21 Aralık 2015 Pazartesi

Aynı Dünyanın Ama Ayrı Düzenin Çocukları


Gözlerim neler görüyor ve her gün nasıl daha iyiyi beklerken "daha kötü günler bizi bekliyor" diyebiliyoruz; ayrı ayrı inanamamaya devam ediyorum resmen dünya üzerinde olanlara... Bu yazı 1 ay öncesinde gelecekti, ama kısmet olmadı. Dünya üzerinde o kadar acı yaşanırken, kendi dertlerimize de dalıp gidebilmemize de yer yer şaşırıyorum doğrusu. Vizeler geçen Pazar günü bitti, yorgunluğunu üzerimden hala atamadım. Zaman zaman buna da hakkım var mı diye düşünüyorum, güçsüzlüğüme rağmen...


Savaşlar, Acılar, Katliamlar var haberlerde günün her saatinde. Ve her birine üzülürken, çocuklarla ilgili olanlara içimin en derinine kadar sarsılıyorum resmen. Twitter'a isyanımı veya sorgulanacak taraflarını yazayım diyorum, artık 140 karaktere doğru dürüst sığdıramıyorum hiçbir şeyi. Kaldı ki, çocuklar hakkında ise, hiçbir şey sığmıyor oraya...


Bu yazının çıkış noktası aslında şu idi; 2 çocuk üzerinden, çocukların acı çekiyor olmasından duyduğum rahatsızlığı sizlerle paylaşmak. 1 ay öncesinden beri taslaklarda sadece ismiyle beraber bugünü beklemedeydi;

Bir Suriyeli kız çocuğunun feryadı vardı kameralar önünde, Suriye başbakanı Esad'a beddua ediyordu kız çocuğu; ailesinin sağ olup olmadığını sorarken. Evlerine bomba atılıyor, feryat figan herkes can telaşına giriyor. Ve helikopter yardımıyla yaralıları kurtarmaya geliyorlar sonra. Bir kız çocuğu çıkartılıyor enkazdan, yaralı halde. Önce can, sonra canan derler; bir çocuk iseniz bunun sırası daha da çabuk değişiyor bazen. Yaralı halde düşündüğü tek şey; anne-babası ve kardeşleri oluyor o kızın. Soruları sonrasında beddua okuyor minik yüreğiyle. O dudaklarıyla balon şişirmesi gerekirken, beddua ediyor içinden gelerek Esad'a. Acı çekiyor ve endişe duyuyor çünkü ailesi ve kendi adına. Aynı dünyanın ama ayrı ayrı düzenlerin çocuklarıyız, sırf bu hikaye sebebiyle bile... Videoyu ve haberi burada bulabilirsiniz...

Sonra aynı gün, bir başka çocuk izledim haberlerde; bir Fransız erkek çocuğu idi bu sefer. Paris'de yapılan katliamların ardından, katliamların olduğu yerlerden birine babasıyla beraber bulunuyordu anmalarda. Habercilerden biri gelip röportaj izni almış ve çocukla konuşmaya çalışmış. "Ne olduğunu anlıyor musun? Neden bunları yaptılar?" diye soruyor haberci, "Evet, çünkü çok kötüler onlar, çok kötüler." diyor çocuk. "Ve çok dikkatli olmalıyız, taşınmamız gerekecek." diyor ardından. Burada babası devreye giriyor, aralarındaki diyalog arzu edilen dünya adına umut verici oluyor. Silahlara karşı çiçeklerle kendimizi savunabildiğimiz dünya....

Baba; Korkma taşınmamız gerekmeyecek. Burası bizim evimiz

Çocuk: Kötü adamlar var baba

Baba: Evet ama kötü adamlar her yerde var.

Çocuk: Silahları var bizi vurabilirler, çünkü çok kötüler.

Baba: Silahları olabilir ama bizim de çiçeklerimiz var.

Çocuk: Ama çiçekler bir şey yapmaz ki. Onlar şey için...

Baba: Tabii ki yaparlar. Bak herkes çiçek bırakıyor. Silahlarla mücadele etmek için.

Çocuk: Korumak için mi?

Baba: Kesinlikle.

Çocuk: Mumlar da mı öyle?

Baba: Onlar dün hayatını kaybedenleri anmak için...

Çocuk: Buradaki mumlar ve çiçekler bizi koruyacak.

Bu konuşmanın ardından haberci tekrar soruyor; 

Haberci; Daha iyi hissediyor musun şu an?

Çocuk; Evet, şimdi daha iyi hissediyorum...


Fikir farklılıkları, barış isteyenler ile barışı asla savunmayan düşüncelerde olup bombalayanlar arasında ne kadar büyük değil mi? Bir yanda bombayı atanlar, diğer yanda Suriye'de ailesine bir şey olacak endişesiyle canı yanın kız çocuğu. Bir yanda katliamları yapanlar, diğer yanda oğluna kötülere karşı iyiliği elden bırakılmaması gerektiğini anlatan ve evladının korkusuna biraz olsun yatıştırıcı olabilmeye çalışan bir baba...

Türkiye'ye gelince; her gün anne veya babası ölen binlerce asker, polis, savcı, işçi, memur, öğretmen, ev hanımı çocukları... O çocukları gözlerinde yaşlarla izlemek hoşuna gidiyor olmamalı birilerinin! Daha etkili önlemler alınmalı, dur denilmeli. Oysa katlanarak artıyor böyle haberler... Çocukların masal dinlemeleri gereken yaşlarında, anne veya babalarının ölüm nedenlerini bir ömür unutturmayacak yöntemlerle akıllarına kazımaları hak mı? Sorguladığım bizleriz sadece, Allahım bu şeylerin hepsini bize sınav olarak veriyor bence. Çoğumuz da çıkartıyoruz dersimizi. Peki neden hükümet yetkilileri tüm dünyada tam olarak ders çıkartamıyorlar bu olanlardan? Tüm olanlar ülke yöneticileri tarafından bir oyun mu yoksa??

Sorarım size; acının en büyüğü neden en çok çocuklarda? Kader, kısmet, yazılmış olan bu diyeceksiniz belki de. Ama aslında yazılanı da bir noktada düzeltmek gerekmiyor mu bizler için bu noktada? Kaderi değiştirebilemiyor muyuz, seçimlerimizle? Tercihlerimiz hep mi acıdan yana? Aynı dünyanın çocuklarının ayrı ayrı çektikleri birbirinden büyük acılar, nereye kadar sürüp gidecek???


Ben bu iki haberi duyduğum aynı haber bülteninden beri unutmadım ve unutmak da istemiyorum. O yüzden aklıma gelmişken ve fırsatım da olmuşken yazayım istedim... Okuduğunuz için çok teşekkür ederim... Umudumuz çocuklar diyoruz ya hep, şimdiki dünya güzel bir gelecek bırakabilecek mi çocuklarımıza acaba!! 


Suriyeli Kız Çocuğu'nun haberinin kaynağını internetten bulamadım...

Ancak Fransız erkek çocuğu ile babasının haberine buradan ulaşabilirsiniz. Alıntılarken bu siteden yardım aldım...

14 Kasım 2015 Cumartesi

Teröre Lanet!


Dün gece yatmadan önce İnstagram'daki paylaşımlara bakarken öğrendim Fransa'nın Paris kentinde yapılan terör saldırılarını. Artık aklım iyiden iyiye almıyor, hayatlarımız masum insanların "devletlerin kavgaları" sebebiyle yok oluşlarını izlemek ve acılarımızın dinmesi için dua etmek ile geçiyor birkaç senedir. Ve özellikle bu senelerde de arttı bu durum. Bu seneye gelince; kabus gibi bir seneyi bitirmemize 1,5 ay kaldı ve böyle bir senenin geleceğini kim bilebilirdi ki?? Bilsem ve girmeme şansım olsa bu yıla, bu hakkımı kullanırdım sanırım hepimiz adına... Yazıma devam etmeden önce, Fransa'da ölen insanların acısını paylaştığımı söylemek isterim. Ve Dünya üzerindeki terörü dindirebilecek kişilerin bir yerlerden çıkıp tüm insanlığı kurtarmasını diliyorum, hepimiz adına...



İnsanlık öldü yine ama ne yazık ki bugün itibariyle ve her ölünün sevinicisinin ve seçicisinin bol olduğu gibi bu olayda da "ohh olmuş" diyen boldu bugün. Ben kendim utandım onlar adına yine ne yazık ki... "Ölü Seçici" kalıbını bugün okuduğum bir twitte gördüm ve her olayın ardından içime sindiremediğim olguyu tanımlayan bir tanım oldu bu bugün...

Şöyle anlatayım, içimde kalmasın; olay olur ve "oh olmuş" der biri, dersiniz ki "çocuğu vardı" der ki "orada olmasaydı..." Dersiniz ki, "masumdu" der ki "müslüman değildi". Dersiniz ki "İNSAN ÖLDÜ İNSAN, ÖLDÜRÜLDÜ ÜSTELİK" "Oh olmuş, onların ülkesi bize şunu yaparken iyiydi..." Diyecek kelime bulamazsınız bundan sonra, insanlık denen şey ölmüştür çünkü o anda... İşte aynısı bugün de oldu tüm sosyal medyada, "Fransızlar ölmüş, oh olmuş" denildi.

Ben kaç senedir bu olguya anlam veremiyorum işte. Büyük konuşmak olarak görülmesin bu; "Allahım beni "oh olmuş" dedirtenlerden eylemesin." Diye dua ediyorum hep... Benim inancımda, benim dinimde; öldür yazmıyor. Benim dinimde "Oku" yazıyor. Benim dinimde "Zorlaştırmayın, Kolaylaştırın" deniliyor...

Neyedir uzağımızda olan ülkenin insanlarına bile duyduğumuz bu öfke ve nefretin sebebi? Terörün dini dili ırkı mezhebi olmaz kardeşlerim, ölümün de olmaz dini dili ırkı! Bu ülkede Hrant Dink öldü zamanında, "Amaaan Ermeni idi" denildi. Bu ülkede Mehmet Ali Birand öldü, "Amaan suç işlemiş zamanında" denildi. Bu ülkede Ayna grubunun üyelerinden Cemil Özeren öldü, "Amaan sende, içki içmiş de ölmüş. Oh olsun." denildi. Bu ülkede Levent Kırca öldü, Zeki Alasya öldü, "Amaan dinsizin  teki idi" denildi. Ve bunlar sadece şimdilik hatırladığım... Ölü seviciler ve ölü seçiciler dediklerim bunlar işte. Hepsine "oh olsun" dediler de, bir Allah affetsin veya rahmet eylesin demediler. Oysa Allahın işine karışılmaz denir bizim dinimizde, es geçtiler...


İnsanlık bu değil benim bildiğim. Benim bildiğim insanlık her birlik olunması gereken zamanda, çelme atılan bir kimsesiz artık... Benim bildiğim insanlık, fillerin tepişmesi ile ezilen çimenler konumunda artık... 

Söylemezsem olmazdı bunları bugün, içim doldu doldu taştı çünkü yine. Ülkemizde olan terörün yanında, bugün de anlam veremedim işte her şeye. Din uğruna öldürmek nedir ya? Hangi dinde var bu, ben benim dinime de başka bir dine de yakıştıramıyorum ki... Ben içime sığdıramadım bunları, biliyorum ki benim gibi içine sığdıramayanlar da var dün olanları ve bugün yazılanları...

Batı ve Doğu diye ayıranlar milletleri, "Bugün buna ağlıyorsunuz, ya dün neden Suriye ile Irak'a ağlamadınız?" diyorlar. Kimin cidden ağlayıp, kimin ağlamadığını bilemezsiniz ki. Müslüman'a üzülüp, hristiyan'a gülmek değildir insan olmak. Her ikisinin haksızlığında da susmamayı bilmektir.

Hep söylerim ya bunu, ne demiş Hz. Ali "Haksızlık karşısında susan dilsiz yalandır!" Allahım bizi insan olmaktan geri koymasın inşallah...