26 Haziran 2018 Salı

Seçim 2018 ve Sonrası - #didemingozunden


24 Haziran 2018'de çok önemli bir seçimi atlattık, bu seçimle beraber 13. Cumhurbaşkanı 16 senedir yönetimde olan Recep Tayyip Erdoğan oldu. Seçim günü ve gecesi çok stresli ve de bir o kadar da iç sıkıcı idi. Ama tarihe öyle bir geçti ki; 

Başkanlık sistemi Türkiye'de resmi olarak hayata geçti ve Türkiye'nin ilk başkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu,
yıllardır oyunu %30'a çıkaramayan bir parti olan CHP, Muharrem İnce'ye verilen gönül ve güven desteği ile 50 günde büyük bir başarı kazandı,
İyi Parti, ilk seçimini görece başarılı geçirdi,
HDP ise seçim barajını aştı. Sanırım bu bir ilkti, bu konuda bilgim yok; araştırdım ama bir bilgi de bulamadım...



Aslında profesyonel derecede siyaset içerikli bir gözlem yazısı da değil bu; bir vatandaş olarak o gün oyunu veren, evine gelip akşam seçim sonuçlarını Fox Tv'den izleyen ve aynı zamanlı internetteki twitter-facebook-whatsapp gibi mecraalardan da takip etmeyi ihmal etmeyen biri olarak gözlemlerimi yazmak istedim yeniden.

Bu seçimde kendimi büyümüş hissettim, baştan sona ilk defa bir seçim programı izledim ben o akşam ve bir vatandaş olarak bunları gözlemlediğim ölçüde de yazmak istedim işte... Arkadaşlarıyla veya herhangi biriyle seçim tartışması yapan ve siyaset için arkadaşını ailesini dostunu kırmaya gerek görmeyen biriyim. Diyeceğim o ki, bir vatandaş hassasiyeti ile okursanız; gözlemlerimi ve de nelere değer vermemiz gerektiğini, ortak paydamızın ne olması gerektiğini düşündüğümü anlarsınız... Şimdiden sevgilerimle... :)

2017'deki referandumdan sonra yazdığım yazımı hatırlıyor musunuz veyahut okumadı iseniz burada bulabilirsiniz o yazımı da... 


Gelelim 2018 Başkan ve Milletvekilleri seçimine; evet böyle adlandırıyorum, tam adını söylemeden. Bu seçimle bize, 2017 Referandumunda Evet-Hayır diyerek isteyip istemediğimizin sorulduğu Başkanlık sistemi yürürlüğe girecek ve bir de onun milletvekilleri olacak parti koltuklarının oyları bizim güvendiğimiz partileri seçmelerimizle belirlenecek...

Seçim programları 24 Haziran 2018 günü, saat 17.30'da başladı. Saat kaçtı şu an seçim yasağı kaltığında hatırlamıyorum ama oylar açıklanmaya başladı. Sonra nasıl oldu ise, Anadolu Ajansı'nın seçim sonuçları ile Ysk'ya girilen sistemdeki veriler eşit ilerlemiyordu. "Muharrem İnce'nin oyları daha fazla denildi, ikinci tur seçimine kalındı sabredin!" denildi. Anadolu Ajansı manipülasyon yapıyor, bu seçim sonuçları gerçek değil denildi. Ama sosyal medyada bunlar olurken, ne Ysk telefona bağlandı ne de Anadolu Ajansı yayına bağlanmak istedi...

O gün ablam ve eniştem, ilçemizde sandık görevlisi idi ayrı okullarda. Daha henüz seçim sonuçlarını onlar bitirmemiş iken durum enteresan geliyordu. Saat 20:40 sularında oy pusulalarını ve seçim sonuçlarını Ysk'ya gönderilmesi üzerine sıra olmuş Adliye önlerinde beklerken, "Abla Atv'de kutlamaların başladığı haberi ve Türkiye'nin İlk başkanının Recep Tayyip Erdoğan olduğunun yazılı olduğu haberi var!" diye anlık gönderdiğimde, "önümüzde uzun bir kuyruk var daha nasıl sandıkların %75'i açılmış olabilir?" diyerek önlerindeki arkalarındaki kuyruğun videosunu çekip internete koymuştu.

Kafalarda deli sorular nasıl olmasın, sorarım size! Oylar çalınmasın, sandık başlarında üsulsüz hiçbir işlem yapılmasın diye tüm ülke seferber olmuşken; sandıklarına sahip çıkan ve umudunu içerinde sapasağlam tutan bireyleri her mecraada görebilir olduğumuz bir gecede, kanıtlarıyla beraber olayları izleyebilir durumda iken, nasıl bu seçimin adil bir seçim olduğunu söyleyebiliriz?

Adil bir seçim değildi ve Fox Tv'de seçim yayınında bulunan avukat Ece Güner Toprak'ın da dediği gibi; 50 günde Cumhurbaşkanına sunulan imkanlar kadar imkan sunulmadı ve birçok seçimde de olduğu gibi yine adil bir seçim süreci işlemedi...

Geleyim 50 günde 107 miting yapan Muharrem İnce'ye; ülkeyi birlik halinde eğlenceye hasret durumundan, özlediğimiz görüntüleri izlemeye götüren adam kendisi. Geleceğe umutla bakmaya hevesli bireylere, bunu ben yaparım diyebilen biri. Ülkemiz için, üretme sözü çalıştırma sözü ve ekonomiyi düzeltme sözü veren bir cumhurbaşkanı adayı idi. Seçim akşamı hepimiz onun için heyecanlandık, yalanımız yok. Kazanabileceğinden de, İzmir mitingi ve de İstanbul Maltepe mitinginden sonra çok inanmış ve gönül vermiştik iyiden iyiye. Ama olmadı ya, yine de sağlık olsun; bize umudu aşıladı yeniden, eğitimi-bilimi-eğlenceyi-gelecekten endişe duymamak adına biraraya gelebilmeyi başarttırdı...

O gece Ysk seçim sonucunu, tam olarak 5 Temmuz günü açıklayacağını öğrendik. Gayriresmi ama net olan sonucun da, Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkemizin başkanı olduğunu öğrendik. O gün ne oldu ise 01.00'a doğru oldu. Bizlere "bekleyin, oylar şöyle. Bekleyin, oylar böyle.." diye muhalefet sustu ve sonra da bir öğrendik ki bir mesaj atılmış İsmail Küçükkaya'ya, "Adam Kazandı!" diye. Ama Muharrem İnce hiçbir açıklama yazmıyor o sıralarda. Ondan duymak istiyor herkes, "söylenen manipülasyon haberleri ne olacak şimdi?" diye.

Aklım ablamda diğer yandan, "o bizim kuyruk olduğumuz tutanaklarla ve oylarla beraber tüm ülke o kadar çabuk toparlamış olamaz; %75-%80 ne demek?" diyor ablam... O gece, Muharrem İnce kendi hesabından, "Bugün saat 12:00'da basın açıklaması yapacağım." diye tweet attı. "Neden o gece bir açıklama yapmadı, gelsin şimdi yapsın, bir şeyler mi dönüyor, kaçırıldı mı, tehdit mi edildi, susturuldu mu???" Bir sürü soru soruldu ve o gece birçok kesim için zor geçti kısaca...


Neyse sadede gelelim; kazananı kabul etmesine kabul ettik, bizim endişemiz tüm yönetim erkinin tek bir kişinin iradesinde toplanmasını doğru bulmadığımızdan ötürü, güvendiğimiz kişiye elimizden geleni yaparak teslim etmekti ya hani, bu ülkeye "yeniden umudu aşılayan" o kişiyi cumhurbaşkanımız yapmaktı... Olmadı ama sağlık olsun, başarabileceğimizi gördük yeniden; demeyi Muharrem İnce basın açıklaması yaptıktan sonra başarabildik.

Öyle bir basın açıklaması yaptı ki; O gece "Adam Kazandı" cümlesini kabullenememişken, olumlu-pozitif-yeniden plan kurucu olarak yaptığı konuşması ile bize de kabullendirdi. "15 milyon oy verdi bana, elimizden geleni hep beraber yaptık. Ama gel gelelim, kazananın kazandığını kabul etmez isek bu doğru olmaz." dedi... En güzellerden ve en can alıcı olan cümlelerin birini de o basın konuşmasından sonra attığı şu tweeti idi;

"Türkiye herkesin Türkiye'si olana kadar mücadelemiz sürecek."



Türkiye'nin hepimizin Türkiyesi olmasına ihtiyacımız var. Yönetim erkinden başlayarak, vatandaşının en küçük bireyine kadar ayrımcı kelimelerle karşılaşmaktan yıldım ben çünkü. Benim üst resimlerimde gördüğünüz tweetlerim de, bu ayrımcı tavırlarda olanlara idi çünkü. Bana göre demokratik ülkede bir çoğunluk diğer çoğunluğa "Siz bu yüzden kaybediyorsunuz." diyemez. Biri kazanıyorsa, hepimiz kazanmalıyız onu. Eğer biz kazansa idik (onların deyimi ile biz), hepimiz kazanmış olacaktık! Zira ben cumhurbaşkanı kim olursa olsun, hepimiz için sağlığı, eğitimi, iş hayatı, sanatı, bilimi için çalışsın, güzelleştirsin ve hepimiz için cumhurbaşkanlığında görev yapsın isterim.

Hepimizin kaybedeceğini anlamayan bir kesim, nasıl oluyor da bir kısmımız muhalefet olarak "oy çalınacak" derdinde koşturur iken; öteki tarafın hiç umrunda olmaz bu durum, anlamıyorum mesela...

Gel gelelim, kazandı diyoruz ama hepimizin cumhurbaşkanı olmadığını bilebildiğimiz biri, yeni dönemde değişir mi dersiniz? Umarım değişsin diyorum ben...

Bir vatandaş olarak, en iyi vaat'e bakıyoruz seçimlerde; öyle değil mi? Kimse kimsenin kimi seçtiğine karışamaz ve de sen onu seçtin kardeşim, şimdi bizden değilsin! diyemez. Bunu anlamayan bir kesmimiz var efendim. Ama bilin ki ayrıştırılmamıza rağmen, ayrılmaz isek tüm Türkiye kazanabilir ancak. Üstelik kendi kazanması uğruna diğerlerini yok sayabilen biri, bence herhangi bir ülkenin vatandaşı olamaz işte!

Üstteki resimdeki tweetimi, Muharrem İnce'nin o basın açıklamasından sonra atmıştım. O Tweet dizimin devamını okumak isterseniz, onu da burada bulabilirsiniz...

Kabalıkla, ayrımcılıkla, birbirini yok saymakla, "Siz-Biz" demekle, "Kazandık-Kaybettiniz" demekle, esas özgürlüğü, esas bağımsızlığı ve de ülkemizin biraraya geldiğini görmezden gelmeyi yok saymakla birarada yaşamayı başaramayız; unutmayalım... Özgürlük için, istikrar için seçtik diyorsunuz ve sözde sizin gibi seçmeyenleri hor görüyor ve ayıplıyorsunuz. Ama özgürlük devletin dini ile olmaz, bireylerin dini olur. Bir de bağımsızlık, ülkenin kendi üretimi ile olur; ekonominin dışa bağımlılığı ile değil... Evet ülkem için bana göre en iyi vaadi veren partiyi seçtim seçimde, ama

O geceden aklımda kalanlar şunlar olacak; sandıkların bitmediği akın akın bildirilirken, seçimin galibi açıklanmıştı. Anadolu Ajansı ne yazık ki güvenimizi sarstı... Mesaj konusunda da güvenimizi, Muharrem İnce açıklama yapmadan ona atılan mesajı okuyan İsmail Küçükkaya söyleyerek sarstı demiştik; bu konuda hata yaptığını kabul eden Muharrem İnce oldu ama bugüne dek bu konu da çok konuşuldu. Habercilik denildi, bu haber herkesin beklediğiydi denildi, kim olsa aynısını yapardı denildi; bu sebeplerle de, bir yandan "etik" konusu Seçim 2018 konusunda aklımda kalacak. Özellikle de şu AA manipülasyonu ve de Ysk sonuçlarının işlenmediği ve Anadolu Ajansı ile bir olmadığı falan...


Diyeceğim o ki; bu seçimle dişli muhalefet partileri kazandık çok şükür, dilerim değişmesi mümkün olabilecek olan bir hükümet karşımızda olur önümüzdeki zaman diliminde... Bir de ayrımcılığa tamamen karşı çıkacak olan birliğimiz ve de beraberliğimiz de bizi gelip bulur ve hep daimi olur... Ülkemiz ve milletimiz için hayırlısı ne ise o olsun. Benim gözümden Seçim 2018 ve sonrası bunları içeriyordu işte. Hepimiz için en güzeli olsun istiyorum, bir kesim mutlu diğer kesim mutsuz olmasın. Ülkece mutlu olalım, yeni sistem ve yönetim hayırlı olsun dilerim....

Sevgilerimle, Didem'in Gözünden...

12 Haziran 2018 Salı

Geçmişe Takılmak Ve Ona Hak Verme Telaşı


Hepimizde olduğuna inandığım bir olgu bu, yaşadığımız geçmişi tam manasıyla unutamıyoruz. Aksine, her gün hatırlıyoruz. Şimdilerde diyorum ki, hiçbir hatamdan pişman değilim; onların hata olduğunu anlamam için gerçekleşmeleri gerekiyordu.

Ama gel gelelim;

"Eğer bilse idim; birçoğunu neredeyse her gün hatırlayacağımı, daha dikkatli olurdum seçim ve tercihlerimde belki şu andaki gibi" diyorum.

Sonra hemen ardından da,

"O zaman da hayat o kadar güzel olmazdı ki!" diyorum. Yanlışlar olmadan, doğruların da bir tadı yok.  Dosdoğru olmak adına, yanlışlardan dönüp doğruları bulmanın kıymetini bilemeden yaşayamazdık belki de...



Bu sıra Şeker Portakalı serisini okuyorum, ikinci kitabındayım şimdi; adı Güneşi Uyandıralım, içindeki güneşi uyandır diyorlar Zeze'ye. Biz de içimizdeki güneşi uyandıralım, uyandırıp en çok kendimize hak verelim ve kendimize odaklanalım diyorum ben de... :)


İşte bu süreçlerde, keşkeleri zaten bırakmış olmanın dışında, geçmişe takıldığım anlarımda bir hak verme telaşı başlıyor bende. O zamanki hallerimi düşünürken, yaşadığım şeyler adına "neden böyle oldu ki?" diye düşünmeyi de bıraktığım, "o zamanki halimde, en doğrusunu yapmışım zaten ben." dediğim zamanlardayım. Ama nasıl? İkilemde de kalıyorum kimi zaman, ama eski aşamamı geçtiğimi zaman geçtikçe görür oldum... Ve hiç özlemiyorum, şük85ür ki geçmişe takılı kalıp da hak vermeme ve kendime kızmayı sürdürmediğim zaman dilimlerim; hoşgeldiniz...

İnsan olgunlaştıkça, yaşadıklarını sorgulama aşamasını azaltmaya başlıyor belki de zamanla. Geçmişe takılı kalmak oluyor adı hala tamam, ama deneyimlediklerini ders bilmenin de "keşke"leri, "neden"leri bir kenara bırakmaya ve hayatın amacını kavramaya sürüklediğini öğreniyor insan... Benim için çok zor oldu ise de gerçekleşti. Artık kendime hak verme telaşına da girmiş bulunmaktayım bu sıralar, 26 yaşıma ayak basmadan önce böylesi bir deneyimde bulunmam çok iyi bence benim için. Yaptığım en saçma harekete bile, "o zaman olması gerekeni yaptım, o yaşımda yapmam gereken sadece o idi." diyebiliyorum bir süredir.

En zor süreci de geçmiş bulunuyorum, kendimi affetmek. Çok öncesinden affetmiştim kendimi, geçti bitti demiştim ama yapamadığım bir şey vardı; geçmişi düşünmekten vazgeçemiyordum. Affetmiş olsanız da, düşünmeye vazgeçemediğiniz her an sanki baştan yaşanıyor gibi ya; tekrar tekrar affediyorum diyordum ama hep hatırlıyordum. Onu da bitirince, affetme sürecini tamamlamış olduğumu anladım işte şimdi... Affetmiş bulunduğum kişileri geçtim, kendi yaptığım hatalar sebebiyle bulunduğum yerleri umursamamazlıktan gelemiyordum. Güvensizliği öğrenmiştim, kendime hata bulur olmuştum affettiğim kişiler sebebiyle. Belki affetmeyi çok erkene almıştım ama başa dönecek olursak, o zaman da olmasını gerekeni yaptım kendimce...

Kafamda bu anıları şöyle adlandırıyorum şimdi, affettik geçti bitti değilmiş; bir de geçmişe takılıp ona hak verme telaşı içindeki süreç varmış ve bu süreç ömür boyu sürecek olanmış. "Anladım..."


En çok benim içimde adlandırabildiğim, ama size geçmişte çok büyük yaralar almama sebep olan kişilere yönelik diyebildiğim anılarımın hapisinden kurtuldum veya kurtulamadım ikileminde iken hissettiklerimin etkileri bunlar, demelerime yönelik bu yazım...

Birine çok kırılmış olabilirsiniz, beraber yaşadığınız anıların çoğu size kendinizi değersiz ve bir daha aynı yalan değerin doğruluğuna erişteremeyecekmiş gibi gelebilir. Ama bilin, geçmişe anılarda takılı kalmak ve ona hak verme telaşı içinde anlıyorsunuz, kendinizi esasen affetmemek sizin geçmişte takılı kalmanıza sebep olan şey...

Kendinizi affedin önce, size hata yapana birçok kez güvenmek veya o hataya ortak olmak suçunuzdu evet; ama onun hata olduğunu öğrenebilmek için, o hata gerçekleşmeli ve dersinizi almanız gerekiyordu. Bir an önce geçmiş tercihlerinize de hak verin. Yanlış tercihlerinizin ardından doğruları öğrendiniz ve savunmanıza bir kalkan daha eklediniz, böyle düşünmeli imişiz meğer...

Geçmişe takılmayı geçip, ona hak vermeye odaklanın. O sizdiniz ama esas olarak şu an ondan gelen siz daha deneyimli ve donanımlısınız diyorum, size ve kendime! Salın gitsin, kötü enerjiler içinizde kalmasın. Sizi yıpratan her ne ise, hatırlayın-bilin ama şu ana etki etmesine izin vermeyin. Bu yazı en çok bana, benim deneyimlerimle; geçmişteki benin öğrendiklerinden, şimdiki bana...

Didemin Gözünden...