12 Ekim 2024 Cumartesi
Korkak - "Bir Hikaye" #1
16 Aralık 2022 Cuma
Bir Geçmiş Bir Bugün, Hepsi Bir Bütün - 16.12.2022 #zamanıdır
25.12.2019 – 02:02
Son 2 yıldır kendimden gizli bir ben'in varlığıyla tanışıyorum her gün aslında ve tanıştığım kişi karşısında şaşkınlığa yürüyorum daima; bir gün iyiyse bir gün kötü anlamda..
Bundan tam 9 yıl önce, insanlar hep değişir diyen birine; ben değişmem, değişmeyeceğim derdim. Bu bana hakaret gibi geliyordu zira o zamanlar. Ama şimdi kendini geliştirmenin de değişim içerdiğini farkettim. Değişmek hep kötü yana ilerleyen bir mevzu değilmiş mesela.
Zamanında o biri
gelip de bana "İnsan daima kendini doğurabilir, yeter ki istesin!"
deseydi; ne diyor ki acaba? Diye düşünürdüm. Zaman işte, öğretiyor her şeyi.
Deneyimlemek bazen acı, bazen de tatlı; ama yaşananların her biri aslında
seçtiğin yönler doğrultusunda gerekli ve bu gerekliliği ancak yaşadıklarından
deneyim çıkardığında anlayabiliyorsun. Ne yazık ki insan, geliştiği noktaya
gelene dek sıkıntısını; sıkıntısı bittiğinde de gerekliliğini kavrıyor. Hayatın denklemi buymuş gibi...
**
16.12.2022 - 11:46
Birkaç hafta önce 2019'da yazdığım üstteki paragrafları okuduğumda, ne gibi bir olayın üzerine yazdığımı hatırlamıyordum. Ama şimdi hayal meyal hatırlıyorum, hayatımda bağıra bağıra bir şeyler değişiyordu ve ben bu değişimin öncesindeki zaman diliminde bir kabuğunu kırma sürecini yaşıyordum. Hani o bir şeyleri çok beklersiniz, olmaz olmaz da artık inancınızı sorgularsınız. Kötüdür ama artık olabileceğine inanıp da bir daha yanılmaya takatiniz yoktur. İşte o devredeydim. Şu anın temellerini atan zaman dilimlerini yaşarken yazmışım. Ne komik, şimdi de buraya dönmek üzere kullanıyorum; çünkü baya uzun bir süredir buraya dönemezken, nedenini de sorguluyordum. Şimdi öyle olması gerekiyordu diyebiliyorum...
Geride bıraktığım son iki senede her gün ama her gün yazsam, çok dolardı buralar ve de defterlerim. Ama yaşamaya ihtiyacım vardı o sıralar. İzlediğim, okuduğum, gördüğüm, cesaretlerimle adım atıp hayata atıldığım zaman dilimlerini sadece yaşamak istedim sanırım. İçinde iken o günlerin çok sıkıntı çektim ve şimdi başka bir sıkıntı çekerken farkediyorum; hem gerekliymiş hem de bana baya şey öğretiyormuş...
Şu an iki sene öncesiyle benzer hallerimin içerisinde ne anlatmak istediğimi kavrayabiliyorum. Çok şükür ki... İki sene öncesini geride bırakabildiğime de seviniyorum. :) Hal ve hareketlerime, gel gitli tavırlarıma; bir inanıp bir inanmayarak, "ya olmazsa yine? ya düzeltemezsek bu düzeni?" düşünceleri içerisinde çok asabi olduğumu hatırlıyorum.
Çok eleştiri almıştım çevremden; "şükürsüzlükle" bile suçlanmıştım, o an neden sabredemiyorum diye endişe ile kızmışlardı bana. Şu ev değişimimiz öncesindeki zaman diliminden bahsediyorum. Senelerdir 1 kat merdiven çıkarak asansöre ulaşabildiğimiz diğer evimiz bizi çok zorluyordu, ne o evden çıkıp başka yere oturabiliyor ne de başka ev alabiliyorduk... O zaman da buna inanıyordum, eleştiriler bana karşı çok haksızdı. Değişimimi de, sakinlemiş şu anki halimle duygularımı kontrol edebilmek olarak tamamlamışım gördüğünüz üzere...
Şimdi gelelim tüm bu geçmiş bugün karmaşasından neden bahsettiğime;
Zamanıdır demek istiyorum, çünkü başka hiçbir zaman diliminde buraya dönüşümü belli ki kaldıramayacaktım. Çok katıydım, çok dağılmıştım ve zaman içerisinde toparlandım aştım ve de daha fazlasıyla devam ediyorum. Böyle görüyorum; Buraya dönmememin de, şu anki sakinliğime gelene kadar yaşadığım gel-gitleri de yaşamalıydım...
Kendi üzerimden birkaç lakırdı ederek dönüşümü tamamlıyorum, gözlemlediğim üzere anlatılası çok şey biriktirdim yine. Sizlere bir kabullenmişlik cümleleri olarak söylüyorum bunları. Sizin de çok isteyip de yapamadığınız bir türlü olduramadığınız bir şey varsa eğer şu sözlerimi umarım dikkate alırsınız; kızgınlığınızı endişenizi ve kafa karışıklığınızı kimseye zarar vermedikçe doyasıya yaşayın. Eğer o günleri o karmaşıklığı yaşamaz iseniz, devam etmekte ve yol almakta çok zorlanıyorsunuz.
İlk zamanlar bahsettiğim eleştiriler sebebiyle çok durdurdum içimdeki garip hisleri. Ama ben bastırdıkça onlar başka yerden patlak verdi; gereksiz yerde alınganlık etmeler, sinirini bir türlü bastıramamalar. Yani neyi zamanında yaşamazsanız, onu yaşamadınız için geri kalan her şeyi yok sayarak ona odaklanmanızı gerekli kılıyor hayat...
Şimdi tüm bu geçmişi ve bugünü birkaç paragrafla mı hatırladın derseniz eğer, bence bugünle bağdaşıyor.
Hayatımda birkaç aydır yer alan kişilerle değişim evrenini yaşıyoruz. Onlar hayatlarına başka şekilde devam ediyor, ben de onların gittiklerini kabullenmeye çalışıyorum. İş hayatım hayalini bile kuramadığımı anladığım şekilde bana yetiyor ve de beni mutlu ediyor. Ama gel gelelim değişime çok müsait bir yapısı var. Sözleşmeler yok benim işimde, ekibimize katılan kişiler ne zaman gider ne zaman yol değiştirir veya ne kadar çalışır; kişilere bağlı tüm süreçler. Kendisine uygun olmayan durumları hayatlarından çıkarmak herkesin hakkı, ama benim istemediğim şekilde işlemiyor süreçlerimiz. Sabredemiyorum gibi hissediyorum bu ara, ne olacağını kestirememek hoşuma gitmiyor. (Gerçi son 4 gündür toparlanmış durumdayım, bunları da kabul ettim. Kabul edemediğim tek nokta, dürüst olamayanlardan yana!)
Kişilerin sözleri ile tavırları birbirini tutmayınca, çok rahatsız hissediyorum kendimi... İki sene önce de, olmasını istediğimle olması gerekenin işleyiş süreci aynı bu şekilde yavaş ve de belirsiz idi. Orada da uğraşlar vardı ama insanlar ben kadar uğraşmıyor gibi geliyordu veya istemiyor gibi (öyle değildi oysa)... Şimdi için ise yine çok şükür kendimin ne istediğinden ve nasıl hareket etmem gerektiğinden çok eminim, ama değiştiremediğim durumlar için kontrol edemiyor olmaktan ötürü "beklemekten yana" biraz kendimi son 4 gün öncesinde çok strese soktum. Ama şimdi yine toparlanıyorum...
Velhasıl; Başlık o sebepten "Bir geçmiş bir bugün, hepsi bir bütün!" oldu. Geçmişte yaşananlarla şimdide yaşananlar birebir değilse de benzer şekilde işliyor. Bugünün de sıkıntıları çok yerinde, olması gereken ve benim çok şey öğrenmem gereken boyutta! Ama netlik yok bazı insanlara bağlı şekilde. Birkaç haftadır uykusuz gecelerim, ancak sabaha karşı uyuyabiliyorum. İçinden çıkamazmışım gibi hissetmiyorum ama biraz zorlanıyorum bu ay. Oldurmak için uğraştığım şeyler ve planlarım beklemediğim durumlarla sonuçlanıyor. Sonuç olarak bu da geçip gidecek ama stresi sıkıntısı şu an daha yüzeyde ve bu sefer doya doya bu sıkıntıyı da yaşamaya çalışıyorum.
Bu bloğa dönmeye ihtiyacım çok var, benden bağımsız gelişen insanların ve de durumların gözüme çarpan yanlarını yazmak çok istiyorum yeniden! Çok biriktirdim dedim ya, o sebepten bu dönüş yazısı olsun; kendi gözümden kendi durumumun tespiti niteliğinde. En kısa zamanda da bahsettiğim birikenlerden başlayacağım inceleme yazılarıma...
Şimdiki hedefim haftada en az iki yazı yazabilme seviyesine gelmek. Birkaç haftaya haftada bir olur belki ama sonrası mutlaka iki olsun bir an önce diye uğraşacağım... Didem'in Gözünden okuyucuları var mıdır oralarda bir yerde bilmiyorum, ama yeniden o okuyucuları buraya toplamayı başarabilirim umarım. Bunu gönülden istiyorum... Şu an bu yazıyı okuyan kişi, iyi ki varsın. Sevgiler... :)
16 Mayıs 2022 Pazartesi
Yeniden İzledim - Istanbullu Gelin
23 Ekim 2021 Günüydü, yeniden izlemeye başladım İstanbullu Gelin'i... Bu kararı birden verdim aslında, çünkü varolan dizileri kaldıramıyordu içim. İçlerinde zerre aile sıcaklığı yoktu, içerisinde zerre gerçeği barındıran bir his yoktu gibi hissettiriyordu. Bugün olmuş hala eskisi kadar duygu barındıran diziler yapabildiğimizi düşünmüyorum. Ciddi anlamda bu açıdan köreldiğimizi, teknoloji ilerledikçe insan ilişkilerini "kaoslardan öteye götüremeyen mutsuz senaristlerin" eline kaldığımızı görür olduk.
Tabii izleyici kitlesi de bunu istiyor diye söylenerek yapıyorlarmış bunu, en azından eleştirenler bunun böyle olduğunu söylüyor. Peki eski dizilerin samimiyetini ve gerçekliğini arayan bizler, neden eski dizileri izlemeye başlar olduk?! Az bir kişi olduğumuzu da düşünmüyorum üstelik... Bir yerde aksini isteyen kişiler de var ise, onlara yönelik de bir içerik hazırlanması gerekmez mi? Klişelerden, utanç verici geliştirmeyen konulara sahip dizilerden ve kadın veya erkeği kötüleyen 7'den 70'e her yaşın izleyebileceği saatlerde yapılan şiddet içerikli dizilerden sizler de yorulmadınız mı?
Neyse, şimdilik bu kadar. Konumuz "İstanbullu Gelin" adlı dizimizi yeniden izlediğim mevzuu... :) İyi okumalar.
Esas Konumuza Gelelim;
13 Temmuz 2021 Salı
"DG'ye Geri Dönüş Ve Temmuz'dan İç Döküş - Didem'in Gözünden
Upuzun bir başlıkla bloğuma geldim işte yeniden, şu uzun başlıklarımı bile çok özlemişim resmen!
Merhaba; hala orada mısınız, ne haldesiniz, nasıl bir gidişatın içerisindesiniz? Bana yorumlarda yazar mısınız? Ben boğazıma kadar şaşkınlığa battım battım çıktım, buraya yazamazken! İnsanlar mı bu kadar değişti, ben mi kendimi geliştiremedim diye düşündüm durdum...
Size buralara dönüşüme öncülük eden öğrenimimi yazıp sonlandıracağım bu yazımı;
Bu bir öneridir, çok basit bir öneri...
8 Nisan 2021 Perşembe
Hayalime Yoğunlaştım, İşimi Kurmak için - 08.04.2021 #didemingozunden
Didem'in Gözünden adlı bloğuma hoşgeldiniz; Nisan ayını dolu dolu açtım ben, bol çalışmalarla dolu geçiyor şükür günlerim. Ve bugün kendimi Facebook'ta birkaç takip ettiğim "Engellilerin bulunduğu gruplarda" anlattım. Çünkü sesimi duyurmaya ihtiyacım var bu ara... Hiçbir detayını değiştirmeden de burada bu not kalsın istiyorum bugüne dair bu anım aşağıda okuyabileceğiniz üzere... :)
Benim biri ilk bloğum diğeri de bu bloğum olmak üzere iki bloğum var. Neden orada değil de burada paylaşıyorum sorusuna gelirsek; ben diğer bloğumda kendi işimi daha detaylı anlatmak istediğim üzere, yarın veya en geç öbür güne tamamlayıp yayınlayacağım. Ama bu paylaşımım da, burada da duyurum olsun isterim; bugünün fotoğraflarıyla... Ben işim olsun hayallerim adına atağa geçtim, son birkaç aydır artan çabamla her güne başka planlar ve uğraşlar içinde işimi büyütmeye çalışıyorum.
Umarım ben ve benim gibi dileyen herkes başarır; kendini gerçekleştirmeyi, hayallerinin peşinden koşma cesaretini içinden dışına taşırabilmeyi, durmamayı, çabalamak için elinden geleni yapma isteğini görüp duyup harekete geçmeyi... :) Ekibime hepinizi beklerim; gelin birbirimizin elinden tutalım. Sevgilerimle... =)
Birkaç aydır Network Marketing'de iş hayatımı kurmaya çalışıyorum. 10 senedir hayalini kurduğum, "bir kariyerim olsun, kendi paramı kazanayım!" derdindeyim ve artık bu yola girebilmiş hissettiğim de bir ekipte kararlı şekilde çalışmaya devam ediyorum.. Farmasi Altınbaşak Ekip Lideriyim... :) Diliyorum daha fazlası için de çabaladığım süreçte zamanla ilerleyebileceğim...
== Beni yanlış anlamayacağınızı umuyorum; benim gibi hevesi ve gücü olup, sosyal ortamda gerek sağlığı gerekse de pandemi ortamı sebebiyle iş bulamayan arkadaşlarım vardır illa ki. Ekibimizde işimizi öğreten eğitimler alıyoruz, birbirimizi motive edebildiğimiz gruplarımız var. Eksik hissettiğimiz noktada yardımcı olan aile gibi arkadaşlarım da var... Evde ya da nereye giderseniz orada çalışabileceğiniz bir işiniz olsun isterseniz, ekibime davet etmek istiyorum sizi... :)
Bu işe başladıktan sonra, "ben 10 sene bu ortamı aradım, hep bir işim olsun istedim" lafını çok söyledim. Birilerine ulaşmak ve benim gibi onların da hayallerini ertelemeyip gerçekleştirdiğini görerek, sadece maddi değil manevi anlamda da kazanabilmemizi istiyorum...
Ben Didem Köse, 25 yıldır bir engel durumuyla bu hayatı güzel yaşayabilmek için savaş veriyorum. Yazıyorum, okuyorum, örüyorum, paylaşıyorum. (Sosyal medya hesaplarıma, hayatımı yazdığım bloğumun adresine facebook hesabım üzerinden ulaşabilirsiniz...) Son 5 yıldır hayatımda en eksik gördüğüm şey "bir işim olması" idi.. Hayatı güzel yaşamanın mutlu eden bir meşguliyet ile de ilgili olduğunu biliyorum.
== Tüm bu yazdıklarımı, "kendimi gerçekleştirme anlamında benim gibi hayallerini hep ertelemek zorunda kalan birilerine el uzatmak ihtiyacıyla da yazıyorum yani; bana el uzatanları bulmam hiç de kolay olmadı çünkü!" Her anlamda destek olabileceğimiz, tercihen kadın lider adayları arıyorum (Ekibimizde daha çoğunlukla kadınlar var çünkü).
İşimiz katalog işi ama bu konuda ekip çok mühimmiş meğer; ben ekibim içerisinde öğrendim. Sizi ekibimizde görmeyi çok isterim, başarı listesinde adımızı görüp daha çok kişiye el uzatmak isterim. ÇÜNKÜ BU BENİM EN BÜYÜK HAYALLERİMDEN BİRİ... :) <3
Beni buraya kadar okuyan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Sadece yazmak ve kendimi anlatmak bile bana çok iyi geliyor ama dilerim gerek yorumlarda, gerekse de mesaj kısmından konuşarak bu alanda bir şeyler yapmak isteyenlere de ulaşabilirim... Sevgilerimle... :) Didem Köse...
17 Mart 2021 Çarşamba
Neler Oluyor Bize? - Mart 2021 - #didemingozunden
Epeydir sitemkar halde gördüklerimi ve üzüldüklerimi yazamaz olmuştum de mi; sevdiğim olayları yazdığım kadar, bu bloğumda "Didem'in Gözünden" sitemkar olaylarımı yazıyordum ben. :) Bugün biraz uzun bir arada sonra, "Neler Oluyor Bize?" demek istiyorum. Çünkü sıklıkla bunu soruyorum ve her ne kadar çoğumuz bahsedeceğim durumları "teknolojiye ve her şeyi gereksiz kolaylaştırdığına" yoruyor bile olsa, aslında yine de suç bizde. Her şeye çok çabuk adapte olup, esas değerlerimizi ve manayı unutuyoruz. Buna çok çabuk alışıyoruz...
20 Şubat 2021 Cumartesi
The King: Eternal Monarch - İzledim - #didemingozunden
Bir dizi izledim, adı The King: Eternal Monarch; artık en sevdiğim kore yapımı dizidir kendisi... <3 =)
(Bu yazımdaki tüm görseller, Google Görsellerden Alıntıdır.)
İki hafta önce başladım, bu diziye ve bu hafta depara kalkıp 3-4 günde tüm diziyi izledim bitirdim. Ama bitirmişken söylüyorum ki, açıp açıp bölümlerini izlemek istediğim; başucu dizilerimiz dediğimiz dizilerden biri olacak artık bu dizi de benim için. Yıllardır, Friends ve One Tree Hill adlı dizilerimin yanına böyle sevebildiğim dizi ekleyememiştim; bundan sonra en sevdiğim üç dizim var benim! =)
Bu zamana kadar izlediğim üçüncü kore yapımı dizi "The King: Eternal Monarch" ve izlediğim en iyisi... Bunu hem oyuncularının seçimi hem de mekanlarının ve kıyafetlerinin seçimi sebebiyle söylüyorum. :) Fantastik bir dizi ararken, tam da böyle bir paralel evrenler hikayesi arıyordum aslında. Bir yanda Kora Krallığı, bir diğer yanda Kore Cumhuriyeti... Bir yanda Kral Lee Gon (Lee Min-ho), bir diğer yanda Teğmen Jung Tae-eul (Kim Go-eun)... :)
Baş karakterlerimiz Jung Tae-eul ve Lee Gon, Kore Cumhuriyetinde karşılaştıklarında Kralımız Lee Gon, hiçbir kaydı olmadığı Teğmen kızımızın dünyasında yalancı konumuna düşmüştür... Kral olduğunu söyleyen Lee Gon'un emniyet sorgusundan sonra, ne bir parmak izi, ne de kimlik kaydı bulunur. Bir türlü inanmasa da, bir süre Teğmen'in dünyasında kalan Kralımız, Teğmene varlığına alıştırır... =)
Can alıcı sahneler sadece paralel evrenler içerisinde gezinmekle alakalı da değil yani. O kaderin öyle işlemesinde sebepler çok, oradan kaçan ve kaçmasına yardım eden tüm kişilerin arkasında da hain Lee Glum varmış üstelik... :)
Toparlayayım konuyu; öncelikle neden yarım flütle paralel evrenler arasına geçebildiğini düşünen bir kralımız varken, öldü sanılan hain prensin yaşadığını çözer gide gele Kralımız... Kora Krallığında kraliyetin içerisinde hainler çıkıyor, paralel evrendeki Kore Cumhuriyeti karışıyor. Derken zamanla cinayetlerle, anlam verilemeyen ölümler ve paralel evrene geçişler esnasında Kralın haricinde herkes için sürekli duran zamanın asal sayıların katları kadar artması durumu; olaylar büyüyor ve karmaşıyor böylece... (:
Bu takip edilmesi heyecanlı ve bir o kadar da hayal gücünüzü anlamaya çalışırken çalıştıran olay örgüsü içerisinde, Teğmenimiz ve Kralımızın aşkı büyüyor duruyor... :) Öncelikle kralımızın o hainliğin yapıldığı gece kendisini kurtaran kişinin cebinden düşerken aldığı Teğmen Jung Tae-eul'un kimlik kartıyla yıllar boyu onu aramış olduğu gerçeğinin sırrı var; "nasıl olur da daha onlar küçücükken eline bir kimlik kartıyla ömür boyu aradığı kadının kartı geçebiliri" düşünüyoruz, ama ancak izlerken tüm olaylarla beraber o dünyayı çözümleyebiliyoruz... :))
İşte bu değişen olaylar içerisinde, gidip gelinen paralel dünyalarda yaşayan kopya hayatlar var... Prens Lee Glum'un safına geçenler, meğer kopyalarının hayatını çalıyormuş en başından beri... İşlenen cinayetlerin acımasızlığının ve garipliğinin büyük sırrını çözmesi pek zorlu oluyor, çünkü boşta kalan delil yetersizliği mevcut. Bunu görebilense sadece büyük düşünebilen Teğmenimiz maalesef... (:
En sevdiğim karakterlerimiz başrollerimiz iken; zamanla bu sevdiğim karakterlere biri daha eklendi, kralın küçüklükten beri hem iyi arkadaşı hem de en güvendiği sağ kolu Jo Eun-seob (Woo Do-whan)... Sert mizacıyla, olduğunca ciddiyeti ve kralı korumak için her an hazır iş ahlakı ve sevgisi ile; Kora krallığında Jo Eun-seob iken, öte dünyadaki kopyası Eun Sup da Teğmenimizin çalıştığı Şiddet suçları üçüncü birimde askerliğini yapan yumuşak ve dışa dönük neşeli bir tip! :) Üstte gördüğünüz kolajda da, Woo Do-whan adlı oyuncunun oynadığı bu iki karakter var işte... :)
Çok güldüğüm komedisi de oldu, gözlerimi dolduran draması da... Bana hissettirmesi gereken her duyguyu hissettirdi. Çok kızdığım tek karakter vardı, Kora Krallığının Başbakanı Koo. Bir kadın başbakanı takdir etmemiz lazım ama büyük hırsından ötürü, insanın sinirlerini bozan bir mizacı vardı kadının! Bölümler geçtikçe hırsından ötür kadını benim çekip vurasım geldi, ki bu da bir oyuncunun ne kadar iyi oynadığını gösterir elbette! (=
13 Şubat 2021 Cumartesi
2021'den Sesleniyorum - Didem'in Gözünden
2020 yılında sadece 14 yazı yazabildiğim bu bloğuma, 2021 yılının ilk yazısını yazıyorum bugün; nihayet! :) İki ayın ardından, yeniden merhaba... =)
2021'den sesleniyorum; çok yazılar yazma hayaliyle çok tutuşup, çok istekli olup bir o kadar da kendi içime döndüğüm ve durgunluğuma odaklandığım günler yaşıyorum. Düşünüyorum, düşlemekten çekinmiyorum ve bol bol izliyorum... :)















