12 Haziran 2018 Salı

Geçmişe Takılmak Ve Ona Hak Verme Telaşı


Hepimizde olduğuna inandığım bir olgu bu, yaşadığımız geçmişi tam manasıyla unutamıyoruz. Aksine, her gün hatırlıyoruz. Şimdilerde diyorum ki, hiçbir hatamdan pişman değilim; onların hata olduğunu anlamam için gerçekleşmeleri gerekiyordu.

Ama gel gelelim;

"Eğer bilse idim; birçoğunu neredeyse her gün hatırlayacağımı, daha dikkatli olurdum seçim ve tercihlerimde belki şu andaki gibi" diyorum.

Sonra hemen ardından da,

"O zaman da hayat o kadar güzel olmazdı ki!" diyorum. Yanlışlar olmadan, doğruların da bir tadı yok.  Dosdoğru olmak adına, yanlışlardan dönüp doğruları bulmanın kıymetini bilemeden yaşayamazdık belki de...



Bu sıra Şeker Portakalı serisini okuyorum, ikinci kitabındayım şimdi; adı Güneşi Uyandıralım, içindeki güneşi uyandır diyorlar Zeze'ye. Biz de içimizdeki güneşi uyandıralım, uyandırıp en çok kendimize hak verelim ve kendimize odaklanalım diyorum ben de... :)


İşte bu süreçlerde, keşkeleri zaten bırakmış olmanın dışında, geçmişe takıldığım anlarımda bir hak verme telaşı başlıyor bende. O zamanki hallerimi düşünürken, yaşadığım şeyler adına "neden böyle oldu ki?" diye düşünmeyi de bıraktığım, "o zamanki halimde, en doğrusunu yapmışım zaten ben." dediğim zamanlardayım. Ama nasıl? İkilemde de kalıyorum kimi zaman, ama eski aşamamı geçtiğimi zaman geçtikçe görür oldum... Ve hiç özlemiyorum, şük85ür ki geçmişe takılı kalıp da hak vermeme ve kendime kızmayı sürdürmediğim zaman dilimlerim; hoşgeldiniz...

İnsan olgunlaştıkça, yaşadıklarını sorgulama aşamasını azaltmaya başlıyor belki de zamanla. Geçmişe takılı kalmak oluyor adı hala tamam, ama deneyimlediklerini ders bilmenin de "keşke"leri, "neden"leri bir kenara bırakmaya ve hayatın amacını kavramaya sürüklediğini öğreniyor insan... Benim için çok zor oldu ise de gerçekleşti. Artık kendime hak verme telaşına da girmiş bulunmaktayım bu sıralar, 26 yaşıma ayak basmadan önce böylesi bir deneyimde bulunmam çok iyi bence benim için. Yaptığım en saçma harekete bile, "o zaman olması gerekeni yaptım, o yaşımda yapmam gereken sadece o idi." diyebiliyorum bir süredir.

En zor süreci de geçmiş bulunuyorum, kendimi affetmek. Çok öncesinden affetmiştim kendimi, geçti bitti demiştim ama yapamadığım bir şey vardı; geçmişi düşünmekten vazgeçemiyordum. Affetmiş olsanız da, düşünmeye vazgeçemediğiniz her an sanki baştan yaşanıyor gibi ya; tekrar tekrar affediyorum diyordum ama hep hatırlıyordum. Onu da bitirince, affetme sürecini tamamlamış olduğumu anladım işte şimdi... Affetmiş bulunduğum kişileri geçtim, kendi yaptığım hatalar sebebiyle bulunduğum yerleri umursamamazlıktan gelemiyordum. Güvensizliği öğrenmiştim, kendime hata bulur olmuştum affettiğim kişiler sebebiyle. Belki affetmeyi çok erkene almıştım ama başa dönecek olursak, o zaman da olmasını gerekeni yaptım kendimce...

Kafamda bu anıları şöyle adlandırıyorum şimdi, affettik geçti bitti değilmiş; bir de geçmişe takılıp ona hak verme telaşı içindeki süreç varmış ve bu süreç ömür boyu sürecek olanmış. "Anladım..."


En çok benim içimde adlandırabildiğim, ama size geçmişte çok büyük yaralar almama sebep olan kişilere yönelik diyebildiğim anılarımın hapisinden kurtuldum veya kurtulamadım ikileminde iken hissettiklerimin etkileri bunlar, demelerime yönelik bu yazım...

Birine çok kırılmış olabilirsiniz, beraber yaşadığınız anıların çoğu size kendinizi değersiz ve bir daha aynı yalan değerin doğruluğuna erişteremeyecekmiş gibi gelebilir. Ama bilin, geçmişe anılarda takılı kalmak ve ona hak verme telaşı içinde anlıyorsunuz, kendinizi esasen affetmemek sizin geçmişte takılı kalmanıza sebep olan şey...

Kendinizi affedin önce, size hata yapana birçok kez güvenmek veya o hataya ortak olmak suçunuzdu evet; ama onun hata olduğunu öğrenebilmek için, o hata gerçekleşmeli ve dersinizi almanız gerekiyordu. Bir an önce geçmiş tercihlerinize de hak verin. Yanlış tercihlerinizin ardından doğruları öğrendiniz ve savunmanıza bir kalkan daha eklediniz, böyle düşünmeli imişiz meğer...

Geçmişe takılmayı geçip, ona hak vermeye odaklanın. O sizdiniz ama esas olarak şu an ondan gelen siz daha deneyimli ve donanımlısınız diyorum, size ve kendime! Salın gitsin, kötü enerjiler içinizde kalmasın. Sizi yıpratan her ne ise, hatırlayın-bilin ama şu ana etki etmesine izin vermeyin. Bu yazı en çok bana, benim deneyimlerimle; geçmişteki benin öğrendiklerinden, şimdiki bana...

Didemin Gözünden...

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Cinsiyet Meselesi - #didemingozunden


Ne zamandır üstünde yazmak istediğim bir konuydu bu, çünkü cinsiyet meselesi insanlar üstünden çok başka yerlere çıktı gitti. Şimdi insanlardan çok eşyaların da cinsiyeti var; renklerin, tercihlerin, hobilerin, oyuncakların, bana göre olmaması gereken çoğu şeyin diyeyim size...


Bu cinsiyet meselesi yüzünden, çoğu çocuk biliyorum oynadığı oyuncaktan tutup izlediği çizgi filme kadar her şekilde yargılanan ve cinsiyetini belli eden şeylerle ilgilenmesi beklenerek büyütülüyor... Giydiği kıyafet, giymek istediği kıyafet bir erkek çocuğunun veya bir erkeğin "pembe" ise; çocuğun aklına gelmeyecek dereceden, hemen bir kızlığa özenmek ile yaftalanıyor. Bana göre, hiçbir şekilde pembe ve sarı kız rengi değildir, mavi ve siyahın da erkek rengi olmadığını düşündüğüm gibi...

Sosyoloji Lisans okuyorum, Açıköğretim Fakültesi'nde ve bu cinsiyet meselesi 3. ve 4. sınıfın ders başlıklarında da derslerin çoğu ünite başında da konu alan bir mesele. Kadınların çalıştığı şirketlerde ayrılmasından tutun da, erkeklerin hiç tasvip etmediğim kadınlar gibi kendine bakamaz adlandırılmasına dek. Yani Cinsiyet Meselesi, bir tek kadınlar üzerinde eksik kalmış, yozlaşlaşılmış değil; erkekler konusunda da, kadınları ayırdıkları ölçüde eksiklikler var...


Misal; takip ettiğim çoğu sayfada paylaşılan şu konu var, ki benim de çok dikkatimi çekiyor: 

"Başarılı aşçıların çoğu erkek aşçılarken, erkeklerin yemek yapmaktan anlamadığının düşünülmesi, 
Dünyadaki en zor acı olarak görülen doğum acısına katlanabilen kadınların da, acılara dayanıksız ve güçsüz görülmesi,
Ne kadar ironik değil mi?"


Şahsi fikirlerimi ve dünya üzerinde de böyle olması gerektiğini düşündüğüm en belirgin noktalara değineceğim; 

Bir kadın yemek yapabiliyorsa, erkek de yapabilir.
Bir kadın kişisel temizliğini yapabiliyorsa, erkek de yapabilir. Kadın erkeğin, erkek de kadının işini tamamiyle yapmak zorunda değildir.
Bir erkeğin çalıştığı her işte, bir kadın da çalışabilir. Bu hayatın gerekliliğinden çok, kendini yetiştirme ve kendi kendine yetebilmenin gerekliliğidir.
Erkekler de süslenebilir, bakım yapabilir. Yapmalıdır da bence, bir ortama girdiğimde kötü kokularıyla ve bakımsızlığıyla değil, bakımıyla ve saygınlığıyla karşılayabilmeli insanları erkekler de...
Bir oyuncak, cinsiyet meselesi ile ayrılmamalıdır bence. Bir kız çocuğu araba ile oynamak istiyorsa oynayabilmeli, erkek de oyun kurma oyunları oynayarak bebeklerle elbet oynayabilmelidir. Oyuncakları ayırdığımız için belki de, büyüdüklerinde kadınların ev işi yapabileceğini ve erkeklerin de sadece çalışıp eve para getireceğini düşünüyorlardır çocuklar?! Kesinlikle bu doğru olabilir!


Bir kadın, erkek gibi her iş alanında boy göstermelidir. Bu, elinin hamuruyla erkek işine karışmasın muhabbeti çok iğreti! Ben aksine, elinin yağıyla eve gelip de ellerinin kirini akıtıp, erkeklerimizin de ev işlerine yardım etmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü... 


Erkeklerin de cinsiyet meselesi üzerinde, evi geçindirmek gibi görevleri var ki; üzerlerine biçilmiş büyük görev gibi görülebiliyor. Dışarı çıktığında, bir yemek yenildiğinde o ödemeli; kadının elini cebine sokturmamalı; kadını kıskanmalı, kısıtlamalı (ki en iğrenç olduğunu düşündüğüm durumlardan biri bu). Tam aksine: kadın erkeği, erkek de kadını, sevmeli ve sevdiği için korumalı... Hayır, erkek kadar kadın da kendi ekonomisini elinde tutabilmeli! Ne bir erkek, ne de bir kadın karşı cinsinde birine bağımlı olmamalı. Bir evlilik akdi içerisinde birliktelikleri var ise; planları ekonomilerine göre ayrıştırılmalı ama birbirine bağımlı olmamalı...

Cinsiyet meselelerinde, sadece erkekleri bastıran sözler ediyoruz ya hani; erkek değil mi? erkekler işte, biz gibi değiller ki... Falan, yanlış ibareler bence. Bir erkeği yetiştiren kadın veya erkek, ona her ne öğretti ise çoğunlukla onun eseri. Özellikle de bizim ülkemizde. "Kadına nasıl giyinmesi gerektiğinden çok, erkeğe kadına nasıl davranması ve kadını nasıl görmesi gerektiğini öğretilmeli!" Bu cümleyi boşuna kullanmıyoruz!


Ve kadınlarımızı çiçek, erkekleri de böcek diye nitelendiren bir tayfa var ki; onlara göre, erkek pis kokmalı, kadın ise bakımlı olmalı... Hiç katılmadığım bir diğer nokta budur! Bana göre, kadın da erkek de bakımlı olmalıdır. Bakımlı olmaktan kastım, kusursuz makyajı ve de yüz ve vücut hatları olan insanlar değil. Bana göre bakımlı insan, yapabildiği beden temizliği ve de ruh temizliği ile bütündür. Bir erkek ter kokmamalı, ter kokmamaya olabildiğince özen gösterebilmeli; bakımlı olmak, gireceği ortamdakilere kendine saygısı olduğu kadar davranışlarından kılığına dek özen göstermek, onu "karı kılıklı" diye yaftalanmasına sebep görülmemeli. Böyle düşünenler, ne kadar iğretisiniz; bir bilseniz! Bir de saygılı olma meselesi var, erkekler "kaba" işte! diye normal kılınmamalı. Kadın, bir toplumda sinirlenmiş bir halde görüldüğünde de ayıplanmamalı. Erkeğe ve de kadına verdiğiniz toplumsal yükümlülükler çok ağır; erkeklerimiz toplumda kibar olmaktan, kadınlarımız da yeri geldiğinde kaba olmaktan korkuyor. Ama bence, karakterini geliştirebilmiş her insan, toplumda her daim kibar ve yeri geldiğinde de tercihlerine, yaşam stiline dokundurtmayacak kadar kaba olabileceği yeri bilecektir...

Bana göre bakım; yapılabildiğince temizlik ve de güzel davranış gösterme durumundan oluşur. Bir erkeğin bakımlı olması, onu "karı kılıklı" yapmaz. Aynı zamanda, bir kadının bakımlı olduğu durumda başkaları tarafından kusursuz olmadığının görülmesi de, onu "kezban" yapmaz. Bazıları kadın-erkek demeden insanları yaftalamaya ve de isimlendirmeye bayılıyorlar ve bu durum beni ciddi derecede rahatsız ediyor... Erkeklerin kendine dikkat edince "top" diye isimlendirilmesi mi dersiniz; kadınların kendisi beğendiği gibi süslenmesi durumunda "kaşar veya aranıyor" demesi mi derseniz! İsim bulmaya gelince, öylelerinin dilinde isim çoook...


Diyeceğim o ki; Cinsiyet Meselesi diye bir şey yoktur, onu insanlar oluşturur. Ben hiçbir hayvanın erkeğinin çok süslendiği gerekçesi ile, arkadaşları tarafından "Metroseksüel mi oldun!" diye ayıplanmasını, hiçbir hayvanın dişisine çok süslendiği gerekçesi ile "koca mı istiyorsun!" dendiğini, çok süslenmediği hallerde de "Iyy kezban!" deyip popoların döndürüldüğünü duymadım ve de görmedim. :) Düşününce de çok komik geliyor valla...

Biz insanların bazılarının "dilinin kemiği yok"! Dilindeki kemiğini geçtim, düşüncesinde bir saygınlık ve de utanç yok. Birini üzeceğim düşüncesi ile yaklaşmayacağı en hassas noktalara bile dokunup, toplum içinde "kendince" saygınlık kazanacağını düşünenler, herkese satışabiliyor. Ben böylesi insanlara; sizin zihniyetiniz değil, sevgiden, birlikten ve barıştan nasibini almaya uğraşanların zihniyeti kazanacak! Göreceksiniz... Diyorum. Çünkü edilebilecek çok beddua olsa bile, umut aşılamak istiyorum "ben gibi bu düzeni sevmeyenlere de."


Okuduğunuz için teşekkür ederim. :) Yazımda eksikliğiyle dikkatinizi çeken, atladığım noktalar kaldı ise yorumlara yazın lütfen. Hem destekleşelim hem de bu önyargı ve kalıpyargılarla davranışlarını bütünleyenlere karşı varolma durumlarımız artsın cümleten inşallah. Sevgilerimle... :)