2 Aralık 2019 Pazartesi

Kasım'ın Notları - #didemingozunden


Kasım 2019'un notlarıyla, Aralık ayından bir gün aldım da geldim. (Laflarıma bak laflarıma!) 

Kısaca, merhaba demek istiyordum aslında... Hayallere ve de gerçekleştirebildiklerime bakınca, Kasım ayında çok yazamadım bu bloğumda. Gel gelelim aklımdaki birçok fikir konusunda da ben yazmadım aslında. Gerçek anlamda "neden ya?" diye sorguladığım Kasım'a dair 3 konu başlığı kaldı ama aklımda... Aralık'ı yaşamaya başlamadan Kasım'ı gönderelim önce, son notlarını alarak dedim; sakinlikle ve anlamaya çalışarak bir de... :) 


Ötelemek; 



Kasım ayının başı idi, ülkemin bir bölgesinden bir haber yayıldı tüm ülkeye; otizm'li çocukları ve ailelerini, bir okul bahçesinde diğer öğrencilerin velilerinin yuhaladığı haberi... Önce ciddi anlamda inanmak istemiyor insan ama velilerle beraber öğretmenlerin açıklamalarına bakıyorsunuz, iyice elinizde kalıyor konu. Yine hep bahsettiğim konu, "neden layıkıyla işlenmiyor bu farklılıklar konusu benim ülkemde?" Hangi konudan çekinirsen, o tabu o kadar yıkılır başına! Benim küçüklüğümden beri savunduğum durum böyle... 


Bence düşünmeyi reddeden kesimi üstte bahsettiğimiz aileler iyi örnekliyor... Kınamak veya onların yaptığı gibi onları yuhalamak da, başlı başına hata olur. Ama şunu demeden geçemem; görüyorum ki düşünmüyorlar, düşünmedikleri gibi bilmediklerini araştırıp okuyup öğrenmeyi dahi istemiyorlar... Bu konu haber bültenlerinde haber olduğunda, o okulun birkaç öğretmeni ve velilerinin şu açıklamasına denk geldim; "Bizler ailelere de açıklama yaptık, otizmli çocukların akranlarıyla aynı sınıflarda eğitim görmeleri onların eğitiminde olumlu yönde katkı sağlıyor. Fakat buna rağmen bizim çocuklarımızı ve bizi öteliyorlar, arka bahçe kapısını kullanıyoruz çocuklarımızla. Mahallede dahi istemediklerini söylüyorlar ama bizim tek isteğimiz kaynaştırma..." İstemsiz soruyorum, eğitim konusunda kaynaştırmakta yetersiz kaldığımız dönem gelişmişlik göstergesi midir gerileme göstergesi mi? Ben arkadaşlarımdan yana ilkokul ve ortaokulda çok sıkıntı çektim ama hiçbir öğretmenimden bir sıkıntı çektiğimi hatırlamıyorum da...

Ötelenmek diyorum bu duruma, kalıpyargılarına sığınmış insanların öğrenmeyi ve düşünmeyi reddettiği üzere; bilinçli hallerinden kaçma durumları bence! Başka bir şey değil... Bu durum çocukları etkilemiyor mu? İşte böyle bilinçsiz nesilleri yetiştiriyoruz.

Çok az şeyden iğrenirim insana dair! Sapkınlık içeren tavır ve davranışlar, duracağı yeri bilmeyen alaya alma durumları başlıcalarıdır. Bir de kim olursa olsun kendini büyük görüp tanrılık taslar durumda küçük görmek, iğrençliğin de ötesi benim için!

Sakinleşip anlatmaya devam edeyim hislerimi, bunları unutmak istemiyorum da zira. Bana soruyor çoğu yakınım; neden bu konulara çok takılıyorsun diye? Hayatım bunu içeriyor çünkü! Karşılaştığım bazı kişilerin saygısızlığı ve anlamak istemeyişlerini, hayatımın amaçlarından biri kılıyorum; bana verilen bir görev var gibi hissediyorum, anlatmak ve yanlışlığı farkettirmek... "Ah kınamak ve birilerinden kendilerini üstün görmek ne kolay kimine göre!" -Ama o kınanan konumunda olmaksa berbat ötesi bir his aslında... Kendim açısından söylemiyorum sadece, farklılıklar karşısında kaldığında nasıl davranabileceğini öğrenmek ayırdına varmak demek, hayat öğretilerinin en önemlilerinden biri bence. Farklılıklara karşı farkındalığı öğrenerek büyümek, bir çocuğun alabileceği en güzel eğitim bence. 

Bir velinin o haberlerden birinde otizimli bir çocuğu olan veliye "Senin çocuğun ve sen mutlu olacaksın diye, benim çocuğum mutsuz mu olsun ya?" diye sordu, bir diğer veli de "Benim çocuğumun vebalini nasıl ödeyeceksiniz?" dedi. Ne demek benim çocuğumun vebali, ne demek benim çocuğumun mutluluğu? Eğitim hakkını almak ne zaman "bütünün mutluluğunu" etkiledi ki? 

Farkında olmadığınız nice tavır, kimlerin hayatını etkilemiyor ki? Aksaray'dan Bursa'ya benim içimi sızlattı işte mesela, Kasım bitti gitti ama benim hala aklımda. Çünkü kaldıramadığım nokta şu, insanın herhangi bir canlıyı ezmesi mevzu... Bu beni çok rahatsız ediyor. 

- Evet; yazarken birçok kez durmak istedim esasında (bu konuyu yazmamak adına), ama bu durumlar beni rahatsız ediyor ve tek değilim biliyorum da. Bu dille yazmalı mıydım, daha fazla "hoşgörülü ve açık" olabilmeyi hayatınıza aktarmayı daha güzel öğütleyebilirdim yine. Fakat bugün böyle yazmak istedim. Başına gelmeden böyle davranmayacağını iddia edecek çok kişi tanıyorum. İsterim ki, ciddi anlamda başına geldiğinde de düzgün davranabilmeyi düşünsün birileri. Başınıza geldiğinde doğru davranabilmek mühim, bu durumlarda alınan yaralar daha derin ve daha korkutucu oluyor zira...

Yazdığım nokta şu ki; 3 Aralık geliyor yine misal, "hepimiz bir engelli adayız!" diyecek herkes "bir günlüğüne veya bir haftalığına"; sonra yine unutup gidecek bizim varlığımızı, davranışlarında, hayatında ve de sosyal alanda yine göz ardı edecek umursamayacak. Birinin yarası olmayın, birinin acısına tuz atmayın; birinin ilerlemekte zorlandığı yolda, bireyler olarak da zorlayıcı konumda bulunmayın lütfen...


Like'landınız... 


Bir instagram kullanıcısı olarak, iki haftadır ortada dönen "instagram beğenileri kaldırılıyor" haberine de tepkisiz kalamadım tabii ki. İnstagram nasıl bir şeye dönüyor, diye ben de merak ettim önce. Ama hemen sonra beni bu duruma dair yazılanlar kendine çekti sonra... :) 


Bir yanda "sahte beğeni satın alanlara "hadi şimdi ne yapacaksınız?" diye meydan okuyanlar; bir yanda da "bizi nasıl da birbirimizin aynısı yapmıştınız, şimdi çok daha doğru bir karar aldınız." diyenler var. Okudum birçoğunu, bu karmaşaya katılmadım ama mutlu oldum fikirlerini okumaktan da...

İnstagramı en çok sevdiğim blogger ve yazarların paylaşımlarını okumak için kullanıyor ve büyük ölçüde seviyorum doğrusu. Çoğu zaman sıkı bir instagram kullanıcısı olduğumu bile söyleyebiliriz bu alanda. Klasik takip ettiğim hesapların, bir süre paylaşım yapamamaları dahilinde; dönüp eski yazılarını bile okuyorum... Hal böyle olunca, beni beğeniler ilgilendirmiyor gibi bir düşünce ortaya çıkıyor olabilir. Ama tabii ben de yazıyorum okuduğum kadar, kendimce aldığım beğenileri de "birilerinin okuduğuna gördüğüne ve yalnız olmadığıma" dair bir yorum olarak algıladığım sebebiyl önemsiyordum. Önemsiz diyemeyiz ama sayılar ne kadar artarsa o kadar değerli de değil; bir ölçü ve yarış gibi bir durum belirlediğimizde, birbirimize zarar verir hale geldik bir de. 

Verilen kararın gerekçesini bilmiyorum. Fakat artık "kimin beğendiğini göremeyecekmiş bir başkası"; yalnızca hesap sahibi bilecekmiş beğeni sayılarını, sen ve diğerleri beğendi yazacakmış takipçilere de mesela... Birbirleriyle yarış yapanların ve beğeniye göre hesap takip edenlerin vay haline, diyelim. Beni enterese edemedi pek bu açıdan. Ama bir tek bu duruma yorum yapan bir blogger'ın gönderi altı yazısı; "Ah işte bu!" dedirtti. O paylaşımı yapan kişi ise "Pucca" idi. 

"Like sayıları artık görünmüyormuş. Ohhh be bu sayede artık bebemle ilgilenip, vatana milletine anasına hayırlı bir evlat olarak yetiştirebilirim." diyerek başlamış yazısına, aman yanlış anlayanlar olur diye hemen ardına dipnotunu da koymuş sonra. :) O gönderisi altındaki yazısı burada, onu siz de okuyun istiyorum...

Sonrasına gelecek olursak; Hesapların sahiplerinin isteğine göre yazamadığı ve paylaşım yapanın her gönderisinde bir bit yeniği arayan tüm instagram kullanıcılarına, güzel bir ayar vermiş o yazısında. "Like'ladılar diye!" saygısızlıklarını ortaya dökebilmeyi kendine hak gören kişiler çok var instagramda. Gerçek anlamda "hakareti" ve "kendini faydasız şekilde deşarj edebilmeyi" önemli sayan kişiler. Bir zamanlar "biz senin haberini duyurduk ve biz sana yardım ettik" diye başa kakmalarla dolu günlerden sonra, belki bir şeylerin saklanmış olması; bazılarının gerçek yorum yapabilme kapasitelerini de ortaya çıkarır diye düşünüyorum şimdi, haydi dökün daha da gerçek yüzlerinizi... ;)

"Bilmek, her zaman çözüm getirmez." diyordu geçen okuduğum bir kitapta. İnstagramda beğenenleri bilmek zorunda da değiliz aslında bu açıdan bakınca. Ama diğer anlamda "instagramın en büyük özelliği idi beğeni yapma" özelliği de, düşünüyorum da. Şimdi esas anlamda "like'landınız!" diyecekler bize ama kim olduğunu bir beğenilen taraf olarak biz bileceğiz. Az biraz karışık, bir nebze de mantıksız gibi...

Öte yandan aklıma gelen bir diğer mevzu da, "erkeklerin beğendiği kız fotoğraflarını kız arkadaşları göremeyecek mi!?" oldu. Hani şu dizilere bile konu olan, "o oyuncuyu neden beğendin"e varan garip konular. Acep ne olur bilmem işte... İletişimsizliğe bir başka boyut mu olacak yoksa instagram esas sahiplerine mi kavuşacak göreceğiz. Benim için bu süreci izlemek de güzel idi ama en beğendiğim yorumu pucca yaptı, nice onun gibilerin de arkasındayım; beğeni toplumuna kulak astığımızı sananlara da selam olsun o zaman. :)) 

Organ Bağışı Hayat Kurtarır!

Ülkecek bir türlü halledemediğimiz iki sorun var; kök hücre bağışı ve organ bağışı. Bu dönemde hala "Organ Bağışı dinen uygun mudur?" diye sorguluyoruz ama "Organ Bağışı Hayat Kurtarır"ı büyük ölçüde kabullenemiyoruz. Allahın yarattığı bu bedenin organlarını, hiçbir kimse oluşturamıyor ve hayatta iken canından can katabilmek gibi bir olgu dahi es geçilebiliyor. 

Evet, anlıyorum din ciddi bir sorun. Ama diyanetçe de "uygundur" diye yorumlanan ve aksini söylediğini ispat edemediğimiz bu dönemde "hala garip ve asılsız söylemlerde bulunanlar mevcut."

Bu paylaşıma bakın istiyorum, geçen sene kendi ülkesini oğlunu yaşatabilmek için -Almanya'ya giderek- "kısa süreli" terk edebilmeyi göğüsleyebilen ve en zor durumlarda ayakta durabilmeyi başarabilen Müzisyen Anne'nin geçen haftaki paylaşımı. Yerinde mi yerinde... Zira son söylemlerden biri şuymuş o gün isyan ettiği; "Organ bağışı yaptırdığımız zaman, o kişinin günahları da bize geçiyormuş!" Söyleme bakın, dini ve günah kavramını nelere alet ettiler! 

Ben bu duruma rezalet bir durum olarak bakıyorum... Günah olgusu bu kadar basit değil, Allahın kullarına verdiği dini değerlerinin organlarla geçmesini mi kabulleniyorsunuz? Mantık? 

Şimdi günah olgusunu geçtim, ben Allah'ın biz insanlara sunduğu beyin ölümü kavramını bile bu olaya izin dayanağı görmüyorum mu diyorsunuz?? Beyin ölümünde bile vücudun fişi çekiliyor diye katil ilan ediyorlar insanları, ben şahsen organlarım bağışlansın istiyorum diyenin bile ardından "ben izin vermiyorum" diyen yakınlar; Allah muhtaç etmesin yaşar iken hiçbir şekilde organ eksikliği yaşamaya; cümlemizi... 

Dinime şahsen bağlı olduğumu düşünüyorum, fakat okumadan ve dayanak sunmadan yaşamadığı konulara büyük laflar ve büyük dayanakları olanlardan da korkuyorum açıkça. Düşünün size bir evlat emanet edilmiş, ülkenizde organ bağışı hala yasal dayanıklıklara erişememiş; gittiğiniz ve sağlık desteği alıp oğlunuzun hayatını kurtarabildiğiniz ülkede iken, oğlunuzun hayatı için başka şekilde imkan sağlanamadan buraya ülkelerine dönebilmeleri mümkün değil. Hem tedavilerinin gerekliliği için, hem de bir kez daha organ ihtiyacı olduğunda yararlanabilmesi için...

Tüm bunlara rağmen, bir kadını ve içinde bulunduğu durumları yargılamak neden -nasıl- bu kadar kolay? Allah yardımcısı olsun  diyememek dahi neden bu kadar zor? 

Kısaca insaf edemeyen insanlarımızdan korkuyorum. İnsan ihtiyacı olmadığı şeyin ciddiyetine varamıyor ama bir düşünse, ah düşünse ve de araştırıp okusa! Bütün dünya buna inansa, dünya inanıyor da kolayca; ah bizim insanımız da biraz yapıcı olabilse... :)

Bu yazı vesilesi ile bir gün toprak olmayı değil, organlarımın Allahımın bana sunduğu gibi benden sonra da can kan olabilmeye devam etmesini çok isterim. Ve bu dünyada mümkün olamasa, yaratıcımız buna imkan kılmazdı diyebiliyorum. Böyle düşünüyorum, böyle düşüneceğim; şayet olmayacak olsa hiçbir organ başka bir vücutta can bulamazdı! Allaha şükürler olsun diyebilmek güzel. - (Kün Fe Yekûn - Ol der ve olur.)

7 Kasım 2019 Perşembe

Herkes Bir Şey Söyler - Didem'in Gözünden


Epey zaman oldu yine, gözümle görüp söz söylemeden duramadığımı hissettiğim bir durum olmayalı... Esasında oldu da bu dediğim, biraz kendime saklamak ve susmak da istedim. Ama bu durum için susmak istemiyorum.

"Herkes Bir Şey Söyler" diyorum bu sıra, gözlemlediğim üzere de birçoğumuz bu "herkes"e daha fazla takılır olmuşuz şu sıra! Atasözlerimizde güzel örnekleri var bu konunun, önce onlardan başlayalım isterim;


Milletin ağzı torba değil ki büzesin. 

Herkes aklını pazara çıkarmış (mezada vermiş), yine kendi aklını almış (beğenmiş).

Kimse kendi ayıbını bilmez görmez.

Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz; Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

İki dinle bir söyle.

...

Dahası da var elbette, sizin en bildiklerinizi de yorumlara yazmanızı beklerim...



Düşünsenize, teknolojinin getirdiği bir gereklilikmiş gibi "herkes herkesin hayatında kendini söz sahibi" hisseder hale geldi. En basitinden, bir yerde fotoğraf paylaşacak olsan; "hımm, geçen gün şurada imişsin Gülşeeen" diyor, haber vermedin veyahut nasıl gittin diye hesap sormaya başlıyorlar! Gülşen nereden çıktı ise içimde bir Gülşen'leri savunasım varmış demek ki! Gülşen'leri desteğe davet ediyorum! =) (Not; konunun Gülşen diye biriyle zerre alakası yok tabi!) =)

Demek istediğim şu; teknoloji bizi en yakınlarımız sandıklarımızın karşısında bile bir yerde savunmasız bıraktı, kısıtlar oldu! Bir yerlere giderken ve de herhangi bir şey yaparken, "aman şuradaki fotoğrafımı paylaşmayayım, şu görür de bir şey der!" neticesinde kısıtlamaya başladık kendimizi. Unuttuk herkesin mutlaka bir söz edebileceğini ve bir de esasında söz söylemeye hiç hakları olmadığını...

Şahsen bende böyle bir durum şu yaşımda yoksa da, geçen aylarda çok sık kulağıma çalınan söz öbekleri oldu; "Aman onu yapma şu görmesin, aman onu paylaşma bu bir şey demesin!" cümleleri. => Hayır efendim, ne münasebet! dememiz gerek oysa. Bahsedilen kişiler her yere gidebiliyor gezebiliyor ve fotoğraf paylaşımı yapabiliyor iken, ben de onlara karışamam ki. Ama onlar da bize karışamaz, biz de bu durumlardan rahatsız olmamalıyız artık...

İnterneti kendi amaçları doğrultusunda kullanmak ben kadar başkalarına da iyi geliyor, biliyorum. Benim paylaşımlarımın altında beni rahatlatan duygularımı ifade edebilmemi sağlayabilen yazılarım var. Bana geri dönüşleriyle sohbet edebildiğim ve birbirimizi bilgilendirip destekleyebildiğimiz tanıdıklarım var... Ben interneti yaşama, yaşadıklarıma ve duygularıma dair rahatlama aracı olarak kullanır oldum zamanla. Beni ve benim gibileri görmeyenlere bir görüş sunduğumu düşünüyorum. Yeterince susmuşlara cesaret verebilmeye de pek tabii her birimiz güç verir olduk artık... Ben sosyal medya hesaplarımı, "Görün bakın, ben de geziyorum; hem de nereleri nereleri!" mantığıyla kullanmıyorum ama öyle de kullanabilirim pek tabi; her birimiz başka amaçlarda kullanabilir ve birilerini ciddi anlamda rahatsız etmedikçe de sıkıntı olmamalıdır.



Çok atarlı bir giriş oldu bence, sakinleşiyorum ve anlatıp içimi döküyorum... :)

Ben ortaokul okuduğum yaşlarımdan beri farkettim ki bunu, "Herkes Bir Şey Söylüyor". Ama çok ama az, ağzı olan konuşuyor! Verdiğiniz kararlara, aldığınız tavırlara veyahut kendinizce ertelediğiniz işlere bal gibi karışıyorlar ve buna da haklarıymış gibi davranıyorlar. Ortaokulda iken buna tahammül etmem, birileri bir şey demesin diye her tavrıma dikkat etmem, kendimi hissettiğim gibi yaşamamam gerektiğine inandırmıştım. Hatırladığım, en çok en büyüklerimden çekindiğimdi Onlar izin vermeden konuşamadığımız bir dönem vardı, eksik notumuzu ve hatalı bir davranışımızı dillendirmesinler diye nasıl tedirgin olurduk. Ben çok tedirgin olurdum yani! O yaşlardan beri, söylemek istedikleri dilinde biri olduğum için; bazı yerlere giderken annem, "sana söz verilmedikçe konuşma" diye uyarırdı beni. Niyeti beni konuşturmamak değil, ben konuştuğum için birileri laf edemesin engellemekti; bunu da birkaç seferden sonra anlamıştım! Ama çocuksun, kaç ortama giriyorsun ki; hatayla sesini çıkarıver iyi bir muhabbet sırasında, hemen yerdin azarı. Ardından da konuşulurdun, onunla bununla kıyaslanır dururdun...

O yaşlardan beri en gıcık olduğum konulardan oldu, kıyaslanma mevzusu. Aynı kategoride olamayacağın kişilerle kıyaslanıyor olmak değildi mevzu, en sevdiğim kişilerin bile benden üstünlüğünü konu edip beni aşağı konumda tutmak ve baskılamaya çalışılmaktı. Ben bir sebze iken, neden bir meyve ile kıyaslanayım ki? Veya bir başkası sebze iken niye ben gibi bir meyve ile kıyaslansın... Okullarda da akrabalar arasında da, iyi olduğumuz yetenekler göz ardı edilip sadece genele yayılmaya uğraşılanlardık. Hala bu yapılıyor görüyorum ki, büyüyünce anlıyoruz konunun sadece bizlere ve bizim dönemimize özgü olmadığını. Fakat her yaşta ayrı bir şekilde kıyaslanmanın gereksiz olduğu konusunda kararım değişmedi ne yazık ki...


Sonra Liseye geldim geleli de şunun farkına vardım, bu hayatı ben yaşıyorum... Apayrı bir dönemdi lise, ikilemde kaldığımız anlarda arkadaşlardan yardım destek aldığımız o senelerden bahsediyorum. Nasıl cesaret bilmem, aynı şekilde de onlar bizden tavsiye alırdı... Çoğu kez bir konuda kendi alacağımızdan apayrı bir karar alır ve sonucunda da mutlaka pişman olurduk. Birkaç sene geçene dek farkedemedim, birileri hep fikir verecekmiş ve sen onun neticesinde kendi kararını verecekmişsin meğer! Bu hayatı ben yaşıyorum düşüncesine varabildiğimde, hayatımın kararlarının sadece beni ilgilendirdiğini sonradan farketmiştim... Gece başımı yastığıma koyduğumda, ben ve vicdanımın sesinden başka kimse konuşmuyor. Başkalarının fikirleriyle hareket edip içimde kalan birçok şeyin acısını çekmeye başlar gibi olduğum anlarda, "Orada neden öyle yaptım ki?" diye sorguluyor; "Çünkü bu böyle yapmanı önerdi." cevabını alıyordum çoğu zaman. Bu da tabi canımı sıkıyordu... Kendi kararlarını uygulayamamak öyle büyük bir tutsaklık ki, içindeki keşkeler resmen boğazından yukarıya çıkamıyor. Çıktığı an küçük dilini yaralıyor da çıkıyor sanki!


"Unutma, herkes bir şey söyler; kendi kararlarını almayı ihmal etme, pişmanlıkların senin yaptıklarından ötürü olsun." demişti bir arkadaşım. Allah rahmet eylesin, ömrüm boyunca en çok onun bu öğüdünü unutamayacağım!


O zaman bu zamandan beri, başkalarının sözleriyle ve bir şeyler diyebilecekleriyle ilgili kararlar alıyor muyum peki? - Olabildiğince hayır! Olabildiğince diyorum, çünkü bu yaşıma geldim hala bazı büyüklerimizin çevresine karşı çekincelerinin var olduğunu gördüğümde şaşırıyorum. "Aman Didem!" diyorlar bana, paylaşılmasın istedikleri bazı fotoğraflar olduğunda; "Bizi burada görmesinler, şimdi derler ki bak oralara gezmeye gitti de bize haber vermedi!"

Bir dakika! Hani siz bize, "kendine güven ve doğru bildiğine emin isen başkaları ne der umursama!"yı öğretmiştiniz bu zamana kadar? Hani kendiniz niye uygulayamıyorsunuz? İnsan soruyor ve sorguluyor vallahi...


2010-2012 seneleri geliyor aklıma sonra, annemin benimle üniversite okumam için Balıkesir/Sındırgı'ya yanımda gelmesini konuştular, babamın bizi bir başımıza oraya bırakıp nasıl gelebildiğini... "Ne gerek vardı da oralara gidiyordu annem benimle? , Bir sonraki seneye sınava girseydim de, ilimizdeki ilçemizdeki üniversitelerden birine gitseydim?" Bakınız bunu söyleyen kişilerin evlatları, uzak yerler tutmuş dahi olsa "bir sene büyük kayıp, tekrar girmesin sınava, yerleşmişken uzakta da olsa okusun işte!" dedikleri evlatları olan kişiler. Onların evlatları için göğüs gerdikleri, benim annemin evladı olan ben için gereksiz görünmüştü! Nasıl ağır bir düşünce ve nasıl üzücü bir durum, düşünsenize... Biliyorum ki, her birinin bilinçaltında engel durumum sebebiyle benim için gerekli olmadığı fikri yerleşik halde idi!

İşte bu durumlarda da, "Herkes Bir Şey Söyler, aman Didem takma!" demem lazımdı ama ben tutamadım kendimi, doğrusu bu duruma çok fazla üzüldüm... Neden bizim için ince düşünemiyor insanlar, "O onun evladı, evladı için bir şeyler yapmak onun zoruna gitmiyor da biz mi laf edeceğiz! diyemiyor?" diye düşündüm... O zamanda laf edildi, bu zamanda da başka konularda laf ediliyor aslında. Ama benim kalbimde sızısı kalan, o zamandan olmuş demek ki. Yani herkes söyleyeceğini söylemeye devam ediyor yine de...

Şimdi düşünüyor ve görebiliyorum gerçeğimi; kafaya takmamın sebebi, en büyük hayalimi gerçekleştirirken bile anlaşılamıyor oluşum idi. Çünkü üniversite okumak benim en büyük hayallerimden biri idi, en önemlilerinden... Bunu bilen insanların laf söz etmesi beni çok kırdı ve çok incitti, o yaştaki Didem'i de anlıyorum yine işte. Bu yaşıma geldim ve hala anlaşılamıyor olmak incitiyor beni... Ama "Herkes Bir Şey Söyler"i kabullendim zamanla, bu yönden bir savunma mekanizmam da var artık yani! :)

Enerji emen insanların söylediklerine hala tahammül edemiyor olsak da kabullenmek gerekiyor kısaca. Varlığa da yokluğa da edecekleri sözler olacak, internet üzerinden de gerçek hayatta da karışmadıkları noktalar değişmeyi tercih etmedikleri sürece var olmaya devam edecek...



Bana sana bize söyleyebileceğim tek şey, 
"herkes bir şey söyler, yoluna devam et." olacak... 

Bir blog sayfası açtım, sene 2012. Üstüne desteklemesi için de bir instagram sayfası açtım, kendimi anlatmak ve bu konuda rahatlamak istiyorum diye bilerek; sene 2013... O gün bugündür içinde bulunduğum durumları ve hissiyatlarımı anlatmak, kendimi kendime anlatmak da olmaya başladı. Sonra bir de gerçek hayatın içinde gerçekleştiremediğim sosyalliğimi tamamlar oldu. Yani şu zamanlarda yapabildiğim en gerçek olgulardan biri bu, kendimi ve gözlemlediklerimi anlatmaya devam edebilmek...

Ama hala "birileri bir şey söyler" diye, paylaşmamamı ve yazmamamı istemedikleri konular oluyor çevremin benden. "Neden paylaştın, neden yazdın" diyorlar bana, ben de onlara artık yeniden ve daha fazla "Neden paylaşmayacağım?" diyebiliyorum neyse ki. Cevaplarının ardından savunmalarım daha fazla yine şu an. Söylemeye çekiniyordum belki daha önce, üzmemek ve gözardı edebilmek adına "Ama sizin çekindikleriniz böyle, onlar ben ne yaparsam ya da yapmazsam da konuşmaya devam edecekler" diyorum neyse ki. Bunu kabullenince bir güzel rahatlıyor ki insan... :)

Son bir konu daha var aklımda, sosyal medyadaki akbabalar... Benim çok akbabam yok ama nadir de olsa bazen bana da yıldırıcı yorumlar yapanlar oluyor. Hani şu ne yazar ne paylaşırsanız mutlaka bir kötü yanını görenlerden bahsediyorum. Açığınızı arayanlardan yani... Onlar da kendilerini böyle gerçekleştirebildiklerine inanan, sizin açığınızı bulduğunda rahat eden kesim bana kalırsa. Yoksa bir insanı fotoğrafından gördüğünüz kadarıyla, fiziksel eksikliği veya fazlalığını görüp söylemek kime fayda sağlar? İnternet ortamında gördüğü bildiği kadarıyla, onu yargılamak ve "sen de böylesin zaten, nefret ediyorum senden!" diye bildirmenin o kişiye faydası ne olabilir ki?

Bu konuyu konuşmuş muyduk hatırlamıyorum, ama bu da apayrı bir konu bence. Kısacası "kişi kendinden bilir işi, kişi ne ekerse onu biçer ve herkes kendi kalbinin ekmeğini yer" sözlerini ekleyerek noktalayalım bu yazımı... Kalbimiz sakin ve kendine odaklı, dillerimizin de kemiği olsun dileyerek; bir dahaki yazımda görüşene dek sevgimle kalın. Herkesin söylediği kendine olsun, bu hepimize en yerinde duamdır. Herkes kendinden yola çıkıp odaklansa hayata, herkesten önce kendimizi eleştirebilsek bu hayatta, dünya daha hoş ve mutluluk kokan bir yer olabilir kanımca... :)

Sevgilerimle... (: 
D.K.