21 Eylül 2019 Cumartesi

Demir Kadın, Neslican Tay - #didemingozunden


"O mücadeleyi kaybetmedi kazandı diye bakabilmemize sebep olan, onun tüm aksiliklerle başa çıkabilmek için vazgeçmeden devam etmeyi seçmesi idi. Neslican bakış açısıyla milyonlara umut oldu... Rahat uyu Neslican, seni çok sevdim ve bir ömür gülümsemeni unutmayacağım! #NeslicanTay"

Üstteki twiti dün gece uyumadan önce yazmıştım. Üzüntümü bir nebze olsun azaltabilmiş ve aslında "mücadelesinin daha da güzel" olduğunu kavramıştım iyiden iyiye... Sonra uyumadan önce bu yazımı da yazmaya karar verdim, o güzel gülüşünü unutmayacağım diyorum ama; insanoğlu olarak hayatta kalan her birimiz birçok şeyi unutuyoruz da, mücadelesinin ciddiyetini unutmayalım ve unutmayayım istiyorum ciddi anlamda...


Canım Neslican, ben onu 3-4 sene kadar önce İnstagram'dan tanımıştım. Duru ile aynı zamanlı tanımıştım diye hatırlıyorum. Duru'yu da kendi gözümden yazmıştım zamanında ama annesinin acısını gözler önüne daha fazla sermek haddim değil gibi gelmiştiyse de o sıra... O yazımı da burada bulabilirsiniz... Duru da Neslican da benim hayat boyu unutamayacağım savaşçı kızlar olarak kalbimde olacaklar ama...


Neslican 3 kere kanseri yendi, Akciğer kanserinden onlarca acı çekmesi yetmezken; yılmadan bu dünyada değiştirmemiz gereken bakış açılarımızın olduğunu söylemek gibi bir mücadeleyi de mücadelesine ekledi... Onun gülüşünü gördüm ben, yaşam azmini ve yaşama dair sevgisini ve olgunluğunu. Ama onun paylaştıkları gerçekliklerin altında, bu dünyada hiçbir geçerliliği olmayacak durumlara takılanların yazdığı kötü yorumları da gördüğümüz oldu. O kötü yorumlar örnek olarak şunları içeriyordu; "çok da güzel değilsin." , "Zaten saçların yok işte peruk takmana ne gerek var!" , "Senin acın da bir şey mi!", "Neden zayıfladın sen?", "Kilo alsana biraz" ve daha nicesi... O daha nicesi ile uğraştı biliyorum; onun demir bacağının görünür halde olması bile birilerine battı, şort giyiyor diye de laf söz ettiler. O ne yaptı? Kendine garip bakanları alaya aldı. Garip olmadığını göstermek, gerçekliğini gözler önüne sermekten çekinmesi gereken bir durum olmadığını belirtmek için hep somut savaşlar verdi...

Dünya üzerinde çoğu insan, teknolojinin de arttırdığı bir etkiyle "güzellik algısının" kusursuzluk olduğunu sanıp duruyor. Tek derdimiz buymuş, tek derdimiz bu olmalıymış ve aslında bizim yanımızdan geçmeden hiçbir derdi öğrenemezmişiz gibi davranıyor... Hastalıklar var, engeller var, başımızaa gelmesine gerek duymadan dikkat etmemiz gereken hassas durumlar var! Birine "sen çirkinsin" diyebilmek o kadar normalleşti, birine "sen zaten hastasın, o makyajın ne gereği var!" demek herkesin öyle haddi olmaya başladı ki; insanlıktan korkar ve bir bakıma da yılar olduk zamanla. Herkes herkesin ne olabileceğini görmüşçesine birbirinden kaçar hale geldi... Sanki insanlık garip bir virüsün etkisi altında! O virüsle anlamsız davrananlara karşı bir savaş veriyoruz kimimiz, değişmesi ve gelişmesi gerektiklerine dair...


Neslican, mücadelesine öyle güzel sahip çıktı ki; kim ağır bir kanser geçirirken, "Hayır, sen beni yenemeyeceksin çünkü benim hayallerim var" diyebiliyor bu zamanda. Misal ne kadar zaman dilimi boyunca diyebiliyoruz bunu, hayatımızdaki yolunda gitmeyen diğer durumlara karşı da? Hiç pes etmeyen nicesi gibi Neslican da vazgeçmeyi bir an olsun düşünmedi. Bir kanser hastasının haberini aldıktan sonra onkoloji koridorunda şunları yazmış; "Kardeşim yaşında bir arkadaşımın vefat haberini aldım onkoloji koridorunda. Herkes dayanamadı, gücü yetmedi bilmem ne. Sanki kanserin ne olduğundan, çektiği acıdan haberleri varmış gibi. Mücadelesi çok güzeldi, diyeceksiniz dayanamadı değil! Güzel uyu Taner'im, mücadelen çok güzeldi."


Neslican'ın hayattan göçüp gittiği haberini aldığımda ölümle karşılaştığımın şokuna değil, daha çok hayali olduğuna ve çektiği acıların bedelini bu dünyadan alamayacağına üzüldüm önce. Bir de tanışamadığımıza... Önümüzdeki birkaç yıl içinde diyordum, ben o kızla tanışmak istiyorum. "Sağlığım biraz daha el versin, yanına gitmek istiyorum" diyordum. Öyle çok sevmiştim Neslican'ı işte. Gülüşünü, bakış açısını, benim ve bizim gibi düşünürken kimseyi kırmadan aslolan doğruları açıklayış tarzını... O kanserin varlığına daha fazla kapılmadan üniversite sınavına girdi, bir üniversite öğrencisi idi Neslican biliyor musunuz? Herkese mücadele nedir öğrettiği için, biz kaybettik diyemiyorum. Biz onun gibi olgun birini tanıyarak kazandık diyorum.

Bu dünyada gerçek savaşanları tanımayı hikayelerini öğrenmeyi seviyorum... Çok azımız "Belki kaybedeceğim ama savaşırken kaybedeceğim!" diyebiliyor, Neslican onlardan biriydi. Bu cümleleri bizzat kendisi söyledi. Benim kendi içimde anlamlandırdığım, bu hayat tamam böyle ama yine de seviyorum dediğime o daha da fazlasını ekledi. Benim bazen "acaba" deyip oturup ağladığımda, onun vazgeçmediğini görmekten beslendim. Vazgeçmek aklımın ucunda daha da çok yok artık, "acaba"larımı sildi ve bunu benim gibi "yaşamak istiyor" oluşu ile yaptı. Az biraz adaletsizlik gibi geliyor, onca kötülüğün olduğu bu dünyada mücadele edenlerin daha erken göçüyor oluşu bazen. Ama ölüm var bu dünyada, iyisine kötüsüne zamanlı veya zamansız; biliyoruz şükür ki... Dünden beri "Mücadelen çok güzeldi, azmin takdire şayandı, sen çok seviyordun burayı ve ben de seni çok seviyordum seviyorum Neslican. Güzel gülüşünü ve yaşama sevincini unutmayacağım. Güzel uyu Neslican'ım." diyorum... Bunlar dualarla anmama ve şimdi daha güzel yerlerde olduğuna inanmama sebep oluyor...


Ben istiyorum ki, Neslican herkese örnek olmaya devam etsin. 21 yaşınıza kadar bu hayata ne katıp da bu dünyadan göçebilirdiniz, işte onun mücadelesi öyle güzel öğretiler içeriyordu. Hayat bu, karşımıza hep kötü gidişatlara sebep olacak durumlar çıkacak, vazgeçmeden devam edebilmeyi ve güzel anılmayı başarabilelim dilerim ki. Her şeye rağmen bu hayatı sevmeyi bilelim! 


"Gençken her şey sonsuzmuş gibi gelir. Çok zaman varmış gibi, her zaman sağlıklı olacakmışsınız gibi. Ama gerçek bu değil. O yüzden ertelemeyin ve kıymetini bilmek için kaybetmeyi beklemeyin." Neslican Tay (1998-2019)


Neslican'ın şu sözlerindeki öğütleri dikkate alalım, onu hep güzel analım. Umalım ki yerine rahat ulaşsın, Allahım rahmet eylesin ve sevenlerine sabır versin... O Demir Kadın dedi kendisine, Demir Kadın şimdi yine emin ellerde. Oralarda gülümsemesine devam etsin... 

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Üç Kız Kardeş, Lion, Işıl Işık - #11 - #didemingozunden


Bir Kitap, Bir Film ve Bir Youtuber ile, bir Didem'in Gözünden yazımla daha merhaba... Üşenmedim saydım, geçen sene Ağustos ayında başladığım; içinde kitap film video veya müzik incelediğim yazılarımda, 11. yazıma erişmişim! :) Hayırlı uğurlu olsun o zaman...

Didem'in Gözünden adlı bloğuma yaklaşık iki ay olmak üzere, yazmaya ara vereli ama bu sıra dönüyorum yine işte; Bir kitap, bir film, bir de yeni keşfettiğim bir Youtuber ile. Son iki aydan derleyip seçtiğim üç konum ile huzurunuzdayım. İyi okumalar dilerim... (:


Üç Kız Kardeş... - Bir Kitap


İkincisinin 9-10 gün sonra çıkacağını öğrendiğim bu kitap - Üç Kız Kardeş - İclal Aydın'ın ilk okuduğum kitabı oldu geçen ay. O kadar sade, o kadar samimi ve o kadar da eğlenceli yazmış ki İclal Aydın; "Ah be Didem! Neden daha önce okumadın acep?" dedim kendi kendime sonrasında... :) Şimdi de Didem'in Gözünden'e konu ediyorum, çünkü en çok buraya yakışacak.

Ne kısacık yazıp bitirmek istiyorum, ne de uzun uzadıya yazıp kitabı anlatmak aslında. Ama İclal Aydın yıllar yılı şiiirleriyle ve programlarıyla sevdiğim, benim için kalitesi bozulmayan nadir yazar ve şair kadınlarımızdan biri! Örnek vermeyeceğim ama küçükken çok sevip de, ben büyüdüğümde 180 derece "duruşu, kalitesi, şairliği ve de çıkarları için taraf değiştiren" birkaç şairimiz gibi değil. İclal Aydın hep bizden olmaya devam ediyor ya, dilerim bozulmasın ve yolu hep açık olsun...

Üç Kız Kardeş'i yengeme geçen sene doğum günü hediyesi olarak almıştım, ama gel gelelim bana da okumak kısmet oldu. Hatice yengem de ben de çok sevdik ve o hikayeyi çok benimsedik... Kitap Türkan, Dönüş ve Derya adlı üç kız kardeşin hayatını anlatıyor. Dönüş'ün kaleminden okuyoruz biz başta ama zamanla hikayelerin bilinmeyen yönleri her bir karakterden öğreniliyor. Hikaye basta sarmaz diye korkulsa da, sarıyor ve sarmalıyor yani...


1000kitap.com hesabımda, bu kitaba dair yorumuma kitaptan şu alıntıyı paylaşarak başlamıştım; 

İnsanı, içine akan kanı öldürüyor. Dışarı akan o kanı gören varsa anlıyor halinden. Ağlıyorsan, inliyorsan şanslısın demek ki, elinden tutan, yarana derman olan mutlaka bir yerden çıkıyor karşına. Unutuldum sandığında bile asla unutmuyor seni bu dünyaya yollayan. Bir parçanı alıyorsa iki parça veriyor sonunda. Her ilaç bir parça zehirden oluşuyor. Bu yüzden içindeki acının dışarı çıkanı bir başkası için derman oluyor. (313. Sayfa)

Üstteki fotoğrafta da görüldüğü üzere yani. Kitap bu alıntı etrafında sarıp sarmalıyor bence. Uzun zaman olmuş meğer, aile dramasını bu kadar naif ve içten okumayalı ben. Hikayeyi çok sevdim ve de biraz etkilendim. Pişmanlıklar, yarım kalmışlıklar; hayatımızı aslında nasıl etkiliyor. İçimize bir yaramızın akan kanı öldürüyor hepimizi. Aileye ve de aile bireylerimizden birine sığındığımızda, o pis kan içimizden akıyor ve düzgün düşünebilir hale getiriyor bizi. Ben İclal Aydın'ı bir kez de buradan tebrik etmek istedim belki de, bir kitap olarak bu yaz size önerebileceğim en öncü kitap bu imiş meğer... :)

Şimdi ikinci kitabı hevesle bekliyorum; Türkan, Dönüş ve Derya'yı, ailenin diğer üyelerini o kitapta nasıl görecek ve geçmişlerine dair neler öğreneceğim diye merak ediyorum. Bilmiyorum çoğunluk kitapta en çok kime yakın hissetti kendisini, ben en çok Dönüş'e yakın hissettim kendimi. Hep biraz teslimiyetçi, hep bir yerde içine kapanmaya hazır, duygularını tam yaşayan ama çabucak kırılan. Ama bir o kadar da kırıldığı yerden, yarasını sarmak için yazmaya sarılan... (:

Sonra bir de sanırım çok güldüm; iyi haberlere, iyi gidişatlara ve kötü haberler de alınsa karşılama biçimlerine... :) Samimi bir aile draması okumak isterseniz, bir adet "Üç Kız Kardeş" kitabı edinin. İkincisi çıkmadan okuyun ve dilerim sizler de benim bizim kadar keyif alın...


Lion - Bir Hint Filmi



1-1,5 ay olmuş, bir hint filmi izlemeyeli, geçen hafta karşıma TV'de İlk Kez olmak üzere "Lion" filmi çıktı. 6 dalda ödüllü ve de hint filmi, kaçıramam bir bollywood filmleri hayranı olarak dedim! :) Sonucunda, filmi çok sevdim ve içim kaynadı sürekli... 

Lion, 5-6'lı yaşlarda iken, abisiyle bir tren yolculuğu yaptıktan sonra bir istasyonda kaybolan bir çocuğun sonraki hayatını anlatıyor. Üstteki film afişinden görebileceğiniz üzere, oynayan çocuk o kadar güzel ve bir o kadar da yetenekli ki; izlerken, gidip o tren istasyonundan çocuğu alıp sahiplenmek istiyorsunuz... :) 

Hindistan'da bir yıl içerisinde kaybolan binlerce çocuk adına, bilinçlendirme de sağlasın diyerek gerçek bir hikayeyi anlatmışlar Lion filminde. Filmin sonunda, gerçek Saroo ve ailesini de görüyoruz üstelik... Filmin en başından beri gerçek bir hikaye olması mı beni etkiledi, yoksa o küçük çocuğun oyunculuğu ve onun gibileri görmekten bilmekten ve bir şey yapamıyor oluşumdan ötürü hassasiyetim mi diye düşündüm. Sonra baktım ki, her ikisi de etkiliyor beni... 

Dünya üzerinde çekilen acıların en zoru çocukların çektikleri... Küçük bedenleri ve kalpleri ile her birini koruyamıyor olmak ve her birini koruyan birilerinin olamadığını, insanoğlunun yetersiz kaldığını hissetmek çok kötü bir his değil mi sizin için de??

Saroo'ya filmin devamında, Nicole Kidman'ın oyunculuğunu yaptığı Sue Bierley ve eşi sahip çıkıyor. Bir film dahi olsa, bir çocuğa sahip çıkabilen kişiye öyle minnet duydum ki izlerken! Allahım nice sesini duyamadığımız, duyup da yetişemediğimiz çocukların yardımcısı olsun diliyorum bu yazım ile... 

Saroo karakterinin büyümüş halini oynayan Dev Patel'e gelince; onu ilk defa izledim doğrusu, ama hissetmemiz istenen duyguları seyirciye öyle bir geçirmiş ki sanki birçok kez izlemişim gibi hissettim... Büyümüş Saroo'yu izlerken, onunla beraber kaybettiğim aileyi aradım; hep sorguladım, abim neden geri gelmedi, annem aramadı mı beni ve bir tek kişi yazmaz mı gazetelere "çocuğumuz kayboldu" diye? Dedim ben de... :/ Bu duyguları birebir geçirdikleri için oyunculara teşekkür ederim. Filmin İmbd puanı 8.0 imiş, bence 10 puanı hak ediyor. Belki tek bir puan kırabilirim, üvey erkek kardeşi ile ilgili... Ama onu bile içimize sindiremediğimize göre, o bile filmin iyi yönlerinden diyerek; 10 puan vermeye devam edebilirim... :) Lion filmi tavsiyemdir, izlersiniz inşallah. Biz sonbaharda tekrar izlemeyi bile düşlüyoruz annem ve babam ile... 


Işıl Işık - Yeni Keşfettiğim Bir Youtuber



İyi bir Youtuber olur mu benden diye düşünmüştüm, bu senenin şubat ayında. Sonra çok çabuk vazgeçtim, ben iyi bir youtube izleyicisi olarak devam edeyim; yazma durumumu sekteye uğratmasına da izin vermeyeyim, diyerekten... Olur ya editi var, incelemeleri var, araştırması öğrenmesi ve uygulaması var. Gözüm yemedi diyebiliriz, yazmak kadar çekemedi kendisine beni. :) 

Ama son zamanlarda çok sık bana göre "yeni" Youtuber'lar keşfediyorum. Bunlardan biri de, Temmuz ayında keşfettim Işıl Işık adlı bir youtuber... Ben onun üstte de paylaştığım gibi, Ebay sitesinden aldığı lanetli bir bebeği tanıttığı videosunu gördüm önce. Ki korku hikayeleri dinlemekten, okumaktan bile korkan ben; önce onun "gerçek olduğunu iddia etmiyor ama" lanetli bebeğiyle geçirdiği garip zamanlarını izledim, sonra da onun araştırıp anlattığı birçok korkunç şehir efsanelerini izleyip dinledim... Hoşuma gitti ve izlediklerimi anlattığım yakın çevremin de "Sen Didem, korku hikayeleri mi dinliyorsun?" demesi ile karşılaştım... :) 

Evet, sanırım Işıl Işık'ın anlatımını sevdim. Bazı korku dolu yaşanmış garip konuşmaları dinlerken tüylerim ürperiyor, ama gündüz dinliyorum, bazen de tedbirli izliyor ve dinliyorum; öyle ki, "benim de böyle bir adrenaline ihtiyaç duyacağım gün gelmiş meğer" diyorum... =) Işıl Işık gibi bir gün elime fırsat geçse lanetli olduğu iddia edilen bir bebeği almazdım ama insanoğlu meraklı işte, izleyebiliyor ve merakla takip etmeyi sürdürüyorum... 

Işıl Işık; meraklı, araştırmacı ve de kendi alanında Youtube'da bana göre başarılı bir kişilik... Anlatıcı kimliğiyle Youtube'da başarılı bulduğum Barış Özcan ve Ruhi Çenet'ten sonra, ilk kadın araştırmacı benim için sanırım... Belki niceleri vardır da ben keşfedememişimdir ama Işıl Işık'ı pek bir sevdim. Güler yüzlü, konuşması da samimi...

Lanetli bebekle geçirdiği zamanlar ve denediği çeşitli uygulamalarla konuşma seansları yaptığına gelirsek; o konuda da oldukça mantıklı davranıyor bence, Youtube'da sadece prim yapmak için sizi körü körüne bir şeye inandırmaya çalışmıyor mesela. O da olabilir, bu da olabilir diye bir düşünceler sunuyor öncelikle. İzlerken sizin fikirlerinizin olduğu bir videoyu izlemek de, sizi daha tatmin ediyor tabii ki... 

Benim o bebeğin içinde bir ruh olduğuna inanıp inanmadığıma gelirsek de; bu dünyada bir tek biz görebildiğimiz canlıların değil, diğer türden canlıların da olduğuna inanıyorum ben. Belki vardır, belki de yoktur diyebiliyorum o yüzden. Düşünsenize, evrende bir biz olabilir miyiz? Bulunduğumuz her yerde, gökyüzüne baktığımızda "bir bu kadar da bizim göremediklerimiz var!" diyoruz ya; işte bence değişik ruhların varlığı yokluğuna inanmak böyle bir şey... Görmüyorsun ama yok olduğunu da ispat edemiyorsun! :) 

Lanetli bebek ile ilgili videolarına izleyip siz karar verin artık, o bebeğin hikayeleri gerçek mi değil mi diye... Ama ben şehir efsaneleri ve nice videolarına da şans verin isterim, anlatışı kendine has ve samimi bir hava veriyor insana... :) 

Işıl Işık'a Youtube hayatının başarıyla devam etmesi adına ve sizlere de yazımı buraya kadar okuduğunuz için sevgilerimle... (: