6 Aralık 2020 Pazar

Engelli Emojisi Ve Sosyal Medya Kullanımı - Didem'in Gözünden


Bilindiği üzere, bitmek üzere olan bu hafta 3 Aralık Dünya Engellliler Günü gerekçesi ile Engelliler Haftası idi. Ama neticede yine o gün geçtikten sonra minimum düzeyde hatırlanmaya devam edecek bir durum olmaya başladı çoğunluk tarafından, ta ki bir dahaki benzer günlere kadar...

Ben bilhassa o gün yazmadım-yazamadım... Pandemi dolayısıyla hastanelerde ve hayatın içinde yine yerimiz çok geri planda kaldı, ne diyebilirim ki (?) dedim kendi kendime..


Ama resimlerde gördüğünüz emoji var ya, bu sene içinde çok takıldığım bir mevzu idi ve birkaç ay önce de bir paylaşım altında yine susamadığımı ve bunu sizlerin de görmesini istediğimi belirtmiştim hikâyelerimde. (Onları da instagram hesabımın "Didolatte_" gönderilerinde bulabilirsiniz..)

İnstagram birçok açıdan haddini aşmaya devam etti de, bu kadarı da fazla değil mi sizce de?? 

Olay şu; beğenmediğin bir durum bir olay mı söz konusu, bas "engelli" ibaresini! "Argo tüm ifadelere, engelli ibaresine sığdır gitsin!" Engelli kim ki, burada da engel koy önüne gitsin...

Yapana göre çok basit ama benim gibiler için çok derin bir mevzu. Ben yıllar boyu birileri bana "özürlü" demesin diye savaş verdim nicesiyle. "Özür bir kusur anlamı içerir, yanlış bu ifade" dedik nicesiyle. Sonra bize "engelli" denilmesine karar verildi, kanun bile çıkartıldı bunun için zamanında... 

Ama şimdi birileri benim "engelli" denmesi için uğraştığım kalıba, kötü tüm ifadeleri sığdırmaya çalışıyor ve bir tek itiraza bile "aşırı duyar gösteriyorsunuz" diyorlar. Peki soruyorum ve anlatıyorum;

Siz içini doldurmak için uğraştığınız bir kavramla hayatı yaşıyorken, anlamsızlaştırılmak ister miydiniz? Kabul görmediğiniz, engellendiğiniz ve çoğunlukla toplumdan kısıtlı yaşadığınızı düşünün. Senede birkaç gün tüm ülkece sesiniz duyulabilir ve o zaman sorunlar biraz olsun anlaşılabilir olurken, seni gösteren sembolün anlamının 5 gönderiden 4ünün altındaki yorumlarda "kötü her noktaya damga şeklinde vurulmasına" üzülmez miydiniz? 

Akılsız, salak, gerizekalı, faydasız dediğiniz her gönderinin altına koyduğunuz o "engelli emojisi" beni ifade ediyor. "Engelli geldi yolu aç düt düt" yorumları yapanları gördü bu gözler!!! Bu "gereksiz duyar değil". Gereksiz duyar, gerçekten gülünç bir şeyi ciddiye almaktır. Fakat sizin umursamadan koyduğunuz emoji 3,5 milyon engellinin hayatının ta kendisi... 

Ben size kendimi, bizleri anlatmak istedim. Dilerim anlaşılır, görülür, duyulur ve "duyar gösterdiğinize" şahit oluruz...

Amacım bir ben veya bana yaşıt kişiler değil aslında. Bu yola yeni adım atan küçük büyük nice insanımız da olabilir. Onların cesareti de kırılmasın, sesleri kesilmesin ve "ben anlaşılamıyorum, tanınmıyorum!" demesin...

En son ihtiyacımız olan şey; toplumun bireyleri tarafından yaralanmış ve kendini toplumdan uzaklaştıran bireyler. Bir tek kişi bile bilgilense ve bu yanlıştan dönse-döndürse, işte esas farkındalık başlar; hem de sözlerde değil, kalplerde!!! :)

#Engelleme #Engelliİfadesi #ŞakaDeğil #ArgoDeğil #Gerçek #Farkındalık #HayatınTaKendisi

20 Kasım 2020 Cuma

Bin Ömrüm Olsa, Psycho But İt's Okay, The Knight Before Christmas - Kitap, Dizi, Film #didemingozunden

 

Bir Kitap Bir Dizi Bir Film ile geldim; en son okuduğum kitap, en son izlemeyi bitirdiğim dizi, en son izlediğim film ile... Hepsi Kasım 2020'nin haberleri, Didem'in Gözünden... :) İyi okumalar dilerim şimdiden...


Bin Ömrüm Olsa - Kristin Hannah



Şu an için en son okuduğum kitap "Bin Ömrüm Olsa" adlı kitabım hala. Ama aslında bu kitabı okuyup bitirdiğimde Ekim ayının sonlarında idik. Kasım ayındaki Ekpss sınavıma hazırlığım sırasında; halihazırda okuduğum iki kitabımı da hala bitiremedim... Ama geçtiğimiz pazar günü sınavıma girdiğimden beri, okuduğum kitaplarıma geri döndüm ve umuyorum ki önümüzdeki günlerde onları da bitirecek yeni kitaplarıma da geçeceğim... :)


Kristin Hannah en sevdiğim yazarlarda baş sıralarda geliyor ve bu okuduğum kitap okuduğum dokuzuncu kitabı oldu... Konusu, Büyülü Fırtına adlı kitabına benziyordu. İkisi de Kristin Hannah kitabı ve ikisinin de mistik içerikli konusu ayrı güzeldi... Ama sanırım yazarımızın kitapları içerisinde Büyülü Fırtına'yı bu dalda ayrı sevdim ama ondan sonra bu kitabı gelebilir kesinlikle. (:

Kitapta; Tess Gregory günümüzde bir bilim insanıdır. Bir araştırmasını onaylatma uğraşında daha başarısız olduğu bir gün, işten çok dalgın çıkar ve trafik kazasında hayatını kaybeder. Gözünü bir kez daha açtığında bir odada gideceği yeri seçmesi istenir. Yardıma ihtiyaç duyan adamın yanına gitmeyi seçer Tess; Jack'in yanına gider ve üç çocuklu bir annedir artık. Ancak gittiği zamanda da evinde de, reenkarnasyon ile canlandırdığı vücutta yaşamış kadının bıraktığı hayat yeterince karmaşıktır. Üçüncü çocuğunu doğururken vefat eden kadın, evini ailesini yeterince zorluk ve karmaşa içinde bırakmıştır; gerek tavrı, gerek sevgisizliği ve gerek asiliği ile... 

Kendisine Lissa adını verdiği karakterimiz Tess, oradaki hayatı ya sevecek ya da kendini öldürecektir... Bu açıdan karakterin hayatı ve önceki hayatıyla geçmişe giderek yaşamaya başladığı hayatı arasında bağlantı kurarak çözümleme yapma uğraşlarını, sürükleyici ve naif bir Kristin Hannah kaleminden okudum yine. Umarım ilerleyen zaman dilimlerinde yine Kristin Hannah kitapları ile buluşma fırsatı buluruz. Eğer hala Kristin Hannah kitabı okumadıysanız, bir yazar daha tanımak isterseniz; zaman kaybetmeden hemen bir şans verin derim. :)

"Ölüm insanın dikkatinden kaçan bir şey değildir. Bir... etki yaratır." (Sayfa 78)

"Bana öyle bir şey söyle ki yarın seni bugünden daha iyi tanıyayım." (Sayfa 254)

Bütün projelerin başlangıcı aynıydı. Veri topla ve bilgi bul. Bir bilim insanı olarak özellikle çok zor bir projeyi nasıl yavaş yavaş alacağını, başlamadan önce etraflıca inceleme yapması gerektiğini öğrenmişti. Tek yanlış adım, aceleyle konmuş bir teşhis, deneyin tamamını berbat edebilirdi. (Sayfa 326)


Psycho But İt's Okay - Netflix Dizisi



Eylül sonunda başlayıp, Kasım ayına kadar aralıklarla izlemeyi sürdürdüğüm "İt's Okay Not To Be Okay" adlı kore yapımı mini diziyi geçtiğimiz hafta başında bitirdim. Diğer bir adıyla Psycho But İt's Okay diye anılıyor... Bu mini dizi izlediğim ikinci kore dizisi oldu benim için, ilk izlediğimden konu itibariyle çok başkaydı ve bir o kadar da yaratıcı bir hikayesi vardı. Ben puanımı 10 üzerinden 10 veriyorum; bir puan kıracak olursam bile, sadece daha fazla bölümü olsun diye kırardım ben... :)

Dizimizin konusu; kendi içinde psikolojik sorunu olan üç kişinin, üç aşamadığı sorundan hareketle, bir akıl hastanesi çevresinde geçiyor... Bir abi ve kardeşimiz var, Gang Tae ve Sang Tae; küçüklüklerinde annelerinin kaybını yaşadıklarından beri, ilkbahar mevsiminde ev değiştiriyorlar. Çünkü otizmli abisinin yanında öldürülen annelerinin katilini "kelebek" diye adlandıran Sang Tae'nin abisi, kelebeklerden korkuyor... "Beni de öldürecekler!" diyerek... Ne kelebek çiziyor, ne kelebek görmekten hoşlanıyor ne de kelebekleri konuşmaktan hoşlanıyor!

En sevdiği yazar Ko Moon-Young, masal yazarı. Masalları o kadar güzel ki, dizinin birçok bölümünde "öğretileriyle beraber sunuluyor bizlere de". Keşke gerçekten o kitaplar çıkmış olsa da, bizler de alsak diye düşündüm resmen! Masalları çok gotik çizgilerle çizilmiş ama bir o kadar da kendince öğretileri var, izlerken ve dinlerken anlıyorsunuz yazarımızın yaşadıklarını! 

Akıl hastanesi ne alaka derseniz; Ko Moon-Young'un babası akıl hastanesinde kalıyor ve Sang Tae de akıl hastanelerinde hasta bakıcılığı yapıyor. Esasında çocukluk arkadaşları olan Sang Tae ve Ko Moon-Young, Sang Tae ve abisi şehir değiştirdiğinde; önce o hastanede karşılaşıyorlar ve daha sonra da bu karşılaşmalar masal yazarımızın arkadaşını tanımasıyla planlı halini alıyor... =)

Önce tartışmalar, sonra anlaşmalar ve sonra karmaşalar, gel gitler derken; sürüp gidiyor dizi boyunca tavsiyeler ve öneriler... Ben dizinin en başında verilen şu öğüdü çok sevdim, ilk masalın öğretisi idi bu;

“Acı veren, sancılı anlar. Pişmanlık içeren anlar.

Can yaktığımız ve canımızın yandığı anlar.

Terk edilmenin anıları.

Sadece böyle anıları kalbinde taşıyanlar,

Daha güçlü, tutkulu ve duygusal açıdan esnek olabilir.

Sadece onlar mutluluğu elde edebilir.”

 

Sakın unutma. Her şeyi hatırla ve aş. Eğer aşamazsan her zaman ruhu büyümemiş bir çocuk olarak kalırsın.” (1. Bölüm)

Dizinin ana öğüdü buydu aslında; hep bunun etrafında şekillendi ve devam etti. Herkes geçmişte yaşıyor bir şeyler ama her kim aşarsa büyüyecek ve devam edecek hayatına... Küçükken yönlendirilmiş olabilirsin, ezilmiş olabilirsin, sevgisiz kalmış ve sevgiden uzaklaştırılmış olabilirsin; "dön ve şimdiye bak, şimdini şekillendir" diyor dizide bolca...

"Birine ihtiyacın varken önüne çıkarsa, buna kader denir. (1.Sezon 11. Bölüm) " diyor sonra dizi;

Yalnız kalmayı marifet sayan ve öfkesini büyüten insanların, esasında kalbini açtığı zaman mutluluğu ve kaderini değiştirebileceğini öğretiyor. Güvenmeyi, masallara bakış açını değiştirmeyi ve kendi içinde aşman gereken düşünceleri aştığın zaman esas sen'e kavuşacağını söylüyor...

Esas karakterlerimiz çok zor oluyor ama abi kardeş ve masal yazarımız bir araya gelene kadar çok zorlanıyorlar. Onların karmaşasını anlatmadan devam edeceğim, 16 bölümü anlatmam hiç doğru olmaz. İzlemenizi ısrarla tavsiye ediyorum bu yüzden. Bir olmayı öneriyor dizi, aslında bugünlerimizi anlatıyor; "Birlikte güçlüyüz, ayrıyken ölüyüz. (1. Sezon 14. Bölüm)" diyerek.

Dizinin içerisindeki görüntü çalışmaları da, karakterlerin ses ve karizma çalışmaları da, sahne çalışmaları da çok güzeldi! Dediğim gibi, ben en çok masal çalışmalarını sevdim; çünkü bir dizi için o masal kitaplarının yazılmış, çizilmiş ve basılmış olması beni çok etkiledi! Annesi Korenin en iyi kadın yazarı olan Ko Moon-Young, Korenin en iyi masal yazarı... Bu masal yazarımız, küçüklüğünden beri yaşadıklarını öyle içselleştirmiş ki; içinin karasını, masallara aktarmış. Onun için anlatım, hep en acı haliyle varolmuş; çünkü ötesini bilmiyormuş...

Geçmişinde en sevdiği arkadaşını bulunca değişen birçok haliyle, Ko Moon-Young'un da kalbinde çiçekler açmaya başlıyor işte. Zorlu oluyor ama oluyor. Kendisi gibi sevgisiz büyüdüğünü sanan arkadaşıyla, eksik yanlarını tamamlıyorlar. Buna da şöyle diyorlar filmde;

İnsanlar zayıf oldukları için birlik olurlar. Birbirimize böyle dayanırız. Bizi insan yapan budur. (1. Sezon 15. Bölüm) 


Yani son olarak filmin son bölüm öğüdü olarak, katıldığım son cümleyi de buraya ekleyelim;

Haklısın. Silemiyorsan daha iyi bir şeyle üstünü kapamalısın. (1.Sezon 16. Bölüm)


The Knight Before Christmas - Netflix Filmi


İki gün önce izledik bu filmi de babamla, o kadar eğlenceli idi ki; henüz bulamadık bunun kadar eğlencelisini! :) 

Noel temalı romantik filmleri çok seviyorum. Senenin bu iki ayında (Kasım-Aralık), izlemeyi ve keyif almayı bildiğim filmlerden benim için... Geçen sene bu zamanlar Noel Prensi ve Noel Prensi Kraliyet Düğünü filmlerini izlemiştim. Bir de onların bebekleri olmuştu geçen sene, onu izlemiştim üstüne... Denk gelmesi lazım bu tarzda kaliteli yapımları, çünkü bize uzak kültürler olduğu için konuları değişik geliyor ve klişe yapımlarla karşılaşmama ihtimaliniz de çok yüksek...

Misal bu film, Noel Öncesi Şövalye diye çevirebileceğimiz isme sahip bu film; eski zamanlardan günümüze, esas eksikliğini bulmak için gönderilmiş bir şövalyeyi anlatıyor. Noel gecesine kadar bulması gereken görevinin peşinde günümüzle tanışmasını izliyoruz. Gerçekten eğlenceli ve de romantikti.. 

Kadın karakterimiz Brooke'un geçmişten gelen şövalyemiz Sir Cole'e çarpınca; üzerindeki zırhlı kıyafetlerinden sebep hiçbir yara almıyor, ama kendisine şövalye dedikçe ve kaydı da bulunmadıkça "hafızasını kaybetmiş bir genç olarak misafir ediyorlar şövalyemizi"! :)

Brooke sahip çıkıyor, ona yardımcı oluyor; sözde kendisini hatırlayana kadar şövalye diye bahsetmesinden sebep, bir süre sonra özde olmasa da ona inanmak durumunda kalıyor Brooke. Zamanla aşk başlıyor, Noel arifesinde birbirlerini keşfediyorlar ve de hayata karşı eksik kalan bakış açılarını kazanıyorlar...

Eğlenceli vakit geçirmek istiyorsanız, 2019 yapımı bu filmi kaçırmayın derim. Tam battaniye altına girip, sıcak kahveniz ile keyifli birkaç saat geçirmelik bir film! =))


İşte Bir Kitap, Bir Dizi Ve Bir film adlı bir yazımın daha sonuna geldim. Biraz daha buraya yazı yazamasaydım, "Tamam, olmuyor demek ki!" diyecektim. Ama Ekpss 2020 sınavımı bitirdim ve kendime geri döndüm yeniden çok şükür... :) Geç olsun da güç olmasın diyelim, en kısa zamanda yine görüşelim inşallah... 

Sevgilerimle...