17 Nisan 2017 Pazartesi

Didem'in Gözünden; 17 Nisan'a Dek Gördüklerim


Görülenler herkesin gözü önünde idi esasında. Siyaset konuşmadım bu zamana dek, hep vicdan dedim hala da diyorum; VİCDAN! Bu yazı Siyaset yapmak için değil, Vicdani değerleri sorgulamak için yazılıyor tarafımdan...

Ülkemde kutuplaşma devam etti referanduma dek; Evetçiler ve Hayırcılar. Ben ne taraftayım bırakın bir kenara, oyların sandık başlarında kullanıldığı bir ülkede tüm halk kavgaya başladı en başından beri. Anlayamadım, neden söylemek zorundaydık ki? Madem öyle bir meydana alsalardı bizleri; kabul edenler el kaldırsın, bir de etmeyenler el kaldırsın. Kabul edildi veya edilmedi, denilse idi sonra da. Oldu mu şimdi mantıken yani bu? Değdi mi kavga edildiğine, ne zaman değer ki zaten; kaldı ki bize hizmetler vererek bu ülkeyi yönetmek için başa gelenler için mi değecek? Bu vatan millet hepimizin değil miydi?

Benim siyasi konulara girme yasağım var aslında, ailem tarafından geldi bu yasak. En son objektif baktığım Gezi olaylarında yaşatılan vahşet içeriğinden sonra geçirdim en son atağımı ben. Ülkem zorlu zamanlardan geçiyordu, birçok gencimiz vefat etti, yaralandı ve eylem yapma hakkını yerine getirirken çok fazla ezildi. Şu andaki zorlukla kıyaslanabilir mi bilmem ama daha da kötüye gideceğimiz söyleniyor ki buna bende inanıyorum. Hani derlermiş ya; Kötüyü görmeden, iyinin değeri anlaşılmaz! diye, sanırım öyle bir dönemden geçiyoruz yine...

Neyse, ben şunları gördüm demeye geldim;

Evet mi Hayır mı çıkmalı derken, siyasiler seviyeyi aştılar. Bana göre bu seviyeyi kim daha aştıyı geçip, gördüklerimi söylemeye devam edeceğim. "Hayır diyen teröristtir." algısını öne sürerek oy toplanmaya başladı önce.

Hiç parti kavgası olmamalıydı ama "evetçi partiler" "hayırcı partiler" diye ayrım yapıldı maalesef.

Hayır diyecekler "kötü polis", Evet diyenler "iyi polis" ilan edildi çoğunlukla. "Evet" diyeceklerin de bir parti koruma ve neden "Evet" konusuna cevap verememe durumları vardı.

"Ey Kılıçdaroğlu" denilip, bir sürü hakaretler edildi, Evet tarafından. Oysa bu Kılıçdaroğlu'nu da Erdoğan'ı da öne süren bir referandum oylaması değildi. Bir sistem değiştiriliyor ve bu sistem ile birçok atama tek bir kişiye bağlanıyordu. Bir ülkeyi tek kişi yönetiliyordu ve maddeleri eksikti daha iyi bir yönetim seçimi ile daha iyi bir uygulamaya geçilebilirdi. En nihayetinde her şey bir şekilde yerini bir şeylere devredebilir elbet...

En son duyduğum şu cümle bende olayı bitirdi ve pes artık dedirtti ama; "Ahireti tehlikeye atmayın, Evet deyin!" Hayırdır? Oraya da mı buradan birilerini atanabiliyor dedim. Ben bu yazdıklarımı unutmak istemiyorum. Yalan da atmıyorum sonuçta, bunların her birini haberlerde gördüm miting konuşmalarında.

Hayırcılardan da "Düşmanı denize dökeceğiz!" cümlesi geldi, ama bunu "Evetçiler" üzerine alındı. Düşman olan "Evet" diyenler miydi?" Anlayamadım velhasıl, kaos gibi haller yaşandı. Amatörce yorumluyorum kendimce. Bu benim gördüklerimin bir kısmı idi. Ve ben yıldım, ülkemde siyasetin kavga ile yapılmasından. Siyaset değil, icraat yapın arkadaş. İsterdim ki, bu referandum maddelerini halka sunuyoruz, "bakın şu şu olacak." diye taraflar karşılıklı oturup konuşabilselerdi "KAVGASIZ"!


Olmadı ülkem olmadı... 


Tarihlerimiz 16 Nisan 2017'ye geldiğinde, her birimiz vatandaşlık görevlerimizi yerine getirmek için sandıklara koştuk; dürüstçe.

Daha ben sandık başına ailem ile oy kullanmaya gitmeden saat 13.30 sularına doğru usulsüzlük yapanların videoları İnstagram Anasayfama düşmeye başladı. Takip ettiğim bir avukat var, bir bir ona geldi videolar; görmek isteyenler için, https://www.instagram.com/feyzalt/ .

Annem, Babam ve Ben, saat 15.45 sularında oy kullandık ve ablamların evine gittik. Oturduk film izledik beraber. Kitap okudum. İnancım tamamdı, "demokratik bir seçim olsun ve bu videolar da göz önüne alınıp oylarımıza sahip çıkılsın inşallah." dedim, gönül rahatlığıyla kitabımı okumaya devam ettim. Saat 7'yi geçiyordu, seçim sandıklarından çıkan sonuçları görmek için Fox Tv'yi açtı eniştem. Sonuçlar büyük illerde ve kıyı kesimlerinde "Hayır" oyunun çoğunlukta olduğunu söylüyordu. Ama yurt genelinde "Evet" oyu çoğunlukta idi. Oy kullandıktan sonra, ülkem için hayırlısı ne ise o olsun demiştim. "Sonuç ne olursa olsun, Evetçi ve Hayırcı her kim varsa beraber sevgi ve barış içinde yaşansın" demiştim.

O da olmadı maalesef. Saat 19.15 suları falandı. Fox Tv'deki canlı seçim sonuçlarının tartışıldığı yayını aradılar, YSK mühürsüz oy pusulalarının olduğunu onaylamış ama ispat edilmedikçe AKP yetkililerinin istekleri üzerince kabul edileceğini duyurmaya başlamıştı. Velhasıl olan oldu, şimdi her şey araştırılmaya doğru gidildi. Avukatlar ve yetkililer, bu durumlar araştırılana dek "net" bir sonuç olmadığını söylese de; Evetçiler bir kutlama havasındalar.

Başta da söylemiştim; Evetçi ve Hayırcı olmamı boşverin, ama çalınan oylar varsa her nereden olursam olayım bu usulsüzlüktür. Bu demokratik ve vicdanen uygun bir durum değil, bunu taraf tutmadan bakmak isteyen vicdanlı her kesim görebilmelidir ya!

Çalınan oy pusulaları "Hayır" oyunu yükseltse yine bu savunmayı yapardım, çünkü bana doğru bildiğimin arkasında durmam söylendi efendim. Bize öğretilen şudur ki, ailem, öğretmenlerim ve büyüklerim tarafından; tercihlerine sahip çık, doğru bildiğinden şaşma! denildi hep. Peki ya diğerlerine öğretilen neydi acaba?

Kabul etmiyorum, haksızlıkların yapılmasını ve bir halkın haksız seçim sonuçlarıyla yönetilmesini. Hem de ispatlanması zor olmayan bir sürü video ve yayın üzeri açıklamalar var iken... Sadece adalet diyorum. Mazlum olduğunu söyleyip zalimce davranan, esas mazlumun da zalim gösterildiği bir ülke istemiyorum.

İstediğim şudur; Cumhuriyeti yaşatmak, haklarımı savunurken hukuk sistemimiz tarafından da korunmak ve de şu anda da içimde bulunan "Güzel günlere kavuşacağız." inancımın ve inancımızın hiç bitmemesi. 

Her birimize sukunet ve sabır dolu günler diliyorum tekrar tekrar, inancımızı ve mücadelemizi kaybetmeyeceğimiz günlerle Önderimiz Atatürk ve onunla beraber canlarını hiçe sayarak bu topraklar için savaşan Atalarımızın kurduğu bu Cumhuriyeti yaşatmaya devam edeceğiz. 

Ben her kesimden okuyan kişilere son olarak şunu demek istiyorum; her kim olursan umurumda değil neci olduğun, vicdanlı ol kardeşim. Din kardeşi veya dünya kardeşiyiz, vicdanımızla birbirimizin hakkını savunalım. Sen veya ben, çalınan oylarla değil adaletle kazanalım. Dünyada ve ahirette adaletli yargılanalım istiyorum. Dünyanın adaleti yoksa bile, ben ahirette adaletli şekilde yargılanacağıma inanıyorum ve doğruyu yaptığımı savunuyorum. Ya onlar? Adaletsizliği bize kabul ettirmeye çalışanlar da benim inandıklarımdan yana aynı fikirdeler mi acaba?


Benim 17 Nisan'a Dek Gördüklerim bunlar oldu...

Vicdanen rahatım, hiçbiri görmediğim şeyler değil bu yazıda yazdığım. Ben Siyaset konuşmuyorum, Vicdan diyorum Vicdan! Siyaseti sevmedim dolu dolu konuşup birileriyle tartışacak kadar, bence bu saatten sonra da sevemeyeceğim. Zira benim için Siyaset ülkesini yönetenlerin işini tüm halk için yapmasından yana gelirken, siyasetin böyle işlemediğini ve işleyemeyeceğini savunanlar var hala bu dönemde...

Gelgelelim; kabul edemediklerimi de geçmeliyim, yukarıda söylediğim her şeyi gördüm ben bugüne dek: Haberlerde ve daha nicesinde. Ülkem için vicdanlı bir hukuk süreci diliyorum bu konuda da. Olur mu olmaz mı bilmiyorum, ben doğru bildiğimden vazgeçmemeye çalışacağım. 

Biz kendimize yakışanı ve esas bildiğimizi yaptık, gittik ve dürüstçe oy kullandık. Haksız kazanç sağlamaya çalışanlar da kendi bildiklerini yaptı ve kendileri olmaya devam ettiler. İnancım mücadelemizin bitmediğinden ve iyi günlere yeniden kavuşacağımızdan yana. Belki de sadece, "Kötüyü görmeden iyinin değerini anlamayanlar için bir sınava daha tabi tutuluyor vatanım." İşte o kadar...

Sevgilerimle, okuduğunuz için çok teşekkür ederim... :)

Bir Cumhuriyet Kızı, Didem Köse. Doğrudan ve Demokrasiden yana...

17 Mart 2017 Cuma

Anlaşılmamanın Verdiği İncitici His


Küçüklüğümden geldiğine inandığım bir huyum var, anlaşılmamaktan ve yanlış anlaşılmaktan çok korkuyorum. Çünkü bunlar mutlaka kavgayı veya kırgınlığı oluşturan unsurlar benim gözümde. Gelgelelim korkuyorum ama bundan kaçabiliyor muyum? "Hayır." Kaçamamamın sebebi, hayatın korktuğum şeyleri çok düşündüğümden ötürü algıda seçicilik yapmasına gerek kalmadan bunu önüme sürme gereği duyması elbette; bunu bende anlayabiliyorum artık...

Bugün benim aklımda fikrimde, anlatamamak ve anlaşamamak var. Gerçi ben anlatabildiğime inanıyorum da, bakılmasını istediğim bakış açısıyla hayatımıza bakmayan insanlar anlayamıyorlar... Bir şeyi yanlış kelimelerle anlatıp da içerisinden seçilen cümlelerin varlığıyla anlaşılamamaktan bahsetmiyorum. Gelin anlatacağım kendi gözümden olayları;

Hayatı paylaştığınız kişi veya kişiler var; bunlar anneniz, babanız, kardeşleriniz, eşiniz, dostunuz olabilir. Diyelim ki siz beraber paylaştığınız hayatın ikinizi de mutlu etmesi veya ikinizi de üzmemesi adına, bu hayata beraber devam edebilmeniz adına sizinle veya diğer hayatı paylaştığınız bireylerle alması gereken sorumlulukları almıyor olsun... Ne yaparsınız? Anlatırsınız değil mi?

"Şöyle olsa, bak bir görün doktora, ya şu işi şöyle mi yapsan, ama bak ben bu durumdan hoşlanmıyorum, şu işe bir de sen mi el atsan?, bu böyle gitmiyor, bir haline çaresine mi baksak?" Bu cümle kalıpları anlatmak istediklerimden bazıları...

Ama karşı tarafa gelince, birey olarak yaşamaktan vazgeçip bir dostluk veya aile ilişkisine girmiş kişimiz bulunduğu ortamda anlatılmak istenilen dozu geçtim işi daha da zora sokmaya çabalayabiliyor. Anlatılmak istenileni anlamayı geçeyim de, anladığı da sorun üzerine sorun oluşturabiliyor...


Ne isterdim biliyor musunuz? Israrla anlamamayı değil de, ucundan köşesinden sorunları çözüme ulaştırılabilmeyi seçsin diğer tarafta. Ama diğer taraftan bu istediğimi gerçekleştiren sevdiklerim de var hayatımda, şükürler olsun ki... Hayatta ilişkilerin Aşkım Kapışmak'ın da dediği gibi 5S Kuralı'na bağlı ilerlemesini doğru buluyorum hep. 5S'in Açılımı Şu; Sevgi, Saygı, Sorumluluk, Sabır, Sadakat. Masamda asılı duran yazılardan biridir bu öğreti, ben unutmayayım ve odama giren herkes de nasibini alsın bu öğretiden diye. Buraya da eklemiş olayım ki, buraya giren de nasibini alsın diyorum şimdi de...

Diyeceğim şu ki; sevdiklerinizin size söylediği şeyleri duyun, anlayın ve bir köşesinden tutup hayatınıza bağlayın. Biz anlatmaya ve konuşarak sorunlara çözüm bulmaya çabalayanlar; hayatlarımızı yaşadığımız kişilerin değerlerine, korkularına, kaygılarına ve de olmasından endişe duydukları kötü sonuçlar doğurabilecek olaylara karşı çözüm bulma odaklı yaşıyoruz bu hayatı. Ama anlaşılmak isterken anlaşılmamak incitiyor insanı...

Karşımızdaki insandan sağlığına dikkat etmesini istiyorsak, onun kötülüğünü istediğinden olabilir mi sizce bu? Benim sağlığımı önemsediğini dile getiren ve de bunu bana belli eden kişinin ben beni sevdiğini düşünürüm mesela...

Karşımızdakinden bu hayatta yaşarken ilişkinize ve de yaşadığınız ortamlara kullandığınız ortak eşyalara sizin kadar değer vermesini ve de sorumluluklarını paylaşmasını istiyorsak peki? Bu sizce karşıdakini incitici bir davranış mıdır? Yoksa kulak asılmayan mı daha incinmiştir sizce?

Saygı duyduğunuz yaşamdan, size ve çevrenize karşı saygı görememek peki? Hiç mi incitmez sizleri?

Düşünün, bir ömür düşüncelerine ve de ilişkinize sadakat duyduğunuz birinden hakaret şeklinde yalanlar silsilesi ile karşılaşsanız güveninizi kaybetmez misiniz? Sadakatsizliğe uğramış olmaz mısınız?

Gelgelelim sabır, en olmazsa olmazlarındandır o da. Sizin iyi veya kötü gününüze, isteklerinize veyahut istemediklerinize sabır göstermeyen birine siz sabır göstermişsiniz ne fayda! Bir anlamı kalmaz ikili veya daha fazla bir arada olunan hayat paylaşımlarında tek taraflı ilişkilere verilen değer katılımına...


Gelin kulak verin sevdiklerinize. Sen ve ben kişi zamirlerini bir araya koyup "biz" yapabilmiş kişilere, "ben" diye yaklaşıp kırmayın gönülleri. Bir tek gönüller kırılsa neyse, hayatlar darmaduman oluyor. Tek taraflı şekilde sorunlara çözüm üretmeyi sürdürüp giden kişilerle, sabrın sonuna erişilip hayattan beziliyor... Ben diyorum ki kendime bugün; keşke daha az kaygılı ve daha çok gamsız olsam... Ama üzgünüm yapamıyorum. Hayatıma sığdırdığım "biz" olgularına, tek taraflı yanaşıldığını görünce kaygıdan deliriyorum. Nerede yanlış yaptığımı sorguluyorum, anlatmadığım şeyler duyuyorum ve sözünü etmediğim sonuçlara varıldığını duyuyorum...

Sonu hüsran olmasın istediğim ve anlaşılmak için yola çıktığım anlatımların çoğunun sonu bakıyorum ki anlamsızlaşmış. Bu hayat bizim sanırken yalnız kaldığımı hissediyorum. Anlaşılmamanın verdiği incitici hisse ulaştığımda, anlatmak için bulduğum her fırsatın ulaşamadığı başarıya üzülüyorum.

Geçen haftasonu şöyle diyordum, "Olmuyorsa zorlamamalı insan." Çok ama çok hüsran yaşadıktan sonra bunu maalesef diyor insan. Ama elimde değil, yaşadığım bu hayatı mutluluklara taşımayı istemek benim de hakkım. Olmuyormuş anladım, bazen istediğiniz hiçbir şart ve koşulda olamıyormuş...

Benim sevdiklerimin ve değer verdiklerimin beni anlama zamanları ne zaman gelecek bilmiyorum. Bu hayatı sizin gibi yaşamak isteyen kişileri bulmak çok zor. Benimle hayata tutunanları sıkı sıkı elimde tutuyorum da, bazılarına laf anlatamıyorum. Anlaşılmamak en son istediğim şeylerden biri bile değil, ama anlaşılmak da nedense bana hak değil gibi bu sıralar. Anlaşılmamanın verdiği incitici hisse takıldım, kafam dolu endişe, kaygısız olamayışıma içerleniyorum. Sağlıklı oluşuma duacıyım ama huzurumuzun pamuk ipliğine bağlı oluşuna karşı endişe dolu hissediyorum.

Hakkımızda hayırlısı olsun diyorum yine de. Anlamamakta ısrar edenlere; bu hayatı kendi fikirlerinizin çıkmaza sürüklediği gibi devam ettirmeyi tercih ederek, hayatınızdakilere endişe içinde bir yaşam vermeyi neden tercih ettiğinizi anlamak istemiyorum!

Bu yazıyı olduğu gibi bırakıyorum, bir kez düzenleyip öyle atmayacağım. Anlattığım bana anladığınız veya anlamak istemediğiniz size! Anlaşılmamaktan ötürü çok yorgun hissediyorum bugün de kendimi çünkü. Ve düzeltip, kendimi daha iyi anlatmak için uğraşmayacağım. Tek demek istediğim, hayatınızda sevdiklerinizle kurduğunuz ilişkilerdeki karşılıklı sorumluluklarınıza ve mutluluklarınıza değer verin. Anlamadığınız veya anlamak için çaba göstermediğiniz, ortak bir hal çaresine bakmadığınız her an anlaşılmamanın verdiği incitici hisle sevdiğinizi endişelere sürüklüyorsunuz. Ne olur sevdiklerinizin korkularına ve çözüm önerilerine ciddi anlamda kulak verin. Çok geç olmadan bu önerimi dikkate alın...