20 Kasım 2020 Cuma

Bin Ömrüm Olsa, Psycho But İt's Okay, The Knight Before Christmas - Kitap, Dizi, Film #didemingozunden

 

Bir Kitap Bir Dizi Bir Film ile geldim; en son okuduğum kitap, en son izlemeyi bitirdiğim dizi, en son izlediğim film ile... Hepsi Kasım 2020'nin haberleri, Didem'in Gözünden... :) İyi okumalar dilerim şimdiden...


Bin Ömrüm Olsa - Kristin Hannah



Şu an için en son okuduğum kitap "Bin Ömrüm Olsa" adlı kitabım hala. Ama aslında bu kitabı okuyup bitirdiğimde Ekim ayının sonlarında idik. Kasım ayındaki Ekpss sınavıma hazırlığım sırasında; halihazırda okuduğum iki kitabımı da hala bitiremedim... Ama geçtiğimiz pazar günü sınavıma girdiğimden beri, okuduğum kitaplarıma geri döndüm ve umuyorum ki önümüzdeki günlerde onları da bitirecek yeni kitaplarıma da geçeceğim... :)


Kristin Hannah en sevdiğim yazarlarda baş sıralarda geliyor ve bu okuduğum kitap okuduğum dokuzuncu kitabı oldu... Konusu, Büyülü Fırtına adlı kitabına benziyordu. İkisi de Kristin Hannah kitabı ve ikisinin de mistik içerikli konusu ayrı güzeldi... Ama sanırım yazarımızın kitapları içerisinde Büyülü Fırtına'yı bu dalda ayrı sevdim ama ondan sonra bu kitabı gelebilir kesinlikle. (:

Kitapta; Tess Gregory günümüzde bir bilim insanıdır. Bir araştırmasını onaylatma uğraşında daha başarısız olduğu bir gün, işten çok dalgın çıkar ve trafik kazasında hayatını kaybeder. Gözünü bir kez daha açtığında bir odada gideceği yeri seçmesi istenir. Yardıma ihtiyaç duyan adamın yanına gitmeyi seçer Tess; Jack'in yanına gider ve üç çocuklu bir annedir artık. Ancak gittiği zamanda da evinde de, reenkarnasyon ile canlandırdığı vücutta yaşamış kadının bıraktığı hayat yeterince karmaşıktır. Üçüncü çocuğunu doğururken vefat eden kadın, evini ailesini yeterince zorluk ve karmaşa içinde bırakmıştır; gerek tavrı, gerek sevgisizliği ve gerek asiliği ile... 

Kendisine Lissa adını verdiği karakterimiz Tess, oradaki hayatı ya sevecek ya da kendini öldürecektir... Bu açıdan karakterin hayatı ve önceki hayatıyla geçmişe giderek yaşamaya başladığı hayatı arasında bağlantı kurarak çözümleme yapma uğraşlarını, sürükleyici ve naif bir Kristin Hannah kaleminden okudum yine. Umarım ilerleyen zaman dilimlerinde yine Kristin Hannah kitapları ile buluşma fırsatı buluruz. Eğer hala Kristin Hannah kitabı okumadıysanız, bir yazar daha tanımak isterseniz; zaman kaybetmeden hemen bir şans verin derim. :)

"Ölüm insanın dikkatinden kaçan bir şey değildir. Bir... etki yaratır." (Sayfa 78)

"Bana öyle bir şey söyle ki yarın seni bugünden daha iyi tanıyayım." (Sayfa 254)

Bütün projelerin başlangıcı aynıydı. Veri topla ve bilgi bul. Bir bilim insanı olarak özellikle çok zor bir projeyi nasıl yavaş yavaş alacağını, başlamadan önce etraflıca inceleme yapması gerektiğini öğrenmişti. Tek yanlış adım, aceleyle konmuş bir teşhis, deneyin tamamını berbat edebilirdi. (Sayfa 326)


Psycho But İt's Okay - Netflix Dizisi



Eylül sonunda başlayıp, Kasım ayına kadar aralıklarla izlemeyi sürdürdüğüm "İt's Okay Not To Be Okay" adlı kore yapımı mini diziyi geçtiğimiz hafta başında bitirdim. Diğer bir adıyla Psycho But İt's Okay diye anılıyor... Bu mini dizi izlediğim ikinci kore dizisi oldu benim için, ilk izlediğimden konu itibariyle çok başkaydı ve bir o kadar da yaratıcı bir hikayesi vardı. Ben puanımı 10 üzerinden 10 veriyorum; bir puan kıracak olursam bile, sadece daha fazla bölümü olsun diye kırardım ben... :)

Dizimizin konusu; kendi içinde psikolojik sorunu olan üç kişinin, üç aşamadığı sorundan hareketle, bir akıl hastanesi çevresinde geçiyor... Bir abi ve kardeşimiz var, Gang Tae ve Sang Tae; küçüklüklerinde annelerinin kaybını yaşadıklarından beri, ilkbahar mevsiminde ev değiştiriyorlar. Çünkü otizmli abisinin yanında öldürülen annelerinin katilini "kelebek" diye adlandıran Sang Tae'nin abisi, kelebeklerden korkuyor... "Beni de öldürecekler!" diyerek... Ne kelebek çiziyor, ne kelebek görmekten hoşlanıyor ne de kelebekleri konuşmaktan hoşlanıyor!

En sevdiği yazar Ko Moon-Young, masal yazarı. Masalları o kadar güzel ki, dizinin birçok bölümünde "öğretileriyle beraber sunuluyor bizlere de". Keşke gerçekten o kitaplar çıkmış olsa da, bizler de alsak diye düşündüm resmen! Masalları çok gotik çizgilerle çizilmiş ama bir o kadar da kendince öğretileri var, izlerken ve dinlerken anlıyorsunuz yazarımızın yaşadıklarını! 

Akıl hastanesi ne alaka derseniz; Ko Moon-Young'un babası akıl hastanesinde kalıyor ve Sang Tae de akıl hastanelerinde hasta bakıcılığı yapıyor. Esasında çocukluk arkadaşları olan Sang Tae ve Ko Moon-Young, Sang Tae ve abisi şehir değiştirdiğinde; önce o hastanede karşılaşıyorlar ve daha sonra da bu karşılaşmalar masal yazarımızın arkadaşını tanımasıyla planlı halini alıyor... =)

Önce tartışmalar, sonra anlaşmalar ve sonra karmaşalar, gel gitler derken; sürüp gidiyor dizi boyunca tavsiyeler ve öneriler... Ben dizinin en başında verilen şu öğüdü çok sevdim, ilk masalın öğretisi idi bu;

“Acı veren, sancılı anlar. Pişmanlık içeren anlar.

Can yaktığımız ve canımızın yandığı anlar.

Terk edilmenin anıları.

Sadece böyle anıları kalbinde taşıyanlar,

Daha güçlü, tutkulu ve duygusal açıdan esnek olabilir.

Sadece onlar mutluluğu elde edebilir.”

 

Sakın unutma. Her şeyi hatırla ve aş. Eğer aşamazsan her zaman ruhu büyümemiş bir çocuk olarak kalırsın.” (1. Bölüm)

Dizinin ana öğüdü buydu aslında; hep bunun etrafında şekillendi ve devam etti. Herkes geçmişte yaşıyor bir şeyler ama her kim aşarsa büyüyecek ve devam edecek hayatına... Küçükken yönlendirilmiş olabilirsin, ezilmiş olabilirsin, sevgisiz kalmış ve sevgiden uzaklaştırılmış olabilirsin; "dön ve şimdiye bak, şimdini şekillendir" diyor dizide bolca...

"Birine ihtiyacın varken önüne çıkarsa, buna kader denir. (1.Sezon 11. Bölüm) " diyor sonra dizi;

Yalnız kalmayı marifet sayan ve öfkesini büyüten insanların, esasında kalbini açtığı zaman mutluluğu ve kaderini değiştirebileceğini öğretiyor. Güvenmeyi, masallara bakış açını değiştirmeyi ve kendi içinde aşman gereken düşünceleri aştığın zaman esas sen'e kavuşacağını söylüyor...

Esas karakterlerimiz çok zor oluyor ama abi kardeş ve masal yazarımız bir araya gelene kadar çok zorlanıyorlar. Onların karmaşasını anlatmadan devam edeceğim, 16 bölümü anlatmam hiç doğru olmaz. İzlemenizi ısrarla tavsiye ediyorum bu yüzden. Bir olmayı öneriyor dizi, aslında bugünlerimizi anlatıyor; "Birlikte güçlüyüz, ayrıyken ölüyüz. (1. Sezon 14. Bölüm)" diyerek.

Dizinin içerisindeki görüntü çalışmaları da, karakterlerin ses ve karizma çalışmaları da, sahne çalışmaları da çok güzeldi! Dediğim gibi, ben en çok masal çalışmalarını sevdim; çünkü bir dizi için o masal kitaplarının yazılmış, çizilmiş ve basılmış olması beni çok etkiledi! Annesi Korenin en iyi kadın yazarı olan Ko Moon-Young, Korenin en iyi masal yazarı... Bu masal yazarımız, küçüklüğünden beri yaşadıklarını öyle içselleştirmiş ki; içinin karasını, masallara aktarmış. Onun için anlatım, hep en acı haliyle varolmuş; çünkü ötesini bilmiyormuş...

Geçmişinde en sevdiği arkadaşını bulunca değişen birçok haliyle, Ko Moon-Young'un da kalbinde çiçekler açmaya başlıyor işte. Zorlu oluyor ama oluyor. Kendisi gibi sevgisiz büyüdüğünü sanan arkadaşıyla, eksik yanlarını tamamlıyorlar. Buna da şöyle diyorlar filmde;

İnsanlar zayıf oldukları için birlik olurlar. Birbirimize böyle dayanırız. Bizi insan yapan budur. (1. Sezon 15. Bölüm) 


Yani son olarak filmin son bölüm öğüdü olarak, katıldığım son cümleyi de buraya ekleyelim;

Haklısın. Silemiyorsan daha iyi bir şeyle üstünü kapamalısın. (1.Sezon 16. Bölüm)


The Knight Before Christmas - Netflix Filmi


İki gün önce izledik bu filmi de babamla, o kadar eğlenceli idi ki; henüz bulamadık bunun kadar eğlencelisini! :) 

Noel temalı romantik filmleri çok seviyorum. Senenin bu iki ayında (Kasım-Aralık), izlemeyi ve keyif almayı bildiğim filmlerden benim için... Geçen sene bu zamanlar Noel Prensi ve Noel Prensi Kraliyet Düğünü filmlerini izlemiştim. Bir de onların bebekleri olmuştu geçen sene, onu izlemiştim üstüne... Denk gelmesi lazım bu tarzda kaliteli yapımları, çünkü bize uzak kültürler olduğu için konuları değişik geliyor ve klişe yapımlarla karşılaşmama ihtimaliniz de çok yüksek...

Misal bu film, Noel Öncesi Şövalye diye çevirebileceğimiz isme sahip bu film; eski zamanlardan günümüze, esas eksikliğini bulmak için gönderilmiş bir şövalyeyi anlatıyor. Noel gecesine kadar bulması gereken görevinin peşinde günümüzle tanışmasını izliyoruz. Gerçekten eğlenceli ve de romantikti.. 

Kadın karakterimiz Brooke'un geçmişten gelen şövalyemiz Sir Cole'e çarpınca; üzerindeki zırhlı kıyafetlerinden sebep hiçbir yara almıyor, ama kendisine şövalye dedikçe ve kaydı da bulunmadıkça "hafızasını kaybetmiş bir genç olarak misafir ediyorlar şövalyemizi"! :)

Brooke sahip çıkıyor, ona yardımcı oluyor; sözde kendisini hatırlayana kadar şövalye diye bahsetmesinden sebep, bir süre sonra özde olmasa da ona inanmak durumunda kalıyor Brooke. Zamanla aşk başlıyor, Noel arifesinde birbirlerini keşfediyorlar ve de hayata karşı eksik kalan bakış açılarını kazanıyorlar...

Eğlenceli vakit geçirmek istiyorsanız, 2019 yapımı bu filmi kaçırmayın derim. Tam battaniye altına girip, sıcak kahveniz ile keyifli birkaç saat geçirmelik bir film! =))


İşte Bir Kitap, Bir Dizi Ve Bir film adlı bir yazımın daha sonuna geldim. Biraz daha buraya yazı yazamasaydım, "Tamam, olmuyor demek ki!" diyecektim. Ama Ekpss 2020 sınavımı bitirdim ve kendime geri döndüm yeniden çok şükür... :) Geç olsun da güç olmasın diyelim, en kısa zamanda yine görüşelim inşallah... 

Sevgilerimle... 

22 Ekim 2020 Perşembe

İyi Günde Kötü Günde, Dizi Yorumum - #didemingozunden

 

Biraz aradan sonra yeniden merhabalar. :) 

Umarım Didem'in Gözünden adlı bu bloğumun varlığını unutmamışsınızdır, ya da umarım orada birileri vardır! =)

Bugün geçtiğimiz günlerde biten bir dizi hakkında olumlu görüşlerimi yazabilmek için buradayım ve bu sefer çoğunluk olumsuz görüşler bildirmiş durumda... Bense neden benim gördüğüm güzelliği bu kadar az kişi görebilmiş şaşırmaktayım hala! 


17.10.2020 Cumartesi günü akşamı, kısa süren ekran hayatına 6. Bölümüyle veda eden "İyi Günde Kötü Günde" adlı dizinin finali vardı. Üstte afişini paylaştığım üzere de görüldüğü gibi; başrollerinde Elçin Sangu - Leyla karakteriyle, Yasemin Allen - Melissa karakteriyle ve Ozan Dolunay - Sarp karakteriyle yer alıyor.

Dizilerde sadece ve sadece "aşk"ın varlığını görmek isteyen seyirci çoğunluğumuz çok fazla. Öncelikle buna bu sefer ciddi anlamda üzüldüm. Ben Leyla adlı karakterle empati kurdum ve şöyle düşündüm; çok seviyor olsa da insan affedemeyebilir işte. Çünkü hayatlar sadece karşı cinslerin aşkları üzerine kurulmuş değil... Aşk var diye geri kalan her şeyin varlığını inkar eden kişiler, dizinin vermiş olabileceği mesajı görememiş olabilir. Veyahut, o mesajı verebilen dizi ve filmlere duyduğum saygıdan olsa gerek; ben bu sona çok sevindim... Çoğunluk, sevenler neden kavuşamadı diye isyan etti. Oysa o sevenlerin yaşadığı ayrılık birçok konuda birbirinden uzaklaştırdı. İşte bunu es geçmemek gerekli...


Hikayemiz Sarp karakterinin çok sevdiği nişanlısı Leyla'yı düğün günü terkedip gitmesinin ardından, 5 yıl sonrasında başlıyor ve devam ediyor... Leyla'mız iyi bir organizatör şirketinin başarılı bir çalışanı artık. Kendi düğününde mutluluğu bulamamış, nice çiftin düğününü en güzel ve en mükemmel kılmaktır belki yapmam gereken demiş ve hayatına devam etme kararı almış... 

5 yıl geçtikten sonra, 5 yılın sonunda patronunun kızı Londra'dan erkek arkadaşıyla evlenme kararı alarak dönüyor. Leyla'nın patronu Aslıhan hanım da madem öyle kızımın düğününü en sevdiğim çalışanım "Leyla" organize etsin diyor ve hikayemiz böyle devam ediyor... 

Bilmeyenlerin de tahmin ettiği gibi, patronun nişanlısı düğünde Leyla'yı terk eden beyimiz Sarp. Eski aşıkların karşılaşması ile güzel bir hikaye oluşuyor aslında, komedi ve dramı bir arada izliyoruz. O git gel duyguları güzel yaşatan bir dizi idi... Ama bu dizi fikri tutmayınca reytinglerde, erken final kararı alınmış ve 6. Bölümde de dizi bize veda etmek durumunda kalmış işte...


Dizinin girdiği karmaşaları, o karmaşaları nasıl anlattığını konu etmeyeceğim; izlemek isteyenler için 5 bölüm çok da fazla değil bence... Ama son bölüm, beklenen mutlu sondan öte çok güzel ve yerinde sahneler içeriyordu. Bunu çoğunluğun anlamaması üzdü beni... Şimdi kısaca anlatacağım sizlere de;

5 yıl önce aynı üniversitede okuduğun ve sevgili olduğun adam, ailesiyle dahi tanıştırmamış olan ve seni en güzel gününüzde "sebep belirtmeden bırakıp gidiyor." Ve bu çok sevdiğin adam yıllar sonra karşına çıkıyor; evlendirmek zorunda kalıyorsun ama sen bundan gocunmamak için direniyorken, o seni işinden etmek için uğraşıyor. "Git buradan, bizi bu duruma sokma" diyor. Kızımız en mantıklı şekilde "Ben niye gidiyorum, bunca yıldan sonra gelen sensin. Beni kurulu düzenimden etme, istiyorsan sen git!" diyor. Sonra kızımız gitmeyi bir ara düşünüyor da, ama sonra o gitme çabasının altında bile eski nişanlısı Sarp'ın parmağı olduğunu çok çabuk öğreniyor. Meğer uluslararası davetler hazırlayan bir firmadan gelen iş teklifini ayarlayan kişi, eski nişanlısı Sarpmış. Çünkü yıllar öncesinden hem çalışıp hem gezme hayalini sevdiği adama söylemiş; beraber gerçekleştirmek isterlermiş üstelik bu hayali... Neyse ki, Leyla anlıyor da biliyor yapacağını işte. Dönüp savaşmaya devam ediyor...

Leyla hala sevdiğini itiraf edemese de, onun için öfkesi daha ön planda yer alsa da; Sarp ciddi anlamda hala unutamadığını görüyor zamanla. Melissa ile bir daha eskisi gibi olamıyor son bölümlerde; sebepsiz kavgalar, uzaklaşmalar, kendini Leyla'nın yanında bulmalar... Velhasıl, dizinin sonlarına doğru bir şekilde bu düğünün iptal olma yolunda olduğu beliriyor. Leyla ile Sarp görüşüp konuşuyor; Sarp her şeyi anlatacağım Melissa'ya çok yalan söyledim diyor, Leyla ise Melissa'ya onu anlatması fikrinin iyi olmadığını anlatıyor Sarp'a. Beni bu işe karıştırma diyor kısaca, ben yoluma devam etmek istiyorum. Bir şeyler değişiyor bir şekilde...

Sonra esas kızımız önce işinden kovuluyor, oraları anlatmayayım; Sarp'ın annesi Leyla'yı öğrenince, kuyusunu kazıyor zira. Sonrasında işini geri alabilmek için bir davete katılıyor Sarp ve Leyla ve Leyla işine dönmeden önceki gün Sarp gidip Melissa'ya ayrılmak istediğini anlatıyor. Sebebinin de ondan önceki kız olduğunu söylüyor sadece, Leyla'yı bu işe karıştırmıyor.. 

Filmin sonuna doğru, Sarp'ın Leyla'dan af dileme sahnesini ve sözde neden terkettiğini anlattığını söylediği sahneleri izliyoruz; Leyla'nın anlatımıyla. Sarp diyor ki, bu akşam uçağım var ve benimle gelmeni istiyorum. Biliyorum gelmezsin, ama umut hep vardır. Beni görmek için bile olsa gelirsen, o bana yeter... Leyla, "bir gün, belki" diyor. Altta paylaştığım videodaki konuşmayı yapıyor;



Leyla Ertekin'in o konuşması;

Ben devam ediyorum; sevdiğim diğer şeyleri yapmaya, çalışmaya ve hayatımdaki Mine'leri iyilikle terbiye etmeye. Çünkü Mine'lerin de aslında bir yerde kalbi kırıktır." 

"Öğrenmeye devam ediyorum, doğru insanları örnek almaya, tek başıma dimdik güçlü durmaya. Bazı geri kafalıların aksine evet kadın başıma ama gururla." 

"Sarp haklıydı ama! Umut hep vardır. 'Belki bir gün'ler vardır.."


Bir dizide gerçekliği izledik yani, kırılan ve kırıldığı yerden karşısındakine o kadar da kolay doğrulmayan bir kadını izledik...


Bu son, erken gelen bir final için yapılan bir sondu. Tamam, ben de kabul ediyorum; Sarp'ın Leyla'yı neden terk ettiğini bile netlikle öğrenememiş olmamız büyük bir ayıptı bizlere. Ama erken gelen bir final için 6 bölümde yaşanılan git geller ve yapılamayan bir açıklamanın ardından, barışıp kavuşma ne kadar gerçekçi olabilirdi ki? 

Benim netlikle yorumum ve görüşüm şudur ki; Düğün günü terk edilip güveni hayat boyu yara almış birinin sevdiği -adam ya da kadın-, evlenme kararı aldığı başka biriyle döndükten sonra eski nişanlısına sevgisini netlikle hatırlayıp af dilemiş ve pişman olmuş olabilir. Tamam ama çok sevse bile ikili ilişkide sarsılan güven unsuru sebebiyle "ÖNCE BEN" diyebilen ve affedemeyen terkedilen tarafımız, illa ki sevdiği için geri dönmek zorunda değildir. Bu biraz karakter meselesidir, biraz da hayatın gidişatı üzerine verilen kararlardır! Hayata devam etmek de bir seçenektir ve bu da çok güzel bir seçenektir. Verilen zorlu kararın arkasında durulması gerekir bazen. Ömür boyu unutulamayan o büyük hayal kırıklığı ile yaşamayı seçmemek de bir tercihtir, bence aynı hatayı yaşar mıyız diye düşünmektense güzel de bir tercihtir!

 


Şöyle dedim Twitter'da o akşam;

#İyiGündeKötüGünde O ne güzel dizi senaryosu öyle; erkek kırıp gidiyor, geri gelip kadından özür diliyor ve kadın kırıldığı yerleri yok sayıp ona geri dönmüyor. Hayata devam etmek de bir seçenek diyor. Seviyor olsa da, kendini unutabileceğinin sinyalini vermiyor. Önce ben diyor.

Kadın erkek "önce ben! Ben kırıldım, bir şeyler yıkıldı affedemem" diyebilmeli. Zaten sağlıklı birçok ilişki gibi, bazen affedilemeyebilir bir şeyler... Nasıl sevindim, erken bir bitiş de olsa; senaryonun böylesini gördüğümüze, klişeleşmiş nice senaryodan uzak yeni bir sona! =)

Tüm dizi ekibinin emeğine sağlık, umut oldunuz resmen. Ölmemiş bitmemiş dizi sektörü be! Yolunuz açık olsun... Ne güzel şeyler söyledi Leyla, yayınlanınca paylaşacağım! Her kelimesi mesaj doluydu... Ve eklemeliyim ki böyle güçlü derdi olan dizilerin tutulmamasının sebepleri;

kadının erkeğe muhtaç olmaması, aşığım diye hayatını bir erkeğe bağlamayıp kendini yok saymamasıdır. İki tokat atılsa kadına, dram yapılsa kanırta kanırta, kız oğlanı tokatlasa, erkek tutup ona sarılsa ama diğer kızdan da vazgeçemeseydi falan,... Dizi yere göğe sığdırılamazdı! :/


Diyeceğim o ki; bir dizi, gerçeklik ve samimiyet içeriyorsa izlenmiyor. Ne acı! Erkek ne yapmış olursa olsun, kadın hep ama hep onu affetsin isteniyor. Sırf kendi yolunu çiziyor kadınlarımız diye cinayetler işleniyorken bu ülkede; halkın böyle dizileri izlememeyi tercih ettiği, kadını güçlü görmeye tahammül edemediği bir gerçek değil mi? 

Diyorlar ki yorumlarda; böyle belirsiz son mu olur? Neden mutlu son yok! Sizce bu anlattıklarım eşliğinde, geçen zaman diliminde bir kadın ya da erkek; ya da şöyle sorayım, her kadın ya da her erkek affeder mi?! Affetmeli mi! Herkes bir olursa, her hikaye belirli ışıkta giderse; orada düşünen, aklı hür vicdanı hür bir yaratılmış insan var mıdır??

Herkesin kızdığı ortak nokta, benim de saçma bulduğum tek nokta; erken ya da tam zamanlı bitiş de olsa, senaryoda Sarp'ın Leyla'yı tam olarak neden terk ettiğinin bildirilmemiş olması! Bu gerçekten büyük bir eksiklikti ama erken final olduğu için göz ardı edilebilir. Son olarak Leyla'nın Sarp'ı, "belki bir gün affedebilirim, biz diye bir şey yine olur. Ama bunca şeyin üstüne hemen affedemem" diyebilmesinin yanında, Sarp'ın sebebini öğrenmemek dokunmadı. Görülmeli ve bilinmeliydi bence, onca olan bitenin üstüne bir çırpıda eski aşıkların yeniden barışması ve kavuşması hiç de samimi olmazdı...

Benim için erken finaline rağmen, bu son ile unutulmaz bir dizi oldu... Gerçekçi, "her şeyin aşk olmadığını anlatan", insanın kişilik değerlerinin üstüne sevgisinin geçemeyeceği durumların çok normal olduğunu anlatmayı başarabilmiş yürekli bir dizi senaryosu... O3 medya yapımına, senaristleri Aksel Bonfil ve Pelin Karamehmetoğlu'na, yönetmeni Metin Balekoğlu'na, diğer set çalışanlarına ve tüm oyuncu ekibine emeklerinden ötürü şahsi teşekkürlerimle... :)

Böyle dizilerin uzun soluklu başarılarını görebilmek, gerçek hikayeler izleyebilmek ve nice benzerlerini de görebilmek dileğimle... Bu gelişmeyi dizi sektörümüzde yeni soluklar can bulmaya başladı diye görüyorum ben; 2020 dizi sektörü, az ama öz yapımlarla yol alabilir bence. Örneklerinden sonra bahsederim belki, tahmin edilenlerden yani... (:

Bunlar benim şahsi gözlemlerimdi işte. İyi Günde Kötü Günde dizisini beğendim. Saf aşıkları, aşk için yaşayıp hayatını yok sayanları ve aptal aşıkları izlemekten usanmıştık zira! Okuduğunuz için teşekkürlerimle, sevgiler... =))