13 Temmuz 2021 Salı

"DG'ye Geri Dönüş Ve Temmuz'dan İç Döküş - Didem'in Gözünden

 

Upuzun bir başlıkla bloğuma geldim işte yeniden, şu uzun başlıklarımı bile çok özlemişim resmen! 

Merhaba; hala orada mısınız, ne haldesiniz, nasıl bir gidişatın içerisindesiniz? Bana yorumlarda yazar mısınız? Ben boğazıma kadar şaşkınlığa battım battım çıktım, buraya yazamazken! İnsanlar mı bu kadar değişti, ben mi kendimi geliştiremedim diye düşündüm durdum...



En son Nisan ayında yazmışım bu bloğuma, 3 ay dolmadan gelebildiğime şükrediyorum şu an. Ama yazamadığım bu zaman diliminde şaşkınlık içerisinde kalıp anlatamadığım, anlatmaktan yıldığım insan profilleriyle karşılaştım. En çok da neden anlatmadım biliyor musunuz peki; onca beni şaşırtan davranışlarda, "bu kadar da olmaz!" dedirten tavırlarda bulunanlara karşı, içimdeki sıkıntıyı anlatabileceğim arkadaşlarım da oldu bu arada. Bu kişiler iş arkadaşlarım, en son buradaki yazımda bahsettiğim Farmasi ekibimdeki arkadaşlarımdı; çok şükür iş arkadaşı da oldular, can arkadaşı da bana. Allahım isteyen herkese böyle bir iş ve böyle arkadaşlar nasip etsin... :)

İnsanlar yormaya devam ediyor; yazamadığım 3 aya yakın süredir zaman diliminde, kaba ve de kırıcı davranan insanlarla karşılaştım. Çok üzücü ama çoğu insanın tavırları, artık neden şaşırdığımı bilemediğim şekilde beni yaralamaya devam ediyor. Hani öyle oluyor ki bazen herkesten uzaklaşasım geliyor. Çok küçük hesaplar, yarayı kaşırmışcasına yoran sıkan ve tüketen anlamsız hesaplar içerisinde kişilerle üst üste karşılaştık. Hiçbir şey yapmadık, hiç karşılık da vermedik; ama kırmadan kırılan olduğumuza çok içerledik!

Güvendiğiniz taş baş yarınca, size de artık kalbiniz parçalara ayrılmış gibi gelmiyor mu? Birilerine güvenememekten yana ödünüz kopmuyor mu? Ödüm ne kadar kopsa da, yine de insanlara güveniyorum. Ben birçok kez kırılmadan anlayamadım insanlara güvenmemeyi. Artık her iki şeyin de olabileceğini kabullenip, başıma gelene razı gelmeyi öğrendim sadece. Ciddi anlamda küçük hesaplaşmalara neden şahit olduğumuza, yarın öbür gün kimin ölüp kimin yaşayacağını bilmiyorken bu kadar vurdumduymaz tavırları hakedecek ne yaptığımı düşünmekten yoruldum. Üstelik çok şükür ki ne yapıp ne yapmadığımın farkında bir birey olarak ve de böyle bir ailede olduğumu bildiğim halde konuşuyorum...
 
Velhasıl, insanlar küçük şeylerden büyük hesaplaşmalar çıkarsın; olur olmadık şeyleri kendine üzerimizden dert edinip bizleri kırıversin, biz kimseyi kırmadan devam ediyoruz. Fakat susup oturuyoruz, orası da kötü olamaz ya? Diye sorguluyorum bu sıra. Sessizliğinizi korkaklık veya utangaçlık sananlar, kırmış olmanıza rağmen kırmamayı tercih edenlerden olduğumuzu farketmek bile istemiyorlar ya... Gerçek manada kaostan besleniyor olmak, en büyük işsizlik benim gözümde şu ara! Allah akıl fikir versin hepimize inşallah...


Umuyorum bu yazım tek kalmaz, size hislerimi daha da yazmaya devam ederim de yine. Şimdilik üstteki muhabbeti kapatıp bu sıra neler yaptım anlatmak istiyorum... 



Çalışmaya devam ediyorum, elimden geldiğince okumaya da; fakat yazmaktan geri kaldım bu aralarda da... İsteğim her şeyi tam yaparken, yazabiliyor da olmaktı aslında. Ama yeni öğrenimlerimin ve nicedir ertelediğim iş uğraşıma kavuşmamın heyecanı içerisinde bu isteğimi gerçekleştiremedim.

Bol bol gökyüzünü izledim ve son 1,5 aydır kitap okumalarıma nihayet geri döndüm. Son bir ayda 4 kitap bitirebildim bu sayede. Her şeyin yerli yerine oturabilmesi için biraz düzen gerekiyormuş, biraz da istikrar aslında. Yaptığın her ne ise sürekli yapmaya devam etmek gerekiyormuş. Misal her gün erken yatmaya özen göstermek, her gün kitap okumaya çalışmak ve her gün çalışmak. Bir süre sonra yanına eklemeler yapabiliyormuşsun... Meğer düzen kurmayı bile unutmuşum, birçok şeyi beklerken...
 

-- Öncelikle çalışmalarımı aşırıya kaçırmaktan vazgeçmeyle başladım. İlk aylar kendimi yıpratmıştım. Bu alışkanlığa doğru uzanan durumdan vazgeçtim. Gün içerisinde bitmeyen işleri gecenin ilerleyen saatlerine yaymayı bıraktım ve uykumu düzelttim. 

-- Sonra uykularımla beraber gündüz çalışmalarım da düzeldikçe ve gece uykularını öne çekebildikçe, kitap okumalarım da her gece çoğunlukla olmaya başladı. Böylece moralim düzelmeye, günümü planlayabilmeye başlamış oldum!

-- Kendimi mutlu etmek için okumalarıma döndüğüm gibi izlemelerime de instagram paylaşımlarıma da dönebildim. Zaten her şeyi tamamladığım gibi yazmaya dönebildim. (Gerçi hala tam dönebildim mi bilmiyorum, göreceğiz diyelim!) :)


Son 2 ay öncesine kadar; yorulmuş, bitmiş, iyi bir yola giriyorken kendimi yıpratır haldeydim. Aslında yer yer yazmalara devam ederken, kafam çok yorgundu hala. Uykuyu toparlayınca düzeldi her şey. Kısaltma yaptığım üzere "DG" (Didem'in Gözünden)'e dönüş tüm bu sebeplerle çok güç oldu. Ama hala hayatta olduğumuza göre geç değil aslında! Değil mi ama?

Geri dönüş yazım gerçekten çok yüzeysel olsun istemezdim ama üstünkörü anlatmam gerekliydi; devam edeceğim sonrasında... 


Size buralara dönüşüme öncülük eden öğrenimimi yazıp sonlandıracağım bu yazımı; 
Bu bir öneridir, çok basit bir öneri...


Aklınız nasıl karmaşıksa, işler nasıl yolunda gitmiyorsa, olsun istediğin neler olmuyorsa; durun bir düşünün ve toparlanmak için sadece yaşamak için en temel rutinleriniz olan işleri düzeltin. Belki en büyük sorun oradadır. Yeme düzeninizde, uyku düzeninizde, güne başlama şeklinizde, ibadet edemiyor, bir şeylerden şükredemiyor oluşunuzda...

"Hayır, ben her anlamda kendime yetiyorum." diyebilirsiniz. En basit gördüğünüz sorunu düşünün, sizin temel yaşantınızı bozan şey en ertelediğiniz mevzuda. Benimki uyku düzeniydi, bir buçuk ayın sonunda daha net görüyorum bunu! Benim çok büyük bir sorunummuş meğer, bir gün elbet düzeltirim deyip üzerinde basit şekilde duramıyor oluşum...

Uykumu düzelttim ve kendimi çok iyi hisseder oldum; bu kadar mı farkeder! :) Etti valla... Uykumu düzeltmeme eşlik eden arkadaşıma sevgilerimle! O kendisini biliyor, baş harfi de A. ;) Darısı siz nasıl düzelmeyi istiyorsanız size de olsun inşallah... (:


Didem'in Gözünden'de bir iç döküş sundum bugün. Bir dahaki yazımda, netlikle benim gözümden belki bir içeriğin yorumlanışını okuruz veya belki de kırgınlıklarımı derinden anlatasım gelir. Artık göreceğiz...

Sevgilerimle, DG'ye geri dönüş tamamlandı; iç döküş yarı yarıya halledildi. Darısı hep buralarda olmama olsun e mi! =) 


8 Nisan 2021 Perşembe

Hayalime Yoğunlaştım, İşimi Kurmak için - 08.04.2021 #didemingozunden


Didem'in Gözünden adlı bloğuma hoşgeldiniz; Nisan ayını dolu dolu açtım ben, bol çalışmalarla dolu geçiyor şükür günlerim. Ve bugün kendimi Facebook'ta birkaç takip ettiğim "Engellilerin bulunduğu gruplarda" anlattım. Çünkü sesimi duyurmaya ihtiyacım var bu ara... Hiçbir detayını değiştirmeden de burada bu not kalsın istiyorum bugüne dair bu anım aşağıda okuyabileceğiniz üzere... :)

Benim biri ilk bloğum diğeri de bu bloğum olmak üzere iki bloğum var. Neden orada değil de burada paylaşıyorum sorusuna gelirsek; ben diğer bloğumda kendi işimi daha detaylı anlatmak istediğim üzere, yarın veya en geç öbür güne tamamlayıp yayınlayacağım. Ama bu paylaşımım da, burada da duyurum olsun isterim; bugünün fotoğraflarıyla... Ben işim olsun hayallerim adına atağa geçtim, son birkaç aydır artan çabamla her güne başka planlar ve uğraşlar içinde işimi büyütmeye çalışıyorum. 

Umarım ben ve benim gibi dileyen herkes başarır; kendini gerçekleştirmeyi, hayallerinin peşinden koşma cesaretini içinden dışına taşırabilmeyi, durmamayı, çabalamak için elinden geleni yapma isteğini görüp duyup harekete geçmeyi... :) Ekibime hepinizi beklerim; gelin birbirimizin elinden tutalım. Sevgilerimle... =)



08.04.2021

Merhaba arkadaşlarım, adım Didem Köse. %91 Bedensel Engelliyim, Kas Erimesi LMGD tanım var... İki üniversite bitirdim ama iş hayatında engel durumum sebebiyle kendime göre bir ortam bulamadım. Ne yazık ki evde çalışmak diye bir şey konuşulduğunda da biz engellilere tek sundukları, telefon üzerinden çağrı merkezi ya da satış yapmak. Yapabilenlere büyük saygım var, ama benim için çok stresli bir iş idi; bir kez olsun onu da deneme fırsatım oldu. Yemediğim küfür, hakaret ve haksız laf kalmadı... :/


Birkaç aydır Network Marketing'de iş hayatımı kurmaya çalışıyorum. 10 senedir hayalini kurduğum, "bir kariyerim olsun, kendi paramı kazanayım!" derdindeyim ve artık bu yola girebilmiş hissettiğim de bir ekipte kararlı şekilde çalışmaya devam ediyorum.. Farmasi Altınbaşak Ekip Lideriyim... :) Diliyorum daha fazlası için de çabaladığım süreçte zamanla ilerleyebileceğim...


== Beni yanlış anlamayacağınızı umuyorum; benim gibi hevesi ve gücü olup, sosyal ortamda gerek sağlığı gerekse de pandemi ortamı sebebiyle iş bulamayan arkadaşlarım vardır illa ki. Ekibimizde işimizi öğreten eğitimler alıyoruz, birbirimizi motive edebildiğimiz gruplarımız var. Eksik hissettiğimiz noktada yardımcı olan aile gibi arkadaşlarım da var... Evde ya da nereye giderseniz orada çalışabileceğiniz bir işiniz olsun isterseniz, ekibime davet etmek istiyorum sizi... :)


Bu işe başladıktan sonra, "ben 10 sene bu ortamı aradım, hep bir işim olsun istedim" lafını çok söyledim. Birilerine ulaşmak ve benim gibi onların da hayallerini ertelemeyip gerçekleştirdiğini görerek, sadece maddi değil manevi anlamda da kazanabilmemizi istiyorum...


Ben Didem Köse, 25 yıldır bir engel durumuyla bu hayatı güzel yaşayabilmek için savaş veriyorum. Yazıyorum, okuyorum, örüyorum, paylaşıyorum. (Sosyal medya hesaplarıma, hayatımı yazdığım bloğumun adresine facebook hesabım üzerinden ulaşabilirsiniz...) Son 5 yıldır hayatımda en eksik gördüğüm şey "bir işim olması" idi.. Hayatı güzel yaşamanın mutlu eden bir meşguliyet ile de ilgili olduğunu biliyorum.


== Tüm bu yazdıklarımı, "kendimi gerçekleştirme anlamında benim gibi hayallerini hep ertelemek zorunda kalan birilerine el uzatmak ihtiyacıyla da yazıyorum yani; bana el uzatanları bulmam hiç de kolay olmadı çünkü!" Her anlamda destek olabileceğimiz, tercihen kadın lider adayları arıyorum (Ekibimizde daha çoğunlukla kadınlar var çünkü).


İşimiz katalog işi ama bu konuda ekip çok mühimmiş meğer; ben ekibim içerisinde öğrendim. Sizi ekibimizde görmeyi çok isterim, başarı listesinde adımızı görüp daha çok kişiye el uzatmak isterim. ÇÜNKÜ BU BENİM EN BÜYÜK HAYALLERİMDEN BİRİ... :) <3


Beni buraya kadar okuyan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Sadece yazmak ve kendimi anlatmak bile bana çok iyi geliyor ama dilerim gerek yorumlarda, gerekse de mesaj kısmından konuşarak bu alanda bir şeyler yapmak isteyenlere de ulaşabilirim... Sevgilerimle... :) Didem Köse...

17 Mart 2021 Çarşamba

Neler Oluyor Bize? - Mart 2021 - #didemingozunden


Epeydir sitemkar halde gördüklerimi ve üzüldüklerimi yazamaz olmuştum de mi; sevdiğim olayları yazdığım kadar, bu bloğumda "Didem'in Gözünden" sitemkar olaylarımı yazıyordum ben. :) Bugün biraz uzun bir arada sonra, "Neler Oluyor Bize?" demek istiyorum. Çünkü sıklıkla bunu soruyorum ve her ne kadar çoğumuz bahsedeceğim durumları "teknolojiye ve her şeyi gereksiz kolaylaştırdığına" yoruyor bile olsa, aslında yine de suç bizde. Her şeye çok çabuk adapte olup, esas değerlerimizi ve manayı unutuyoruz. Buna çok çabuk alışıyoruz...


Çayınızı kahvenizi aldıysanız, söyleyeceğime öncelikle şu yandan kulak verin; hayatınızda insanları sadece kendi bakış açınızla yargılıyor musunuz? Yapıyorsanız eğer, yapmayın lütfen! Günümüz dünyasının en büyük yanılgılarından biri bu, herkesi eleştirmeye ve herkesi kötülemeye büyük hakkımız var; ortada bir durum yokken bile!

İnsanları zorlamak, insanların iradelerini ve sınırlarını görmezden gelmek günümüzde çok moda olan gelişmelerden olmuş... İstemiyor oluşunuz, kibarca reddediyor oluşunuz bir oluşumu veya bir devamlılığı katiyen kabalık olarak görülebiliyor. Oysa bu sizin kararınız, kendi bireysel mutluluğunuz için en gerekli tercihiniz belki de; ama görülmüyor. Düşünün bir, çevrenizde bunu size kaç kişi yapıyor? Eminim bir dünya örneğini bulabiliriz...

Günümüzde ilişkileri kendini en önemli gören kişinin üstünlüğüne göre yapmanızı isteyenler türedi. Siz kendiniz adına neyi reddetmiş, neyden vazgeçmiş olursanız olun; onun adına bu geniş zaman içerisinde kötü bir durum ise, asla kabul edilmiyor davranışınız. Siz ona zarar vermemişsiniz esasında, siz onun kötülüğüne hiçbir şey de yapmamışsınız! Sadece aranızdaki bağı koparmışsınız, enerjiniz tutmamış ve onunla devam etmek istememişsiniz. Ama dedim ya, geniş zamanda onun işine gelmeyecek bir durum. Ona göre ona bunu yapamazsınız...

Eskiden anlaşamadığınız veyahut görüşmek istemediğiniz kişilerle bağ koparmak daha kolaymış, "ver mektuplarını al mektuplarını"! Dışarıda görseniz, konuşmak istemediğiniz ve tartışmak istemediğiniz kişiyle aranıza sınır koymanız daha kolay; yolunuzu değiştirirsiniz, kapınızı kaparsınız ve o uzaklığı gören kişi durmak zorundadır. Bu durum teknolojide böyle değil...

Şimdilerde önce numarasını sonra sosyal medya hesaplarını siliyorsunuz ama bir türlü size bazı kişilerin ulaşmasını engelleyemiyorsunuz. Benim için benim kararımı ve irademi zorlayan kişilerle arama koymak istediğim sınırlar var, ama teknoloji ile olsun ama gerçek hayatta olsun! Teknoloji sağolsun bunun bir yöntemini bulup sınırları aşabiliyor isteyen kişi! Rica ediyorum bunu kişisel algılamayın ama biri size sınır koyduysa o sınırı aşıp, sonra da "neden sınırlama koydun bana?" diye sormayın. O sınırlama koyulmuş, o kişi karar vermiş ve telefonlarınıza çıkmıyor. İnsanlar size illa ki geri dönüş yapmak zorunda değil. Bunu gördüğünüz halde hala ulaşmaya çalışıyorsanız, aranızda bir bağ kalmadığı halde üstelik; sorunu lütfen kendinizde arayın. Bazı şeyler biter, bunu unutmayın! Her insan sizinle kavga etmez, her insan hayatını böyle idame ettirmez. Bazıları da susarak gider. Güzel yoldan bağları koparır ve böyle durumda kavga çıkartarak durumu zorlaştırmak sizin haddiniz de değildir!

Diyorum ya, "Neler Oluyor Bize?" diye; gerçekten neler oluyor bize, biz ne zaman bu kadar sınırlarımızı bilmez haddimizi aşar olduk?! Benimle görüşmeyen birine ben bir daha ulaşmak istemem ki, vardır bir bildiği derim; bu ısrar kıyamet çok zorlayıcı inanın ki! İnsanı hem kötü hem de asabi yapıyormuş bir de... Çok üzücü ki, teknoloji artık bazılarını önemli ve bazılarının da kendi hayatı adına verdiği kararları önemsiz sayılır kılabiliyor... Sessiz kalırsanız vay halinize, her bağı kavga gürültüyle bitirmezseniz hiç kimse sınırını haddini bilemez oldu; çok yazık!



Büyük ilkel benlik savaşları veriliyor yani günümüzde. İlkel benliği açalım biraz, ruhun en derin gerçekler dünyası ile değil bedenle haz ilkesine dayalı ilişkisi bulunan parçası (Tanım, Google'dan alıntıdır). İlkel benliğine esir olmuş kişiler, kendi çenesinden güçsüz kişileri buldukları zaman avucuna alıp kendisi gibi yapmak istiyorlar. Yani insanları kırar mıyım, ya bu durum bizi incitir mi düşünmeden "ilkel benlikleriyle hareket ediyorlar". Onlar piramitlerini büyütmeyi bir şekilde bu yönle de başarıyorlar, çünkü bu haz ilişkisine hayır diyebilecek olan gerçek manayı görebilen kişiler maalesef ki azınlıkta artık! 

Ben ve benim gibi bir kesim, hala insanları kırmamayı daha fazla umursuyoruz şükür ki. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum hala... Ahlak diye bir olgu var; o sadece tek bir olguda değil, hayatın her alanında lazım işte! Ben artık uzun zamandır, kimseyle kavga etmemeye çalışıyorum. Bu bana zarar veriyor çünkü, çok net biliyorum. Kimseyi eleştirmekle de kötülemekle de uğraşmıyorum, bu benim enerjimden ve zamanımdan çalıyor... Bazılarımız hala bunları yaparken, kendimiz adına yaşarken ve birilerini üzmemek adına susarken; sesini çıkarabilen, teknolojinin de verdiği güçle bunu yapabilmeyi kendine hak gören kişiler ne yazık ki yakıyor yıkıyor dağıtıyor... Onlara da sesleniyorum; vallahi bir deneyin, size sınır konduysa o sınırı geçmeye çalışmayın! Kendinize kötülük ediyorsunuz, farkında bile değilsiniz... 

İnternet bize yeni dünya düzeninde bir güç veriyor ya işte, gerçek hayatta bunu yapabilmek çok güç ama güya internet üzerinden yapabilmek kolay; Sizi rahatsız eden, sizi üzen ve sizi yıpratan tavırlarda bulunan kişileri engelleyebiliyorsunuz! Dediğim gibi, karşınızda engellemenize karşı duracak ve bu kararınızı hiçe sayacak biri yoksa çok güzel bir hak aslında... Kendisini eleştirenleri engelleyen büyük hesapları görüyorum İnstagram'da mesela; birkaç zaman sonra çok bariz olarak yeniden ulaşıyorlar, tehdit eden mi dersiniz hakaret eden mi! Engellenen kişilerin garip şekilde kabul göremediği halleri bırakma halleri de hiç görülmüyor neredeyse... Üzücü ama "Neler Oluyor Bize?" dediğim bu gibi konular o kadar acı ve inanılması güç bir durum işte...


Son olarak diyeceklerim şu ki; 

Yapmayın, insanları zorlamayın, kırmayın ve incitmeyin! Dünyayı başkalarının kararlarını ve fikirlerini değiştirmek üzere yaşamayın. Birilerini ezip büzüp incitip, ondan sonra da sen bana neden bunu yapıyorsun demeyin! Haddiniz, hududunuz ve bir sınırınız olsun... Çünkü bu sınırı koruyamazsanız sonrası kaos oluyor. Bu kaosu yaşamaktan sizler hoşlanabiliyor olabilirsiniz ama bunu sevmeyen ve kaldıramayanların hayatları yitip gidiyor o kaoslar adına, ama enerjisini çalarak bitiriyorsunuz ama sınırlarını yıkarak...

Umarım beni biraz olsun birileri anlamıştır... Umarım bir kişi bir kişiyi, diğeri diğerini örgütleyerek bu gibi davranışlardan uzak durur birçoğu...

"Neler Oluyor Bize?" demeye devam edeceğim inşallah ben yine. Bu yazımda bu konu ağırlık bastı, çünkü içim bu konuyla ilgili dolup taştı son zamanlarda. Ben bu zehri ve sitemi akıtmalıydım iyice. Bu yazım da buna destek oldu çok şükür işte... 

Siz de yorumlarda bana "Neler Oluyor Bize?" dediğiniz günümüz garipliklerini yazın olur mu? Yorumlaşalım ve dertleşelim biraz... (: 

Sevgilerimle ve okuduğunuz için teşekkürlerimle... 

20 Şubat 2021 Cumartesi

The King: Eternal Monarch - İzledim - #didemingozunden

 

Bir dizi izledim, adı The King: Eternal Monarch; artık en sevdiğim kore yapımı dizidir kendisi... <3 =)

(Bu yazımdaki tüm görseller, Google Görsellerden Alıntıdır.)


"-- Sallanıyorsan sallanmaya devam et. Dengeni sağlamak için bir çatlak aç."
(1. Sezon 9 Bölüm)



İki hafta önce başladım, bu diziye ve bu hafta depara kalkıp 3-4 günde tüm diziyi izledim bitirdim. Ama bitirmişken söylüyorum ki, açıp açıp bölümlerini izlemek istediğim; başucu dizilerimiz dediğimiz dizilerden biri olacak artık bu dizi de benim için. Yıllardır, Friends ve One Tree Hill adlı dizilerimin yanına böyle sevebildiğim dizi ekleyememiştim; bundan sonra en sevdiğim üç dizim var benim! =)

Bu zamana kadar izlediğim üçüncü kore yapımı dizi "The King: Eternal Monarch" ve izlediğim en iyisi... Bunu hem oyuncularının seçimi hem de mekanlarının ve kıyafetlerinin seçimi sebebiyle söylüyorum. :) Fantastik bir dizi ararken, tam da böyle bir paralel evrenler hikayesi arıyordum aslında. Bir yanda Kora Krallığı, bir diğer yanda Kore Cumhuriyeti... Bir yanda Kral Lee Gon (Lee Min-ho), bir diğer yanda Teğmen Jung Tae-eul (Kim Go-eun)... :)  

Baş karakterlerimiz Jung Tae-eul ve Lee Gon, Kore Cumhuriyetinde karşılaştıklarında Kralımız Lee Gon, hiçbir kaydı olmadığı Teğmen kızımızın dünyasında yalancı konumuna düşmüştür... Kral olduğunu söyleyen Lee Gon'un emniyet sorgusundan sonra, ne bir parmak izi, ne de kimlik kaydı bulunur. Bir türlü inanmasa da, bir süre Teğmen'in dünyasında kalan Kralımız, Teğmene varlığına alıştırır... =)


"-- Tesadüf gibi görünen çoğu şeyin aslında olacağı vardır ve olacağı olan her şeye kader denir."
(1. Sezon 10. Bölüm)


İki başrol karakterimiz, kaderlerinin izniyle öncelikle Kore Cumhuriyeti'nde karşılaşsalar da daha sonrasında Kora Krallığı'na da götürüyor teğmenimizi; Kralımız Lee Gon... :) Hikayenin alt metnine gelirsek eğer; 8 yaşında amcasının babasına ihaneti ile kaderi değişmiştir kralımızın. Yeğenini öldürmeye çalışırken de, bir kurtarıcı gelir ve hain prens Lee Glum (Yani amcamız); dostluk simgesi olarak kralın arkadaşının hediye ettiği bambu flütü çalmak için uğraşıyordur, amaç tüm gücün ve evrenler arası geçişin kendinde olmasını sağlayan flüte sahip olmak... Yani kavga, yine en büyük güç olmak üzere kötülerden sebep çıkmış bulunuyor! :/ 

Can alıcı sahneler sadece paralel evrenler içerisinde gezinmekle alakalı da değil yani. O kaderin öyle işlemesinde sebepler çok, oradan kaçan ve kaçmasına yardım eden tüm kişilerin arkasında da hain Lee Glum varmış üstelik... :)

Toparlayayım konuyu; öncelikle neden yarım flütle paralel evrenler arasına geçebildiğini düşünen bir kralımız varken, öldü sanılan hain prensin yaşadığını çözer gide gele Kralımız... Kora Krallığında kraliyetin içerisinde hainler çıkıyor, paralel evrendeki Kore Cumhuriyeti karışıyor. Derken zamanla cinayetlerle, anlam verilemeyen ölümler ve paralel evrene geçişler esnasında Kralın haricinde herkes için sürekli duran zamanın asal sayıların katları kadar artması durumu; olaylar büyüyor ve karmaşıyor böylece... (:


Bu takip edilmesi heyecanlı ve bir o kadar da hayal gücünüzü anlamaya çalışırken çalıştıran olay örgüsü içerisinde, Teğmenimiz ve Kralımızın aşkı büyüyor duruyor... :) Öncelikle kralımızın o hainliğin yapıldığı gece kendisini kurtaran kişinin cebinden düşerken aldığı Teğmen Jung Tae-eul'un kimlik kartıyla yıllar boyu onu aramış olduğu gerçeğinin sırrı var; "nasıl olur da daha onlar küçücükken eline bir kimlik kartıyla ömür boyu aradığı kadının kartı geçebiliri" düşünüyoruz, ama ancak izlerken tüm olaylarla beraber o dünyayı çözümleyebiliyoruz... :))



İşte bu değişen olaylar içerisinde, gidip gelinen paralel dünyalarda yaşayan kopya hayatlar var... Prens Lee Glum'un safına geçenler, meğer kopyalarının hayatını çalıyormuş en başından beri... İşlenen cinayetlerin acımasızlığının ve garipliğinin büyük sırrını çözmesi pek zorlu oluyor, çünkü boşta kalan delil yetersizliği mevcut. Bunu görebilense sadece büyük düşünebilen Teğmenimiz maalesef... (:

En sevdiğim karakterlerimiz başrollerimiz iken; zamanla bu sevdiğim karakterlere biri daha eklendi, kralın küçüklükten beri hem iyi arkadaşı hem de en güvendiği sağ kolu Jo Eun-seob (Woo Do-whan)... Sert mizacıyla, olduğunca ciddiyeti ve kralı korumak için her an hazır iş ahlakı ve sevgisi ile; Kora krallığında Jo Eun-seob iken, öte dünyadaki kopyası Eun Sup da Teğmenimizin çalıştığı Şiddet suçları üçüncü birimde askerliğini yapan yumuşak ve dışa dönük neşeli bir tip! :) Üstte gördüğünüz kolajda da, Woo Do-whan adlı oyuncunun oynadığı bu iki karakter var işte... :)


Çok güldüğüm komedisi de oldu, gözlerimi dolduran draması da... Bana hissettirmesi gereken her duyguyu hissettirdi. Çok kızdığım tek karakter vardı, Kora Krallığının Başbakanı Koo. Bir kadın başbakanı takdir etmemiz lazım ama büyük hırsından ötürü, insanın sinirlerini bozan bir mizacı vardı kadının! Bölümler geçtikçe hırsından ötür kadını benim çekip vurasım geldi, ki bu da bir oyuncunun ne kadar iyi oynadığını gösterir elbette! (=


- Aynı dünyada olup daha uzak olan insanlar var. 1x13



Ayrı dünyalarda yaşayıp, aynı dünyalarda iken yaşadıkları aşk; dizi tarihinin en güzel aşklarından biriydi...
Hikayeyi tam olarak anlatamıyorum ama paralel dünyalar arasından geçişlerinden tutun, ona sizi inandırışları ve hiç havada kalmayan hikayelendirmesi; beni gerçekten benden aldı... :)


En sevdiğim sahnesi neydi diye düşünüp duruyorum da, sanırım hem kavuşma sahneleri idi hem de ayrılma sahneleri! Bir sonraki buluşmalarına kadar hasret çekerken karakterler, ilk defa bu kadar derin hissettiğim o duyguyu çok iyi . Bir paralel dünya olsa, sebeplerinden tutun sonuçlarına kadar böyle bir gidişatla hem yerle bir olsa, hem de bir araya gelebilse... Hani derler ya, girişi kadar karışması; sonrasında da sonuçlanması o kadar güzeldi! Vallahi öyleydi... :) Puanım 10 üzerinden 10 bu diziye. İzlediyseniz veya benden sonra izlerseniz, gelin beraber yorumlaşalım bu yazımın altında derim... (:


2020 Netflix yapımı bu Kore dizisiyle ilgili, ne söylesem de başka türlü spoiler vermesem diye çok uğraştım ve bence başardım da! :) Diyeceklerim bu kadar şimdilik ama bölümleri yeniden izledikçe, buraya eklemeler yapabileceğime de inanıyorum... Korece isimler gereği bazı garip karışmalar yaşamış ve birkaç noktayı anlamamış olduğuma bile eminim. The King: Eternal Monarch adlı bu dizime (artık benim dizim!); puanım 10 üzerinden 10 işte, tüm bu anlattıklarımdan sebep... İzlediyseniz veya benden sonra izlerseniz, gelin beraber yorumlaşalım bu yazımın altında derim... (: 


Dizinin müzik seçimleri de çok iyiydi bu arada  ama daima çalınan bir şarkı vardı, o şarkının orkestra versiyonunu buldum Youtube'da; sürekli dinleyip, uyurken ve bazı zaman çalışırken de dinleyebileceğimi düşündüğüm bu versiyonu sizinle de paylaşmak istiyorum. Burada bulabilirsiniz, benim için de dursun; unutursam teesüf ederim kendime ama olur da unutursam dönüp bulabilmem adına... :))


Okuduğunuz için teşekkürlerimle ve sevgilerimle, diziden en beğendiğim alıntıyla son vermek istiyorum bu yazıma;

-- "Kaderin tesadüfü olmaz. Doğası gereği kaçınılmazdır ama anlamını farkettiğinde her şey için çok geçtir."

...The King: Eternal Monarch - 1. Sezon x 14. Bölüm...

13 Şubat 2021 Cumartesi

2021'den Sesleniyorum - Didem'in Gözünden

 

2020 yılında sadece 14 yazı yazabildiğim bu bloğuma, 2021 yılının ilk yazısını yazıyorum bugün; nihayet! :) İki ayın ardından, yeniden merhaba... =)

2021'den sesleniyorum; çok yazılar yazma hayaliyle çok tutuşup, çok istekli olup bir o kadar da kendi içime döndüğüm ve durgunluğuma odaklandığım günler yaşıyorum. Düşünüyorum, düşlemekten çekinmiyorum ve bol bol izliyorum... :)


Öncelikle çevremi izlemeye çalışıyorum artık; telefon ve bilgisayarlar hayatımızda daha fazla yer aldığından beri, ekranlardan fazlasını göremez olduk ve şu pandemi döneminde daha çok tutulduk bu ekranlar üzerindeki her şeye. Ama geçen gün şu denize bakıp da içimi ferahlatabildiğime şükrettim yeniden. Sıkıntımın sebebi bir şeyleri çok fazla takip edip, doğayı gözlemleyememek artık... Kış geldi ve evlere tıkıldık, bir evin içinde eşyalara dahi bakamayıp daha çok ekranlara bakıyoruz. Ben son zamanlarda buna çok bozuluyormuşum meğer... 

Denize, doğaya hasret bir yıl daha başladı; umarım bu hasret artık en kısa zamanda biter gider... 

Yazmaya kendimi adamak için içimce büyük bir heves var yine bu sıra, ama bir o kadar da dargın ve kırgınım sanki her yanımla... Odaklandığım en iyi şey "Youtube videoları" ve ip sarıp örgü örmek. Resmen elimden çekirdek çitliyormuşum gibi bırakamıyorum! =) Ama biliyorum, bazen neye tutulursan o geçene kadar ona yoğunlaşmakta da fayda var. Bedenin veya kalbin, bir şeye doyamıyor veya o şeyi yaparken ferahlayıp başka yöne dalmak istiyorsa, ona izin vermek gerekiyormuş... Sonradan bunu da deneyimleyip öğrendim. :)


İp sararken, örgü örerken videolar izlemeyi ve izleyeceğim dediğim dizi ve filmlerime bakmayı çok seviyorum... Bu sıra buna kendimi kaptırdım gidiyorum ama sonucunda yazmaya döneceğim, bunu da derinden hissediyorum. Çünkü içimde bir yerde, yazıp içimi dökmelerim ve aklımdaki hikayelerim projelerim akıp duruyor. İçimle konuşuyorum ama kalemi almak ürkütüyor değil, sadece uzaklaşmamın yan etkisi gibi bu! Kalemimi elime alsam büyüsü kaybolacak veya istediğim gibi olmayacak hissi de benimle beraber bu sıra; ürkütücü ama gerçek... (:

Velhasıl; 2021 çok şükür fena başlamadı, sağlığımız da neşemiz de yerinde ailecek ama biraz kendi iç dünyamla ufak bir derdim var gibi... Duraklamak istiyor, değişiklikler istiyor; belki de düzensizliğime veya düzenime bir başkaldırı hazırlığında şimdilerde. Zamanla yazıya döneceğimin inancıyla doluyum yine de... =) 

Hem bunlardan bahsetmek, hem de sizlere bu sıra izlediğim dizilerden ve beğendiğim youtube videolarından bahsetmek için 2021 girişi olarak yazmak istedim bu yazımı... Kendi gözümden bir "ne izliyorum" içeriğim de bulunsun yeniden, epeydir bu tarz içerikli bir yazı yazmamak da eksiklik hayatımda şu sıra...




- 2021'in ilk ayında izleyip bitirdiğim ilk dizi "The Queen's Gambit" adlı dizi idi. 1 sezonluk 2020 yapımı Netflix dizisi idi. 2020 yılında, satranç içerikli konusu nedeniyle izleyip zevk alamayacağımı düşündüğüm bir yapım idi. Ama 2020 başında ani bir kararla izlemeye başladım, 4 günde de bitirdim bile 8 bölümü... 

Dizi tam benlik değil derken, hızlı akması sebebiyle içeriğindeki eksik bulduğum noktalarına rağmen severek izledim. Heyecanlı bir konusu vardı ama eksik çok fazla noktası da vardı benim için aslında... Yani, karakterin sıkıntılarına değinmiş de bir sezona sığdırdığı için tüm hikayeyi, satrancın ötesinde çok da işlenememiş bence. Üstün körü bir anlatım söz konusu idi bazı noktalarda. Böyle bir dizide baş karakterimizin duygularının daha derin işlenmesini isterdim açıkçası. O yüzden The Queen's Gambit adlı bu diziye puanım, 10 üzerinden 8... :)


- Bu ayın başında izleyip bitirdiğim ikinci mini dizim yine bir Netflix dizisi ama bu sefer 2021'in ilk Türk yapımı Netflix dizisi "50 Metrekare" idi... Engin Öztürk ve Aybüke Pusat'ın başrollerinde oynadığı klasik Türk dizileri konularından bir mafya adamlığından mahalle abiliğine terfi eden Gölge isimli kahramanımız var... Tamam, yorumlayan herkes gibi ben de gördüm; fazlasıyla gördüğümüz konular ve "vaov" dedirtmeyen bir gidişata sahipti. Ama ben dizinin işlenişi ve oyuncu seçimleriyle başarılı olduğunu düşünüyorum...

İzlediğimiz herhangi bir Türk mafyası içeriğinden başka bir şey değildi. Ama oyuncu seçimleri ve konu bütünlüğü konusunda iyiydi diyorum. Abartısı ve gereksiz "kahramanlara asla bir şey olmaz!" içerikleri de yoktu üstelik! İkinci sezonu gelecek gibi görünen dizinin, ilk sezonun sonuna doğru ters köşe yapamayıp beklenenleri gerçekleştirmesi üzücü idi. Ama Engin Öztürk'ün oyunculuğunu izlemeyi çok sevdiğim için, ikinci sezonu da çıktığında izlemeye çalışacağımı düşünüyorum şahsen... :) 

Bu dizinin ilk sezonuna puanım da, 10 üzerinden 8. Ama ikinci sezon bence 10 üzerinden 10 olabilir. Çünkü hem kadro hem de konunun başka şekillerde işlenebileceğine dair inancım da oluştu ilk sezondaki bu başarılı işleyiş açısından. (Bakın bu neden biliyor musunuz; işleyişi de oyunculukları da durgun olan birkaç yerli dizimiz var ve yersiz abartılabiliyor, ama gerçekten kişilerin zevkine göre değişen oyunculuklardan ya da işleyişten bahsetmiyorum, hayatın içinden denilip durgun bir işleniş sergilenen birçok diziden bahsediyorum. Onlar en iyisi oluyor da, bu tarz eğlendirebilen dizilere gelince de, yersiz yok sayılıyor. Klişelerle dolu bir konusu olmasına rağmen, izlerken kendini unutturup eğlendiren bir yapımdı da benim için. Cengiz Bozkurt ve Tuncay Bayazıt'ın güldürebildikleri sahneler için, puanım 9 bile olsa hakeder yani! Emeklerine sağlık diyorum. :)


- Ve şu bir haftadır izliyor olduğum dizi de, bir iki haftaya bitirebileceğimi düşündüğüm The King: Eternal Monarch dizisi... Paralel Evren konusunu işleyen, Fantastik bir kore yapımı dizi. Hem bir kraliyet hikayesi hem de içeriğinde gerçek hayatın bulunduğu bir dizi. Çünkü kralımız Lee Gon, küçüklüğünde kendisini kurtaran Teğmen'i arıyor ve paralel evrene geçip de onu bulduğunda kendi bakış açıları dahil birçok şey yavaş yavaş değişiyor. Kralımız, çok başarılı ve karakter sahibi biri; Polis teymeni kızımız Jung Tae-eul tam ona yakışır derecede, işine düşkün ve karakterinden asla ödün vermeyen biri... Paralel evrenler arasında yolculuk 6. ve 7. bölümlerde canlandı, birçok konu da açığa çıktı ama çözümlenmesine geçilemedi daha. Yani ben bir izleyici olarak çözdüm de, oyuncular çözemedi. :) 

Velhasıl, şu sıra bu diziyi izlemekten ötürü mutluyum. Puanım şimdiden 10 üzerinden 9 ve dizinin sonunda 10 bile olabileceğini hissediyorum. İzleyip göreceğiz diyelim. :) Kralımızı ve onun gönlünü kaptırdığı teymenimizi çok yakıştırıyorum. Bir de beni çok güldüren kralın baş muhafızının son bölümlerdeki halleri var... Teymenin küçükken kurtardığı kral nasıl oluyor derseniz, orasını henüz ben de çözemedim. Zamanlar arasında farkettirmeden geçen biri mi kurtardı, nasıl oldu? Onu da ilerleyen bölümlerde göreceğiz! =)


Didemin Gözünden haberlerde bu yazılık bu kadar. Bir dahaki yazımda görüşene dek, kendinize çoook iyi bakın. Okuduğunuz için ve beni umarım unutmadığınız için teşekkür ederim... (=
Sevgilerimle...