çekilen bir dizi. Başrollerinde Aslı Enver ve Özcan Deniz'in oynadığı, ama geri kalan kadrodaki isimlerin de başrolleri aratmadığı aşikar. Hikayesi biraz olsun Asmalı Konak'a yakın hissettirdiği için bu kadar sevdik bence. Zira biz ailenin bir arada oturmasına ve aile durumları izlemeye bayılıyoruz. Biz aile birliğini seviyor ve bunlardan örnek alıyor veya yanlışları tartışıyoruz.

Sezon finali bir garip bitse de, her şeyin çözüldüğü gibi bir durum da ortaya çıksa; biliyoruz ki asıl olarak dizi bundan sonra başlayacak. Süreyya'nın bebeğinin düşmesi sonrasında, tam toparlanmışken kocasının ona "haklı sebebi de olsa" çocuğu olan doğum doktorunun eski sevgilisini saklıyor olduğunu öğrenmesi; Fikret'in ayrı anneden bir kardeşlerinin daha olduğunu öğrenmesi; Kötü gelinimiz olan Fikret'in eşinin, sezon finalinde Faruk'u -sevdiği için- karısından ayırma planlarından vazgeçmesi bir tek bölümde oldu...

Şu an bir kez daha farkına vardım ki, biz ne izlemişiz be... Bu dizi tek başına ele alınmalı bence bir gün. Güzel, yer yer üzücü ama bir o kadar da aile dizisi olduğu için izlenmeye değer bulduğumuz bir dizi ailecek...

İçerde



Sezon boyunca bir kez bile izlemediğimiz ama nedense finalini izlediğimiz bir dizi oldu. Dolu dolu bir yorum yapamayacağım. Annem ve babamla beraber benim de fragmanlardan ve magazin programlarından hikayesini bildiğimiz kadarıyla izledik finalini ve en azından mutlu sondu dedik. Ezel'den beri en güzel dizi denildi hep yayın hayatı boyunca; her ne kadar İçerde dizisini izlememiş de olsam, Ezel dizisiyle bir tutulamayacağını düşünüyorum. Senaryosu, kadrosu ve de iki dizinin de işleyişi açısından. Elbette güzel olduğuna inanıyorum ama Ezel de bu dalda başka güzeldi ya... :)

Anne



Anne dizisi biten sezonda başladığı gibi, sezon sonunda da biten bir dizi idi. Sezon finali yapacak diye beklerken birden final yaptı o kısmını anlayabilmiş değilim. Ama film eksikleri kadar fazlalığı da barındırıyordu içinde. Japon dizisinden uyarlama olan dizi aynı isim, aynı senaryo ama bizim dizi kültürümüzde eksik kalan yanları ile hakim olduğunu düşündüğümüz bir dizi oldu bence...

Anne; Geçici olarak öğretmenlik yaptığı kasabada, öğrencilerinden Melek'in şiddete uğradığını gören Zeynep öğretmen, önce öğrencisinin ailesiyle görüşür ve daha sonra istismarın devam etmesine neredeyse ölmek üzere iken Melek'i bulduğunda şahit olur ve onu üvey babasının eziyeti- özannesinin ihmalkarlığından kurtarmasının hikayesini anlatıyordu... 

Yasaların ve toplumumuzun, aile bağlarında böyle konularda yeri gelince daha fazla korumacı olmasını anlayamayışımızı da anlatıyordu film. Ortada bir istismar söz konusu ise, tek kurtuluş yolu anneden babadan ayırmak olması gerektiğini anlatan ve düşündüren bir filmdi. Çocukların her şeyimiz olduğunu unutmamak dileğimle; bir çocuğu sevmek için illa doğum yapmak gerekmediğini ve sadece sevdiğin için de bir çocuğun uğruna çabalarını sonuna kadar harcayabileceğini gösteren Zeynep Öğretmen karakteri için senaristlerine ve oyunculara teşekkürlerimle...

Her ne kadar Anne dizisinde Melek ve Turna isimlerini kullanarak ağlamasıyla tepkileriyle oyunculuğunu en iyi şekilde gözler önüne sürüp bizleri çok üzen Beren Gökyıldız'a, ömrü boyunca güzel bir hayat dilemek içimden geçen bu dizi adına en belirgin yorumum... 



Kara Sevda; 


İki sezondur, Emir karakteriyle bizi kötü karakterlerin sinir ederken de güldürebileceğini ve zaman zaman kötü karaktere bile kızamayacağımızı öğreten bir dizi idi Kara Sevda. Öyle ki, Kemal ve Nihan kavuşmaz iken, birçok bölümünde bu ikili kavuşayım derken Emir Nihan'ına kavuşacak galiba dedirtti başlarda... :) En azından bana öyle bir his geldi zaman zaman...

Emir bu dizi sezonunun en takıntılı sevenlerindendi ve ben en çok da bu takıntılı rollere karşıyım dizi hayatımızda işte. "Karizmatik birini koyunca o role sinir hissiyatında bulunamayacağımızı mı sanıyor acaba senaristler" dedim 2. sezon boyunca. Tamam, Emir karakteri gerçekten karizmatikti ama birisi sizin istemediğiniz her şeyi size dayatıyorsa bir noktada güzel gelebilir belki; o da hastalıklı bir yapıya sahip değilseniz.

Emir herşeyi kendi hesabına uydurabilecek kafada bir takıntılı sevdaya sahipti. Dizide, Kara Sevda olarak Emir'in sevdasını da gösterdiler ama o sevda değil hastalıktı...

Finaline doğru; izleyicinin gönlü olsun diye uğraşılıp Kemal ve Nihan'ı birleştirdiler de, ayırmak için büyük organizasyonlarla beraber finalde Nihan'ı yine Kemal'den ayırdılar; Emir'den de bu sayede kurtarabildiler zaten, Kemal'in ölmesi şartıyla gerçekleşebildi bu durum...

Entrikası ve reytingi bol, bir an gözden düşmeyen 2 sezonluk bir yayın hayatı oldu Kara Sevda'nın. Magazinsel boyutu ile de çok konuşulup ayakta tutulduğu da tarafımca doğrulanabilir. Sette veya yeni bölümlerinde konuşulan bir dizi idi, 2 hafta önce bitip entrikalar dizisinden kurtulabildiğimiz bir final oluverdi...

Dilerim Kara Sevda gibi diziler çok sık gelmez de, biraz da eğlenceli boyuttaki dizilerle karşılaşabiliriz önümüzdeki dizi sezonlarında... Finalinde Kemal Nihan'a şöyle demişti bu arada;

Ne Demiş Mevlana; Can'ı canan'a teslime hazır değilsen "ben aşk'ım" deme kimseye... 

Evet, aşka sahip çıkılması şart; "sevdiğinin de gönlü sende ise." Deyip, buradaki esas noktaya değinip geçiyorum Kara Sevda konusunu da... :)


Cesur Ve Güzel



Tutmayacağını hissettiğim ve her ne kadar tutuldu denilse de, başladığı sezonun sonunda bitmesi ile tutulmadığını gösteren dizidir benim için Cesur ve Güzel. Öyle ki bu dizi bana şunu dedirtti; ne Kıvanç Tatlıtuğ eski Kıvanç Tatlıtuğ idi, ne de Tuğba Büyüküstün'ün eski Tuba Büyüküstün olduğu bir dizi idi. Oyunculuklar fiyasko idi ve cesaretten yana gazetelerin bile yazdığı üzere bir durum yoktu. Kıvanç Tatlıtuğ'un eski oyunculuklarını ve tarihe altın harflerle yazdığı sahnelerinden hiçbirinin olmadığı bir dizi idi.

Hal böyle olunca üzdü efendim; Aşk-ı Memnu ve Asi'deki oyunculukları aramak kötü bir histi çünkü. Güzel güzeldi de, Cesur pek cesur değildi işte... Varsın gerisini de siz hesap edin, ki izleyenler anladı bile beni...

Finaline gelince; yayın hayatı bitti, finali çok muallakta giderken mutlu sona bağlandı ve "en azından finali iyi" dedirttirdi. Uzun uzun anlatabileceğim tek sahnesi ilk bölümündeki Cesur'un Sühan'ı canı yanan atın üstünden düşmekten kurtardığı sahne idi...

Yine de tüm emeği geçenlerin emeklerine sağlık ama başrollerin eksikleri çok anlam teşkil ediyordu bence... Daha iyi dizilerde, iki oyuncuyu da görebilmek dileğiyle...


Yeni sezona bu sezondan sezon finali yapıp devam edecek iki dizimiz var; biri İstanbullu Gelin, diğeri de Yeni Gelin. Önümüzdeki sezon gelinlerden yanayız yani anlayacağınız. =) Yeni sezonda, daha komik ve daha entrikadan uzak romantik diziler izlemek istiyorum; dizi sektöründeki büyüklerimize duyurulur! =) Okuduğunuz için teşekkürlerimle...

20 Nisan 2017 Perşembe

Cümlelerin Gücüne İnanır Mısınız?


Cümlelerin gücüne, ağzınızdan çıkan veya duyduğunuz sözlerin hayatınıza etki ettiğine inanır mısınız? Ben kelimelerin ve cümlelerin gücüne çok inanırım! Bu oldum olası böyleydi galiba. Beni kötü cümleler motive edemedi pek mesela. "Yapamazsın ki" diyen birinin cümlesi, bana kısa süreli bir gaz verir oldu ancak. Bazen çocuksu takılmak istersem, onun yapamazsın dediği şeyi yapmaya zorlayabildiğim olur kendimi. Ama yine de, o benim içimde yapmaya yetecek gücün varlığıyla olur ancak. Sizde de böyle midir acaba? Merak ettim şimdi vallahi! :) Umarım yorumlarınızı paylaşırsınız benimle...

İnternetin hayatımıza girmesinin yaygınlaşması ile bu durum günümüzü ve gecemizi de etkiler oldu bence. İyi haberler okursak, oradaki güzel cümleler bizi olumlu yönde motive ediyor günün devamı için. Peki ya kötü haberler ve kötü cümleler? Evet, bu noktada da kötü fikirli ve kötü niyetli kimseler amacına ulaşabiliyor çoğu zaman... Bu gibi durumların üstesinden gelebilmem, bazen birkaç dakikalık motive edici paylaşımları bulana dek zor oluyor. Şükür ki, takip ettiğim kişiler ve örnek aldığım enerjiler sağlam kişiler, diyorum o noktada da. Bir paylaşımlarını görmek veyahut tebessümlerine şahit olmak yetiyor toparlamama... :)

Size sorum şu; gün içerisinde karşınıza çıkan cümlelerin sizi etkileyip etkilemediğine dair bir tespitiniz oldu mu kendiniz için?
 İnstagram veya Pinterest kullanıcısı iseniz, bu olumlu veya olumsuz şekilde olmuş olmalı sizin için de...



Günümüz gereği, artık olurlardan çok bir "olmaza" teslimiyet hakim. Bu nasıl mı? Herşey elimizin altında. Ve kötünün cazibesine kapılmak, çoğumuz için de en kolayı. Hele ki mizacınız o yöne doğru epey yatkın ise... Üstteki fotoğrafım, 2007-2008 yıllarında çekilmiş bir fotoğrafım. Ve üzerine yazdıklarım, beni motive eden ve fotoğrafı shoplarken aklıma gelen kelime ve cümlelerden sadece birkaçı... Hayatımdaki dostlarımdan ve sevdiklerimden destek almaya ihtiyaç duyduğumda, bu kelime ve cümle öbekleri bana iyi gelenler oluyor. Etrafımdakilere destek olurken de yukarıdaki cümlelerin birçok benzerini kullanıyorum. Yürekten geliyor bunlar üstelik, hayatımızı düzelteceğine ve bulunduğumuz durumlara pansuman olacağına inancımla beraber. Biliyorum ki, destek "olumsuz"u çağırarak işe yarar hale gelmiyor. Sizde cümleleri hafife almayın isterim doğrusu...


Gelin bakın nedenini kendimce açıklayayım size;

Ne zaman kötü bir durum hakim olsa ve ben daima kötü yollu şekilde çözmeye çalışsam işin içinden çıkamaz halde buluyorum sizi. Buna örnek cümleler şunlar mesela; "Benim şansım bu zaten, şanssızım işte ya!" , "Zaten bir kötü gitmeye başladı mı hep kötü gider!", "Mutluluk çok uzak." , "Böyle olacağı belli idi, çok gülmüştüm!", ...  Daha nicesi var elbet, tahmin edilebileceği gibi. Her biri, içinde bulunulan durumu daha da vahimleştiren sözcük öbekleri bana göre. Elbette insanoğlunun bu anlara da ihtiyacı var, bunu inkar edemem. Sonuçta; "Dibe batmadan, çıkmasını bilemezsin." ya da "Düşmeden, ayakta olmanın değerini anlayamazsın."gibi gerçeği gözler önüne seren cümlelerimiz var, bunların da hayatımızın bir parçası olduğunu bizlere hatırlatan...

Ama böyle anlarda, tecrübe ile sabittir ki; durumu vahşet şekilde gömülme derecesine getirmeden bir an önce çözüm sürecine geçmeyi kabullenmek gerek. Bu durum elbet kolay değil ama içinde bulunduğunuz duruma bir kez de siz gönüllü halde batmayın yeter. Cümlelerinizi iyi seçtiğinizde, kendinizi sakinleştirmeye çalışarak durumu daha iyiye doğru götürebileceğinizi veya durum iyiye gitmese de sizin daha iyi hissettiğinizi göreceksiniz... :)


Neden bu durumu yazı konusu ettiğime gelirsek;

Günümüzde, özellikle de bizden önceki zamanlarda da yaşamış büyüklerimizde maalesef göremediğimiz bir durum bu benim gözlemlediğim kadarıyla. Bir çocuk veya bir birey "anti-motivasyon" cümlelerle büyütülebilir veya motive edilebilir sanarak, "Bundan zaten adam olmaz" , "Babası veya annesi ne idi ki bu da o olsun." , "İleride çok çektirir bu bize." , "Zaten hiç çalışmıyorsun!" , "Kafan mı almıyor!" , "Yapmaya çalışmıyorsun.", "Zaten o sana fazlaydı.", "Ben sana demiştim!", "Kendin ettin, kendin buldun!", ... gibi gibi cümleleri çocukların, evlatlarının ve yanındakilerinin üzerinde yeterince baskılamışlar ve baskılamaya devam ediyorlar...

Elbet bu durum böyle gelmiş böyle gidiyor, halini almış zamanla... Büyük büyüklerimizin inandıkları doğruları değiştirmek, yetişme koşullarından sebep daha zor. Ama şimdiyi toparlamak biraz daha elimizde... İşte ben cümlelerin gücüne bu noktada daha da değer verilmesi gerektiğine inanıyorum tüm bu sebeplerimle. En nihayetinde, ettiğimiz iyi bir duanın veya bedduanın bize de döneceğine nasıl inanıyorsak, tüm hayatıma da bu durumu yerleştirmiş bulunuyorum işte... Etrafımda konuşulan en ufak bir "lanet, bela, beddua" içerikli cümlelere tahammülüm yok. Bir ortamı veya birilerini, olumsuz cümlelerle doldurup taşıranlara ve bunu hayatının hiçbir anına olumlu cümle sığdırmamaya kadar götüren kişilere de zamanla tahammül edemez olduğumu fark ettim. Kaldı ki bir çocuğun böyle cümlelere maruz kalmasına da tümden karşıyım...

Biliyorum; birçok ebeveyn ve büyükler, bazı kesimin böyle laflardan anladığını iddia ediyor. Bana göre durum çok başka. Küçük veya büyük, yaşı ne olursa olsun; sizin motive etmek amacıyla kullandığınız iğneleyici laflardan çoğu kişilik bozukluklarına kadar götürebilir insanı bana kalırsa. Bilimsel konuşmuyorum elbette, ama okuduğum ve gözlemlediğim kadarıyla durum böyle bence.

Kötü örneklerle büyütmeyi savunanlar, bizim bir nesil büyüklerimiz olan anne babalarımızdan çok, onların büyükleri... Bu konuda az biraz daha şanslıyız ki bu durumun varlığından bahsettiğimizde, şimdiki nesillere ve bir büyüklerimiz olan anne-babalarımıza bu durumu kabul ettirebiliyoruz. Mesela büyüğünüzden aklınızda kalanların çoğu motive etmenin aksine sizin kişiliğinize hakaret eden unsurlar olsa, ne anlamı olurdu ki başardıklarınızın? Oysa, desteklenerek yaptığınız her işin ardından övünerek söyleyebiliyorsunuz; "bana inandılar!" diye. Bana kalırsa; bundan ala övünç kaynağı yok denecek kadar az, birinin size inanıp güvenmesi müthiş bir motive kaynağı (Benim için en azından böyle). :)

(Şükür ki ailem beni motive etmek konusunda, eksi durumda etkilemedi hayatımı. Ama elbette ki beni ve çevremdekileri olumsuz şekilde etkileyenler oldu ki bu yazıda onlardan da bahsedebiliyorum şimdi...)



Size demek istediğim, Cümlelerin Gücüne Güvenin; 

Size verilen olumsuz cümlelerle yetinmeyin; okuduğunuz kitaplardan, izlediğiniz filmlerden, takip ettiğiniz arkadaşlarınız veya internet aracılığıyla tanıdığınız hesaplardan güzel cümleleri almayı ihmal etmeyin. İnanın ki; içtiğiniz su, yediğiniz yemek, soluduğunuz hava kadar gerekli. Duanın gücü de bu olgunun içinde benim için...

Size dünyanın en güzel reçetesini yazmak isterim, cümlelerin gücüne inanan biri olarak; günde 3 öğün kendinize güzel sözler söyleyin, kimseden beklemeden kendinizi sevin ve kendinizden başlayıp çevrenizdekilere de güzel cümleler söyleyerek güne devam edin... Bir çiçeği bile kuru kuruya sulamanın yanında güzel cümlelerle desteklerseniz, gelişimi daha verimli ve daha güzel olur ya; işte bu durum da aynen böyle...

Bir diğer reçetem de şu; günümüz gerekliliği olarak, birbirimize güzel düşünceler ve güzel enerjiler yaymamız gerektiğini düşünüyorum. Her yer kötü haberle, her yer içi fesatlıkla dolu düşüncelerle, kavgaya meyilli paylaşımlar ve karşıt görüşlü olana sataşmaya yer arayan insanlarla dolu. Oysa birbirimize zıt fikirlerimize rağmen, seven gönlümüz ve günlerimizi güzelleştirebilecek cümlelerimizle yanaşsak fena mı olur? Dünya daha güzel, daha yaşanılası ve geleceğe bırakabileceğimiz daha cennet bir yer olmaz mı? :)


Fikirlerimle sizi umarım bir güzel cümlelerin gücü konusuna inandırabilmişimdir. Başaramadıysam da şöyle yardımcı olmaya devam etmek isterim, güzel kelimeler ve cümlelerimi ekleyerek; 

Sağlık, mutluluk, aşk, barış, sevgi, umut, gülen birçok bebek, ellerindeki oyuncaklarla ve arkadaşlarıyla mutlu çocuklar, mutlu bir anne, mutlu bir baba, mutlu bir aile...

Sağlığına kavuşan insanlar, sevdiğine kavuşan insanlar, hayaline kavuşan insanlar, mutlu etmeyi seven insanlar...

Tatil, sabah uykusu, haşlanmış mısır, dondurma, güneşlenme, sıcak bir kahve, soğuk bir limonata, anne yemeği, arkadaş eli, dost kucaklaşması, çay sohbeti, kapı sohbeti, ... (Daha sayılacak çok şey olduğuna inandığım, karşılığında mutlu etme gücüne sahip birçok kelime ve cümle var böyle işte)


Velhasıl hepsi bizlerin, kalbimizden dilimize akmasını sağlayıp hayatımızı şekillendirmesine imkan sağlayabileceğimiz bir güç işte. :)

Sevgilerimle, yine görüşmek üzere... :)